Tanrılar Gelip Geçer…
Tanrılar Gelip Geçer…

Tanrılar Gelip Geçer…

     Dinî inancımız olsa da olmasa da, yerini başka sözle dolduramadığımız bazı dilek kalıpları vardır.
     Örneğin; tuhaf bir rüyadan uyandığımızda “hayırdır inşallah” deriz. Bunu söylerken ifade etmek istediğimiz şeyin “seküler” bir karşılığı tam olarak yoktur çünkü.
     “İnşallah” yerine “umarım” dediğimiz zaman ilk sözcüğün içerdiği anlama az biraz yaklaşsak da arada hep bir boşluk kalır. Laikizdir laik olmasına; ama ilk sözcük bir şömine sıcaklığını çağrıştırır nedense, ikincisi etrafa floresan mavisi yayar.
     Geleneklere bağlı olmasak bile, yeni evli dostlarımızın “bir yastıkta kocamasını” ister, yeni doğmuş çocuklarından bahsettiklerinde “Allah bağışlasın” deriz. Bu kalıplar ateist olanlarımızın şuuraltına bile yüzlerce yılın süzgecinden geçerek damlamıştır çünkü.
     İşe başladığımız sabah önümüze sıcacık bir bardak koyan çaycı hanım “hayırlı olsun” der ve aklımızdaki iletişim devresi anında tamamlanır. İstediğimiz kadar öztürkçeci ya da modern olalım, bu dileklerin yerini başka şey tutmaz.
     Siyasal nedenlerle yıllarca ülkesine girememiş Marksist aydının sürgün dönüşü duyduğu ilk ezanla efkârlanıvermesinin ardında bu yatar. Biz doğmadan çok önce hücrelerimize yazılmış bilgilerdir bazen bizi duygulandıran. Bazen de bir babaannenin sofaya serdiği seccadenin renkleri, ahşap bir evin solgun aşıboyası, cami avlusunda top oynarken imam tarafından kovalanmanın komik anısı gelir aklımıza. Dünya görüşümüz ya da entelektüel bakış açımız onları kolay kolay dışlayamaz.
     Gustave Flaubert’in dilimize pek tatlı bir şekilde “Bilirbilmezler” diye çevrilen ünlü kitabı “Bouvard et Pécuchet”de şöyle bir söz vardır: “Bilginin azı insanı dinden çıkarır, çoğu ise dine geri döndürür.” Hemen söyleyelim; bu sözde “din” bir metafordur sadece. Flaubert aslında insanın yarım yamalak edindiği bilgilerden etkilenip köklerine yabancılaşmasından bahseder. Sözünü özellikle bizim gibi jet hızıyla değişen toplumlar için söylemiştir sanki.
     Musevî şair Yehuda Amihay da şöyle demiştir: “Tanrılar gelip geçer, dualarsa kalıcıdır.”
     Dualara sığdırdığımız özlemlerimiz, bazen küçük bir dilek ya da temenniyle akar gider kuşaktan kuşağa. Loğusa yatağında ziyaret ettiğimiz arkadaşımızın koynundaki yavruya bakar ve “Allah analı babalı büyütsün” deriz.
     Analı babalı büyümez ama bazı insanlar. Hatta bazılarımızın ise ne anası ne de babası vardır.
     Biz yine dudaklarımızdan, yüreğimizden dualarımızı eksik etmeyelim. Ne için… Hak edenler için…  Ve Musevî şairin anlamlı sözlerini de unutmayalım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir