Marmara İncisi

M

     Bütün kasaba halkı, bir tek yürek, bir tek gönül halinde birleşivermişler.
     Bazı kimseler, kasabanın evlerini, tek tek gezip, kulaklarına bir şeyler mi fısıldadılar acaba? Ne dersiniz?
     Bütün gönüller, bu gençlerin saadeti için duacı, kulaklar onlar tarafından gelecek sevinçli haberi duymaya hazır. Gözler, mürüvvetlerini görmek için sabırsız.
     Yıllar öncesi…
     Aralık ayının ortalarında bir gün… Mudanya’yı çevreleyen, tepelerdeki zeytin ağaçları, sabahın ilk ışıklarıyla yeni yeni seçilmeye başlıyor. Deniz ve gök, pırıl pırıl bir günün müjdecisi olarak incecik mavilikler içerisindeler. Etrafta dondurucu soğuk hüküm sürmekte…
     Her sabahın ilk saatlerinde olduğu gibi, boş küfeleri, upuzun incecik merdivenleri ve sırıkları, hayvanlara veya at arabalarına yüklemiş, kadınlı erkekli gruplar zeytinliklere doğru yol alıyorlar. Siz onların bu sabah mahmurluklarına bakmayınız. Onları, o bereket fışkıran sırtlarda, tepelerde, zeytin dalları arasında çalışırken, oynaşırken görmelisiniz. Ve hele, akşamları, gözlerinin sembolü haline gelmiş bulunan kara zeytinlerle ağzına kadar dolu küfelerin ardından kasabaya bir dönüşleri vardır ki…
     Nuri kasabaya, babasının memuriyet nakli ile geldiklerinin daha haftasına varmadan, bu kafilelerin gidiş ve dönüşlerindeki ahengi göre göre, onlara hayran olmuştu. Artık onların yolunu gözlemeye başladı sabah akşam. Meğer başına gelecek varmış delikanlının…
     Yine bir sabah, bir Aralık ayının bir sabahında, aşağıdaki caddeden gelmekte olan kafiledeki yeni yetişkin bir genç kız ile… Seher ile göz göze geliverdiler. N e tuhaftır ki, her ikisi de, yıldırımla çarpılmışa döndüler… Alev bacayı birdenbire sarıverdi.
     Gençler, her şeyi göze alarak, bu küçücük kasabada, arada sırada da olsa, buluşmak, mektuplaşmak fırsatı buldular. Aniden doğup gelişen bu büyük aşk yıllar boyu, aynı heyecanla bütün kasabayı dalga dalga sardı sonunda.
     Nuri’nin babası ve annesi de meseleyi çok geçmeden öğrendiler. “A oğlum… Bunu dışarıdan, başkalarından mı öğrenecektik? Nasıl olsa, artık elin ekmek tutuyor. Hemen isteyiverelim olsun bitsin,” dediler.
     Kız evi ise ayrı bir tutum içerisinde. Sadece eşin dostun, konu komşunun değil… Bütün kasaba halkının, tek kalp halinde, mutluluklarını görmek istedikleri bu gençlerin kuracakları yuvaya, bir türlü yeşil ışık yakmıyorlar.
     Kasabada adeta asrın “Leyla ve Mecnunu” gözü ile bakılan bu gençler için yanmayan gönül, ağlamayan göz kalmadı…
     Seher üzüntüsünden yataklara düşmüş… Nuri, bir mecnun gibi sokaklara, yollara dökülmüş…
     Deryâdil oluvermiş çocukcağız. Gün ışımasından başlayıp, gece yarılarına kadar, zeytinliklerden sahil kıyısına, sahil kıyısından zeytinliklere volta atıp durmakta…
     Hasretle, içindeki ateşle, kurumuş dudaklarından hiç eksik olmayan bir de şarkı duyuluyor şimdi…

Marmara incisi ey şirin diyar
Yıllarca gönlümde yaşattığım yâr
Aşkınla harabım duymasın ağyar
Mudanya güzeli, zeytin gözlü yâr…
                Gel gel üzme yetişir nazlar niyazlar
                İçilsin badeler çalınsın sazlar
                Körfezde yankılar yapsın şarkılar
                Yıllarca gönlümde yaşattığım yâr.

Beste: Avni Anıl
Güfte: Hasan Lâmi Güray
Makam: Nihavend
Usûl: Aksak
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz