Tren Bileti
Tren Bileti

Tren Bileti

     Öykümüz Posidelkin’in yaşamındaki acı bir gerçekle ilgilidir.
     Böyle bir felâketin gerçekleşmesinin nedeni, Posidelkin’in aptal olması değildi. Hayır, aksine o akıllı bir adamdı.
     Halkların ve bireylerin geçmişinde olan biten ne varsa, genellikle akıl denilen beladan kaynaklanır. Söz konusu sorun da tren yolculuğuyla ilgili.
     Posidelkin’in çabalarının ulaştığı son hedef şöyle özetlenebilirdi; iki ay sonra, Azak denizinde bulunan Yeysk şehrindeki kaplıcalara ulaşabilmek için Moskova’dan 13 Eylül’de ayrılmak zorundaydı. Her şeyi iyi organize etmişti. İzin ve dinlenme evi belgesi almış, aile işlerini de yoluna koymuştu. Ama geriye bir sorun kalıyordu; tren bileti. Hareket gününe iki ay vardı fakat henüz bileti yoktu.
     “Olağanüstü önlemler almanın zamanı geldi,” diye karar verdi Posidelkin. “Merkez istasyona gitmeyeceğim. Gara da gitmeyeceğim. Buralara gitmek anlamsız, bilet bulamam. Zaten gişelerde artık bilet yerine safra tozu ve oyun kâğıtları satıldığı söyleniyor. Hayır… Hayır… Bileti başka bir yoldan elde etmem gerek!”
     Bu ‘başka’ sözcüğü Posidelkin’in yukarıda sözü edilen iki ayını almıştı.
     “Eğer beni seviyorsanız,” diyordu Posidelkin tanıdığı herkese, “Bana Yeysk için bilet bulun. Tahta yataklı kompartımandan olsun ama.”
     “Ayakta gitmek istemez misiniz?” diye münasebetsizce yanıt veriyordu tanıdıkları.
     “Bırakın bu şakaları,” diyerek ümitsizliğe kapılıyordu Posidelkin, “Adamın Yeysk’e gitmesi gerek! Siz ise… Sakın ha unutmayın. Eylül’ün on üçü için. Her şeyi yapabilen tanıdıklarınız vardır herhalde. Aman! Söz vermekle kalmayın, defterinize de not edin. Tabii eğer beni seviyorsanız!”
     Ama tüm bu çabalar hiç de rahatlatıcı değildi, yani tam bir garantileri yoktu. Posidelkin rakiplerinden çekiniyordu. Gelen geçen herkeste geleceğin yolcularını görüyordu. Gerçekten de hemen her geçen, bir an için sanki kuyruktan yalnızca bir dakikalığına tren bileti almak için çıkıyormuşçasına asabiyetle sağına soluna bakınıyordu.
     “Kötü, hem de çok kötü,” diye düşünüyordu Posidelkin, “Daha kararlı hareket etmek gerek. Bir sistem oluşturmalı.”
     Bütün bir akşam boyunca Posidelkin şema yapmakla uğraştı. Eğer polisler o anda baskın yapsalar, kesinlikle Posidelkin’in demiryolu köprülerinin havaya uçurulmasıyla ya da büyük, herkesin üye olabildiği bir kooperatifin soygunuyla uğraşan yeraltı örgütünün başı olduğuna karar verirlerdi.
     Kâğıtta küçük daireler, karelerden ve noktalardan oluşan çizgiler, harfler, rakamlar ve soyadları vardı. Şemaya bakarak en az yüz kişinin yaşamını ve işini öğrenmek mümkündü. Bu kişilerin adları neydi, nerede çalışıyorlardı, karakterleri nasıldı, kapasiteleri neydi, kimlerle arkadaşlık ediyorlardı, kimlerden hoşlanmıyorlardı hepsi yazılıydı. Parti üyesi olanların soyadlarının karşısında çarpı işareti vardı. Parti üyesi olmayanlarınki ise sıfırlarla çevriliydi. Ayrıca belgede oldukça garip referanslar vardı:
     “Brunelevski. Kesinlikle yapabilir.” “Nikiforov. Belki ama yapmak isteyeceği şüpheli!” “Maltsev-Paltsev. İster ama yapabileceği şüpheli.” “Bumagin. İstemez de, yapmaz da.” “Koşkovladeltsev. Yapabilir ama rezilin tekidir.”
     Tüm bunlar, yalnızca tahta yataklı yer bulmak içindi. “Bir yerlerden elime geçecek,” diye hayal ediyordu Posidelkin. “Önemli olan onlara bir dakika bile rahat vermemek. Nasıl olsa hepsi dönek ve hain… Söz verirler, sonra bir şey yapmazlar.”
     Posidelkin’in çalışmaları, hareket günü yaklaştıkça daha bir hayal kırıklığı getiriyordu. Bu hayal kırıklığı artık tüm şehrin huzurunu tehdit eder olmuştu. İnsanlar Posidelkin’den saklanıyorlardı. Ama o bıkmadan usanmadan peşlerinden koşuyor, hızlı asansörlerde arkalarından kovalıyordu. Evindeki ve sokaklardaki telefonlardan yaptığı görüşmelerin sayısı belli değildi.
     “Yoldaş Maltsev’le görüşebilir miyim? Evet, evet! Maltsev-Paltsev’le. Arayan kim mi? Lelya deyin. Yoldaş Maltsev, siz misiniz? Merhaba yoldaş Paltsev. Hayır, ben Lelya değilim. Ben Posidelkin. Yoldaş Maltsev, bana sözünüz vardı. Ah, evet Yeysk’e, yataklı. Zamanınız mı yok? O halde taksiyle arkanızdan geleyim. Gerekmez mi? Beni gerçekten de kandırmıyorsunuz değil mi? Ah lütfedip bağışlayın.”
     Posidelkin işine yarayacak adamı görür görmez, tehlikenin canı cehenneme diyerek sokaktaki trafiğin en yoğun olduğu yöne fırladı. Acı bir fren sesi duyuldu, şoförün yüzü sararmıştı.
     Posidelkin ise yolun ortasında durmuş: “Unutmazsınız değil mi?” diye derdini anlatmaya çabalıyordu, “Bilet Yeysk’e olacak, tahta yataklı vagondan.”
     Trafik kurallarını çiğnemesi nedeniyle polisler onu bölgeye götürürken, yolda polisten kendisine bilet bulması konusunda söz alma kurnazlığını da göstermişti.
     “Siz polisler her şeyi yapabilirsiniz,” diyordu yalvararak.
     Polisin soyadı da uygun daire ve karakter analiziyle (yapabilir ama azimli bir tip değil) müthiş şemadaki yerini çoktan almıştı.
     Hareketinden bir gün önce Posidelkin’e hiç tanımadığı bir adam geldi ve Yeysk için bilet verdi. Ne büyük mutluluktu ki artık engel ortadan kalkmıştı. Yüzünü hatırlamasa da, kaldı ki hatırlaması kesinlikle olanaksız olan yüzlerce insandan bilet konusunda ricada bulunmuştu, Posidelkin adama sarılmış dudaklarından öpüvermişti.
     Aynı gün, Maltsev-Paltsev’den de motosikletli bir kurye gelmişti. Elinde Yeysk’e bilet vardı. Posidelkin teşekkür etti ama parayı da şaşkınlık içinde verdi.
     “Biletin birini istasyonda satmam gerekecek!” diye karar verdi.
     Ama Posidelkin’in insanlığa duyduğu güvensizlik o kadar yersizdi ki! Tamamen yersiz!
     Şema, tıpkı iyi yağlanmış bir mavzer gibi arka arakaya mermi fırlatırcasına tıkır tıkır işliyordu.
     Posidelkin hareketinden bir gün önce tek başına otuz sekiz biletin sahibi olmuştu, hem de tahta yataklı vagondan. Tüm tatil parası biletlere ve altmış yedi kapiğiyle bonoları da kuponla alışveriş merkezine gitmişti.
     Ne rezalet bir durumdu bu! Hain ya da dönek tek bir insan yok muydu yani!
     Biletler ise durmadan geliyordu. Posidelkin artık saklanıyordu ama onu buluyorlardı. Biletlerin sayısı kırk dörde ulaşmıştı.
     Trenin kalkmasından bir saat önce Posidelkin istasyonun granit kaplı girişinde durmuş, henüz ustalık kazanmamış bir dilencinin güvensiz sesiyle gelip geçenlere:
     “Yeysk’e bir bilet alın! Yeysk şifalı sular şehri! Pişman olmazsınız,” diye yalvarıyordu.
     Ama alıcı yoktu. Herkes istasyondan bilet almamak ve bu konuda tanıdıklar aracılığıyla hareket etmek gerektiğini biliyordu. Bu arada Burnelevski, Bumagin ve Koşkovladeltsev de resmî arabayla istasyona gelmişlerdi. Hepsinin elinde bilet vardı.
     Yolculuk sırasında Posidelkin’in canı çok sıkıldı. Vagonda yalnızdı.
     Bu felaketin gerçekleşmesinin nedeni Posidelkin’in aptal olması değildi. Hayır, aksine Posidelkin akıllı bir adamdı. Yalnızca fazlasıyla etkili dostları vardı, o kadar. Nedense gişeden bilet almak gibi geçerli bir kural artık unutulmuştu.

(Rus Öyküsü–Yazan: İlya Arnoldoviç–Çeviren: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir