Bu Son Şarkımda Sen Varsın

B

     Mevsim sonbahar… Vakit akşama doğru… Gökyüzü yer yer koyu kurşunî renkli bulutlarla örtülü. Arada sırada düşen küçücük, minicik yağmur tanecikleri, pencere camlarının üzerinde benek benek noktalar meydana getiriyor.
     Ayrılık güç… Ayrılık zor… Başına gelen ve çeken bilir zorluğunu…
     Ayrılık şayet bir de böylesine bir ayrılık olursa çok zor oluyor…
     Selami, oturmakta olduğu tekerlekli koltuğunu pencereye yaklaştırıp, elinin terzi ile hafifçe buğulanmış camları siliyor. Çiçekler arasından, bahçe kapısına doğru uzayıp giden beton yol şeridinin üzerinde gözleri bir noktaya takılmış… Bu nokta, Kenan ile Benna’nın biraz evvel kendisine son defa el salladıkları, veda ettikleri noktadır.
     Bütün acılarını bir şarkının mısraları arasına gömüp, o şarkının melodileri ile avunmak isteyen Selami, önündeki buğulu camlarda birtakım hayallerin gittikçe donuklaştıklarını görüyor.
     Bennan mahallelerine küçük yaşta gelmişti. Soyu sopu saraylı idi. Mahallelerindeki o koskoca konak, heybetli ev Bennan’lara paşa dedelerinden kalmıştı. Çoğu antika olan ev eşyalarının içeriye taşınmaları sırasında çocukça bir yardım sonucu mahalle çocukları içerisinde Bennan ile ilk tanışan kendisi olmuştu. Selami kısa zamanda bu evin ikinci bir çocuğu oluverdi. Çocukların arkadaşlığı iki aileyi kısa süre sonra bir akraba gibi birbirine kaynaştırıverdi.
     Çocuklar bir arada büyüdüler… Geliştiler… Tahsillerine devam ettiler…
     Bennanlar yaz aylarını, yine dedelerinden kalma yakındaki bir çiftlikte geçirirlerdi. Her yaz bu çiftlik hayatında Bennanlar ile birlikte bulunan Selami bu yıl ayak diredi. Bir önsezi onu zorluyordu… Ne yazık ki Bennan’ın ısrarlarına dayanamadı. Yaz sonlarına kadar büyük bir neşe ve heyecan içerisinde geçen çiftlik hayatının nelere gebe olduğu meçhulleri idi.
     Geceleri gökyüzündeki Samanyolu’nu seyrederek, tarlalar arasında dolaştılar. Mehtabın pırıltıları durgun sularda menevişler yaratırken, şimşir pınar başında gözlerini yumup niyet tuttular. Tahıl ambarlarının gölgesinde gece yarılarına kadar fısıldaşıp hayallere daldılar. Selami’nin hafifçe söylediği şarkılardan sonra, birbirlerinin kolları arasına düştüler. “Senin için söylüyorum bu şarkıları,” diyordu Selami…
     Böylece yaz sona erdi, güz mevsimi ile birlikte bağ bozumu gelip çattı.
     Bağlar bozuluyordu…
     Bennan’ın dudakları arasında tuttuğu bir razakı üzümü tanesini yere düşürmeden dudakları ile almayı birçok defalar denedi ve becerdi Selami… Sonra da olan oldu…
     İşçilerin çotuklardan kesip küfelere doldurdukları üzümleri Selami ve Bennan at arabası ile çiftliğe taşıyorlardı. O gün son seferlerini alaca karanlıkta yapıyorlardı ki, yolda atlar birden ürküverdiler. Bütün gayretlerine rağmen dizginlere ve atlara sahip olamayan Selami, araba ile birlikte bir uçuruma yuvarlanıverdi. Bennan’ı daha evvel münasipçe bir yerde arabadan atıvermişti zor da olsa. Selami, feryatlar üzerine gelenler tarafından bir külçe halinde alındı oradan. Bu bir yığın kemik aylar süren tedaviler sonunda, işte ancak bu şekilde, tekerlekli bir koltuğa hükmedebilecek hale zar zor gelebildi.
     Çok metin olan Selami, bundan böyle, bir daha ayaküstünde duramayacağını Bennan’dan gizlemesini bildi. Hiç olmazsa, onun bedbaht olmasını istemiyordu. Kendisine uzun süre gönüllü hastabakıcılık yapan bu kızı gönlündeki birtakım duygulara gem vurarak aldattı. “Aldanmışım… Onlar çocuksu şeylermiş Bennan… Hakikatte ben seni hiç sevmemişim… Anladım ki seni ancak Kenan mutlu edebilir,” dedi.
     Münasipçe bir gün ve zamanını bekleyip Bennan’a eski mahalle arkadaşlarından Kenan’ın ismini vererek söylediği bu sözlere ayrıca kendisini de inandırmaya çalışıyordu adeta… Fakat… Fakat bu mümkün müydü?
     Bennan bu deyişlere, bu sözlere ve mazeretlere inandı mı? Bunlara inanmış görünmesine rağmen, Selami’nin ısrarı ile kadere boyun eğerek evlendiği Kenan ile birlikte yaptıkları bu veda ziyaretindeki tutumu… Dudaklarından dökülen, üzerleri tatlandırılmış acı olaylar, tevekkül yüklü esenlik ve mutluluk tebessümleri, bu muammayı çözecek kadar açık ve seçikti doğrusu…
     Ya Selami’ye ne demeli? Söylediği şarkıdaki anıları tazeleyen sitemlere ne demeli?
     Vakit akşama doğru… Ortalık gittikçe kararırken galiba hava biraz da serinlemeye başlıyor.
     Camlardaki buğulanma gittikçe artıyor. Nerede ise dışarıları görünmeyecek. Kenan ile Bennan, şayet şu çiçekler arasından geçen yolda gözlerden kaybolmayıp kimselere hissettirmeden bir kıyı köşeye saklanıverselerdi… Şayet saklandıkları yerden biraz içerilere doğru kulak verselerdi, herhalde, kendilerine birçok şeyler hatırlatan… Hatta bazı çok önemli ipuçları veren… Bazı itirafları dile getiren içli bir şarkının şu mısralarını duyup, aşk, ıstırap ve bütün bunlarla birlikte nefsanî fedakârlıklarla yüklü içli bir melodiyi dinleyebileceklerdi belki de…
     Selami elinin tersi ile camları bir kere daha silip buğularını alıyor. Sonra da gökyüzünde avareler, mecnunlar misali uçuşup giden bulutlara bir süre dalgın dalgın bakarak kendi gönül yaralarını onaracak en iyi ilaç olarak gördüğü, kendisine sabır ve metanet verdiğine inandığı bir şarkıya başlıyor…
     Ağır ağır ve içli bir sesle okuyarak…

Bu son şarkımda sen varsın, ilk şarkımda yine sen vardın
Bana yıllarca ruh verdin, ilhamınla beni yaşattın
Sendin gönlümün varlığı, her nefeste yine sen vardın
Geçti seninle bu hayat, son şarkımda yine sen varsın

Beste: Muzaffer İlkar
Güfte: Muzaffer İlkar
Makam: Mahûr
Usûl: Düyek
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz