Ejderha

E

     Dondurucu Petersburg yanıyor ve çalkalanıyordu. Hava açıktı: Sisli perdenin arkasında görünmeyenler, sarı ve kırmızı sütunlar, külahlar ve gri kafesler gıcırdayarak, ayak uçlarının üzerinde sürüklenerek gidiyorlardı. Buz gibi kızgın güneş sisin içinde solda, sağda ve yukarıda. Aşağıda ise yanan evin üzerinde bir güvercin… Ejderha kılığındaki insanlar, sisli hayal dünyasından yeryüzüne çıkıyor, ağızlarından sisli dünyada duyulan sözcükler gibi duman savuruyorlar. Burada beyaz, yuvarlak dumancıklar çıkarıyor ve siste boğuluyorlardı. Tramvaylar ise yeryüzünden gıcırtıyla ve hızla belirsizliğe doğru gidiyorlar.
     Tramvay sahasında bir süre için belirsizliğe uçan tüfekli bir ejderha bulunuyordu. Kasketi burnuna iniyordu ve eğer kulakları olmasaydı, kesinlikle kasket ejderhanın kafasını yutardı: Kasket kepçe kulaklara oturdu. Kaputu yere kadar sallanıyordu; kolları sarkmış, çizmelerin burun uçları boş olduğu için yukarıya doğru bükülmüşlerdi. Sisteki delik ise onun ağzıydı.
     Bunlar uçan dünyada olmuştu. Burada ejderhanın savurduğu zehir gibi bir duman görünüyor ve duyuluyordu da:
     “Onu götürüyorum: Suratı “aydın” bir surat, fakat görüntüsü iğrenç. Üstelik konuşuyor, serseri mi, ne? Konuşuyor…”
     “Eee… Ne oldu, götürdün mü?”
     “Götürdüm: Aktarmasız ahirete. Süngüyle…”
     Sisteki delik yabanileşti: Sadece boş kasket vardı, boş çizmeler, boş kaput. Tramvay dünyadan giderken gıcırdıyordu.
     Ve birdenbire boş kollardan, derinden, kırmızı, ejderha pençeleri belirdi. Boş kaput yere çömeldi ve pençelerinde zehir gibi bir dumandan grileşmiş, soğuk, maddileştirilmiş bir şey.
     “Aman Tanrım! Serçecik donmuş, ya? Hadi üfle.”
     Ejderha kasketini geriye çekti ve sisin içinde iki göz, iki küçük aralık çalkalanan dünyadan insan dünyasına.
     Ejderha tüm gücüyle, ağzıyla kırmızı pençelerini üflüyordu ve bu sözler açıkça serçeciğe yöneltilmişti, fakat bunlar çalkalanan dünyadan duyulmuyordu. Tramvay gıcırdıyordu.
     “Aman, serseri sanki kıpırdadı mı? Halen yok mu? Halbuki geçer, vallahi… Hadi üflesene!”
     Tüm gücüyle üfledi. Tüfek yerde yuvarlanıyordu. Yazılmış kader anında gri serçecik kıpırdadı, biraz daha kıpırdadı ve ejderhanın kırmızı pençelerinden belirsizliğe uçuverdi.
Ejderha kulaklarına kadar duman dolu alevli ağzını, dişlerini gösterdi. Küçük aralıklar yavaş yavaş kasketle, insan dünyasına doğru kapanmaya başladı. Kasket, kepçe kulaklara çöküverdi.
     Ahirete gönderen kılavuz, tüfeğini yerden kaldırdı.
     Tramvay insan dünyasından belirsizliğe doğru uçarken dişlerini gıcırdatıyordu. 

(Rus Öyküsü–Yazan: Yevgeniy İ. Zamyatin–Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi