Don Kişot (17)

D

     On Yedinci Bölüm (Don Kişot yine kaçıyor)
     Bir sabah Sanço, Don Kişot’u yatağından kalkmış buldu ve sevinçle bağırdı:
— Gözlerimiz aydın! Siz iyi oldunuz ha sayın şövalyem!
     Don Kişot cevap verdi:
— Çok şükür kendimi yirmi yaşındaki kadar genç ve dinç buluyorum. Yeni maceralara gitmeye hazırım.
— Artık Senyör ne kadar mesudum. Bir an evvel adama kavuşmak için yanıp tutuşuyorum.
— Tam sırasını buldun. Senin adan bir parça daha bekleyebilir. Senin adan Tanrının yarattığı yerden kıyamete kadar bir yere kaçmaz.
— Ona ne şüphe Senyör! Fakat…
— Ondan evvel beni beklediğini söyleyen sevgili Dulcinee de Toboso’mu bulmak ve ona saygılarımı sunmak istiyorum.
     Sanço yüzünü buruşturdu:
— Bu pek lazım mı Senyör Şövalye?
     Don Kişot öyle bir ses ve tavırla “mutlaka” diye bağırdı ki köylü bir şey söylemeye cesaret edemedi ve Don Kişot’un ada işini Dulcinee işinden sonraya bırakacağını düşündü:
— Peki ne zaman yola çıkıyoruz.
— Mümkün olduğu kadar çabuk. Fakat bu iş kolay olmayacak; çünkü berber ve papaz dostlarım beni göz hapsine aldılar. Atım ve silahlarımla beraber nasıl şatodan çıkacağımı bilemiyorum.
     Sanço Panza’ya bir fikir geldi:
— Silahlarınızı  neden bana emanet etmiyorsunuz Senyör? Ben onları elbisemin altına saklayarak birer birer şatodan kaçırırım. Zırhınızı bayırın altındaki korulukta giyersiniz.
     Don Kişot:
— Hakkın var dostum, dedi. Nasıl istersen öyle yap.
     Sanço her gün Don Kişot’un silahlarından birini şatodan çıkarmanın çaresini buluyor ve söylediği yere saklıyordu. Nihayet günün birinde bütün ağırlıklar koruya taşınmıştı.
     Ertesi sabah Don Kişot, atı bir parça kırda gezdirmek için Sanço’ya müsaade etmesini yeğeninden rica etti:
— Zavallı hayvan ahırda kapalı kalmaktan bunaldı. Biraz kurtlarını döksün, dedi.
     Kız:
— Sevgili amcacığım! Atın ahırda sıkıldığı bugün mü aklınıza geldi? diye sordu.
     Fakat Don Kişot birdenbire kızdı, yeğen de daha fazla bir şey söylemeye cesaret edemedi. Böylece seyis atı ahırdan çıkardı ve Rossinante koruda efendisinin silahlarının yanına gitti.
     O akşam yeğen ile hizmetçi uyur uyumaz şövalye gizlice şatodan kaçtı ve Sanço ile buluştu. Bir kaç dakika sonra iki adam Toboso köyünün yolunu tutuyorlardı.
     Bütün gece hiçbir kimseye rastlamadan yol gittiler; ertesi gün de öyle olaysız geçti. Akşama doğru Toboso köyü karşıdan görünmeye başlıyordu. Don Kişot nihayet Dulcinee’sine kavuşacağını düşünerek çocukça bir sevince kapıldı. Fakat seyisin yüreği pek rahat değildi. Yalanı meydana çıktığı zaman efendisi ne diyecekti? Don Kişot bunu görünce öfkelenecek ve vadettiği adayı vermemeye kalkacak olursa ne yapardı?
     Şövalye:
— Nen var Sanço dostum, dedi, suratın neden uzamış böyle? Bir tasan mı var?
— Galiba son yemeği iyi hazmedemedim.
— Hele bak! Buna mı üzülüyorsun sen? Rica ederim sen de benim gibi neşeli ol. Ben keyfimden kabıma sığamıyorum.
— Hakkınız var Senyör Don Kişot.
— Bu köy İspanya köylerinin en güzeli değil mi?
— Öyledir efendimiz.
— Dünyanın en güzel yeri burası olduğuna şüphe yok. Ah benim sevgili sadık seyisim. Nihayet Dulcinee’mi göreceğime ne kadar sevindiğimi anlarsın.
     Köylü kaşlarını çatarak:
— Siz Dulcinee’nizi daha evvel gördünüz ya?
     Don Kişot:
— Yok görmedim, dedi, köyde bana ondan çok bahsettiler; son derece güzel olduğunu söylediler. Fakat ben kendim görmedim. Bunun için ne kadar heyecanlı olduğumu anlarsın. Seninle bana gönderdiği haberi düşündükçe…
     Sanço Panza geniş bir nefes aldı:
— Aman efendimiz… O kadar acele etmeyin… Dulcinee size hiçbir haber göndermedi.
— Bunun ehemmiyeti yok dostum. Bekleyelim gece olsun. O zaman köye gireriz.
     Nihayet gece yarısına doğru kahramanımız köye yaklaşmaya karar verdi. Ortalık zifiri karanlıktı, göz iki adım ötesini zor seçiyordu.
     Don Kişot seyisine:
— Beni şimdi prenses Dulcinee’nin sarayına götüreceksin, dedi.
     Sanço cevap verdi:
— Aman efendimiz, prenses çoktan uyumuştur. Nasıl uyandırırız onu? Görüyorsunuz ki bu evlerde herkes uykuya dalmış. Etrafta en küçük bir ses işitilmiyor.
     Köylü bunu pek doğru söylemiyordu. Çünkü her tarafta köpeklerin havladığı, kedilerin miyavladığı ve domuzların bağırdığı işitiliyordu. Hatta o arada bir de eşek anırmaya başlamıştı.
     Don Kişot:
— Saraya kadar gidelim, dedi, belki de prenses uyumuyor ve beni düşünüyordur.
     Sanço:
— Ne söylüyorsunuz Senyör Şövalye, dedi, ben  size prensesin sarayda oturduğunu söyledim mi?
— Söylemedin ama bir prenses nerede otursun?
— Hızlı  konuşmayın senyör, geçtim köylülerden, biri köpeğini başımıza belâ eder.
— Saray nerede Sanço? Götür beni oraya diyorum.
— Efendimiz biraz sabırlı olun. Bu karanlıkta sarayı nasıl görürüm.
— Nerede olduğunu biliyorsun ya. Saray bir büyük meydanın ortasında olur.
— Belki hakkınız var Senyör, fakat prensesin evi dar bir sokağın içindeydi  gibi  geliyor bana.
     Sanço Panza o kadar şaşırmış bir haldeydi ki, artık ne uyduracağını bilemiyordu.
— Olur mu öyle şey, Sanço, olur mu? Bir sarayın dar bir sokak içinde bulunması mümkün mü?
— Her memleketin âdeti başkadır Senyör. Fakat bu saatte söylediğiniz sarayı bulmak mümkün olmaz sanıyorum. Şu köyden çıkıp ta kendimize bir yatacak yer arasak daha hayırlı olmaz mı dersiniz? Yarın sabah erkenden burada bir keşif yapmaya gelirim; sonra da sizi prensesinizin yanına götürürüm.
     Şövalye içini çekerek:
— Belki hakkın vardır dostum Sanço, dedi, Dulcinee ile görüşmemizin gecikmesi canımı sıkıyor. Bil ki ben bugüne kadar onun güzel yüzünü seyretmek ümidiyle yaşadım. Bunun için bu köyden uzaklaşmak zordur benim için. Fakat değil mi ki bu karanlıkta aramalarımıza devam etmenin doğru olmayacağını söylüyorsun, öyleyse teklifine razı oluyorum.
     İki adam köyden çıktılar ve gecenin geri kalan saatlerini geçirmek için bir küçük meşe korusu bularak karargahlarını kurdular.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi