Don Kişot (16)

D

     On Altıncı Bölüm (Sanço evine dönüyor)
    Sanço’yu sevimli Maritorne uykudan uyandırmaya gitmişti; fakat hakikati söylemeye mecburum ki bu iş hiç de kolay olmadı. En sonra o başını yastığından kaldırdı, esneyip gerindi ve gözlerini açtı.
     Kız:
— Ah seyis efendi, uyandığınızı gördüğüme ne kadar memnunum. Bilseniz siz uyurken burada neler oldu neler.
     Maritorne’un bu sözlerinden hiçbir şey anlamayan Sanço:
— Neler mi oldu? dedi.
— Evet seyis efendi. Bir sihirbaz gelip efendinizi aldı. Bir tahta kafese koydu ve dört öküzün çektiği bir arabaya bindirip götürdü.
     Sanço dehşetle:
— Aman deme! diye haykırdı.
— Vallahi öyle. Hemen kalkıp kahvaltı ediniz. Papaz efendi ile güzel kız hâlâ buradalar. Bu işi size olduğu gibi anlatacaklarına şüphe yok.
     Kız doğru söylüyordu. Papaz yeğeni ile beraber handa kalmıştı. Don Kişot’un seyisini alayla karşıladı.
— Efendisinin  başına  çok  müthiş  şeyler  geldiği halde uykudan uyanmayan bir seyisi ilk defa görüyorum, dedi.
     Sanço Panza o kadar şaşırmıştı ki bir şey söyleyemedi; kendi kendine:
— Ah ben ne halt ettim; efendim ne der bana; fakat o kadar yorgundum ki hiçbir şey duyamadım, diye mırıldanıyordu.
     Papaz ile yeğeni, sihirbazın Don Kişot’a gönderdiği hayaletleri anlattılar ve onu ellerinden geldiği kadar yatıştırmaya uğraştılar. Fakat Sanço efendisini düşünmekten kendim alamıyor ve korkuyordu. Köylünün Don Kişot’a bu bağlılığı papazın hoşuna gitmekteydi.
— Sanço dostum, dedi, gönlünü ferah tut efendin için hiç bir tehlike yok. Şövalyeyi götüren hayaletler iyi ruhlu şeytanlardır; onun fenalığını asla istemezler. Kahvaltını iştahla yemene bak. Sonra efendini aramaya çıkarız. Nasıl olsa bulacağız onu. Sen hiç korkma.
— Şövalyenin nerede olduğunu biliyor musunuz papaz efendi?
— Bunu anlar gibi oluyorum. Bana emniyet et sen.
     Don Kişot’un seyisi, içi biraz serinlemiş olarak kahvaltıya gitti ve güzelce karnını doyurdu. Onun rahatsız olmadan bu kadar yiyeceği gövdeye indirmesi görülecek şeydi. Sanço’ya Maritorne hizmet etmekte idi. Onun her sözüne olduğu gibi, yiyecek yemesine de şaşıyordu.
     Biraz sonra papaz, Dorothee ve Sanço yola çıkıyorlardı. Akşama kadar durmadan gittiler ve o geceyi yeğenin evinde geçirdiler. Kızın ana babası hanın oldukça yakınında bir şehirde oturan hali vakti yerinde iyi bir aile idi. Köydeki fakir kulübesinden başka yer bilmeyen Sanço’ya Dorothee’nin evinde gördüğü her şey o kadar güzel geldi ki onu neredeyse bir saray sanacaktı.
     Ertesi sabah Sanço, papazla beraber köyünün yolunu tutuyordu. Efendisini o kadar merak etmekte idi ki yol boyunca ikide bir papaza, yakında Don Kişot’a rastlayacaklarından emin olup olmadığını soruyordu.
     O gün akşama doğru köye yaklaşırken Don Kişot’un kafesini taşıyan yük arabasına yetiştiler. Sanço Panza dehşetli korktu; fakat papaz onu yemden yatıştırdı ve kafesin yanına götürdü.
     Sanço:
— Ah Senyör Don Kişot; neler geldi sizin başınıza? diye sordu.
     Kahramanımız cevap verdi:
— Sus dostum. Sihri bozma. Şunu bilesin ki çok sıkıntı çekiyorum. Fakat bu sayede şan ve şerefim kat kat yükselecektir. Onun için bu sevimli hayaletlerin beni istedikleri yere götürmelerine ses çıkarmamanı rica ederim.
     Seyis efendisini bu hazin durumda gördüğüne çok üzülüyordu; fakat tek bir kelime söylemedi ve kafilenin arkasından yürüyerek biraz sonra köye girdi.
     Köy halkının, beyazlı hayaletlerin getirmekte oldukları esirin Senyör Kesada olduğunu görünce ne kadar hayret ettikleri kolayca anlaşılır. Herkes dehşet içinde idi. Ne düşüneceklerini bir türlü bilemiyorlardı. Köylüler yabalarını ellerine alarak hayaletlere saldırmalı ve Senyörlerini kurtarmaya çalışmalı mı idiler? Bir çoklarının fikri buydu. Fakat papaz ile Sanço’yu görmek onları bir parça yatıştırdı ve tereddüde düşürdü.
     Kafile köyü geçti ve bayırın yolunu tuttu. Köy kadınları haberi Don Kişot’un yeğeni ile hizmetçisine yetiştirmişlerdi. Onlar bağıra çağıra onu karşılamaya koştular.
— Senyör, senyör; siz geldiniz ha! diye çığlıklar koparıyorlardı.
     Yeğen:
— Amcacığım, amcacığım! Ah ne sevindim size kavuştuğuma. Ben sizi artık hiç gelmeyeceksiniz sanıyordum, diye gözyaşı döküyordu.
     Kahramanımız iki günden beri kafesinden çıkmamıştı ve çok yorgundu. Ağzına bir lokma bir şey koymamış ve adeta kendi kendisinin gölgesine dönmüştü.
     Onun için hayaletlerin, kendisini odasına kadar götürmelerine ve yatağına yatırmalarına ses çıkarmadı. Değil mi ki sihirbaz öyle emretmişti, kendisi de bu emre baş eğmekten başka ne yapabilirdi?
     Arkasından hayalet elbiselerini çıkarmış olan berber onu görmeye geldi ve tekrar görüştüklerine çok memnun olduğunu söyledi.
— Aramıza döndüğünüzü görmek bizi çok bahtiyar etti Senyör Don Kişot! Zaferlerinizin ve kazandığınız şan ve şerefin şöhreti dünyayı tuttu. Bunun için köy halkı bayram yapmakta ve sizin varlığınızla iftihar etmektedir. Bana inanabilirsiniz. Ancak çehreniz bana pek iyi görünmüyor.  Bu gerçekten olağanüstü seferler ve maceralardan sonra uzun zaman dinlenmeniz lazımdır.
     Don Kişot ağzını açmadı. Dünyanın hazinelerini verseler kimseye bir şey söylemezdi ama kendini yatağında bulduğuna da çok memnundu.
     O esnada Sanço da evine dönüyor ve karısı ile çocuklarına kavuşuyordu.
     Karısı:
— Söyle bakalım. Bizim eşeğin keyfi yerinde ya? diye sordu.
     Sanço:
— Efendisininkinden çok daha iyi, dedi.
     Kadın:
— Sen biraz zayıflamışsın, dedi, fakat Allah’a şükür sağ salim döndün ya. Sen yokken ne kadar sıkıntı çektiğimi bilemezsin.
     Köylü cevap verdi:
— Ya ben karıcığım! Seni gördüğüme bilsen ne kadar memnunum.
— Gelelim şu maceralar meselesine Sanço. Sen epeyce bir şeyler getirdin mi bari? Bana bu yırtık ve eski eteklik yerine yeni bir eteklik satın almışsındır inşallah; çocuklarımıza kundura almayı düşündün mü?
     Don Kişot’un seyisi derin derin içini çekti:
— Bu söylediklerinin hiç birini getiremedim. Karnım da çok aç.
     Kadın:
— Nasıl, dedi, işlerin iyi gitmedi mi?
— Karıcığım, gezici şövalyelik zanaatı senin sandığın kadar kolay iş değil, insan her saat krallıklar fethedecek gibi oluyor, yahut dayak yiyor. Bu seferlik bir şey getiremedim; fakat bildiğimi iyi biliyorum. Bazı kimseler beni altı okka yaparak havada zıplattılar; bazıları da yüzden fazla sopa attılar. Fakat bunlardan ne çıkar? Efendim bana bir ada vermeyi vadetti.
     Okula gitmemiş olan kadın:
— Ada mı? dedi. O da ne oluyor? Yenecek bir şey mi?
     Sanço:
— Yok, değil, dedi.
— Öyleyse ne işimize yarar?
     Seyis:
— Karıcığım, bırak da anlatayım. Efendim bana bir ada verdiği zamanlar kont olacağım, sen de kontes; yani kraliçe gibi bir şey. Prensesin sarayı gibi bir sarayda oturacağız. Birçok insanları idare edeceğiz. Pek çok paramız ve malımız olacak. Sana artık Jeanne Panza demeyecekler, Kontes hazretleri diyecekler.
     Söylemeye hacet yok ki madam Panza bu sözlerden hiçbir şey arılamıyordu. Şövalyelerin hayatlarından haberi olmayan kadıncağız için kocasının ağzından işittiğine benzer sözlerin hiçbir çekiciliği yoktu. Saf bir tavırla:
— Bunlar kulübemize ekmek, ayaklarımıza kundura getirecek mi? Sen ondan haber ver, dedi.
— Adama gittiğimiz zaman böyle konuşmayacaksın. Altınlar, elmaslarla süslü elbiselerin olacak, altın tepsiler içinde tavus kuşu kızartmaları yiyeceksin. Ne yazık ki henüz oraya gitmiş değiliz. Bu gecelik ağzıma atacak bir parça ekmeğin varsa hoş geldi, safa geldi. Zaten çok yakında ada için haberler alacağız; çünkü yarın efendimi görmeye gideceğim. Kendisinden bu iş için ne düşündüğünü de sorarım.
     Sanço ile karısı işte böyle kavuştular ve bir araya geldiklerine çok memnun oldular.
     Ertesi sabah Sanço şatoya gitti. Hizmetçi onu ters yüzü evine göndermek istedi; fakat yeğen buna meydan vermedi ve amcasını fazla yormamasını tembih ederek seyisi Don Kişot’un yanına götürdü.
     Şövalye yatağından kalkmamıştı. Hali pek parlak görünmüyordu. Hasta gibiydi; kendisini görmeye gelen berberle hiç konuşmamıştı. Fakat seyisini görünce bir parça canlanır gibi oldu ve kendisini onunla yalnız bırakmalarını söyledi. Sanço ona hemen ada lakırdısını açtı. Don Kişot:
— Sana onu vadetmedim mi? diye sordu.
— Vadettiniz elbette, eksik olmayın Senyör Şövalye. Fakat karım onu görmek istiyor.
— Çok geçmeden görür dostum Sanço. Bilirsin ki ben sözünün eri bir şövalyeyim.
— Bilmez olur muyum? Ne zaman gidiyoruz?
     Don Kişot cevap verdi:
— Bırak da bir kaç gün dinleneyim.
     Sanço çok yakında sevgili adasının valisi olacağından asla şüphe etmeyerek Don Kişot’tan ayrıldı. O günden sonra her sabah efendisini yoklamaya gidiyor ve bir an evvel yeni maceralara doğru kanat açmak için onu sıkıştırıyordu.
     Bu ziyaretlerden döndüğü zaman Sanço yakın bir gelecekteki saadetlerini karısına anlata anlata bitiremiyordu. O sevgili adasını inceden inceye tasvir ederken kadıncağız “Sakın kocam çıldırıyor olmasın!” diye şüphelere düşmekteydi.
     Papaz ile berber seyisin oyununu gözden kaçırmıyorlar ve büyük bir endişe duyuyorlardı, iki kahramanımız başbaşa verip neler düşünüyorlardı acaba? Sakın yeni bir kaçma hazırlığı olmasın? Ne pahasına olursa olsun bunu mutlaka önlemek lâzımdı.
     Papaz ile berber onların üçüncü defa olarak kaçmalarına meydan bırakmamak için şatoyu sıkı bir göz hapsine almışlardı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi