Herkesin Kendi Mutluluğu

H

       Başkası gibi zengin olmak, başkası gibi gösterişli olmak, başkasının sahip olduğu şeylere teker teker sahip olarak ona benzemek pekâlâ mümkündür. Fakat acaba başkası gibi mutlu olmak mümkün müdür?
     Ben pek sanmıyorum. Çünkü mutluluk, eğer yaşamaktan memnun olmak demekse, herkesin bir mutluluğu olması gerekir. Yaşantılarına imrendiğiniz insanlara eninde sonunda kendinizi benzetebilir, yaşam merdiveninde onun çıktığı basamaklara ulaşabilirsiniz. Fakat eğer siz başkasının mutluluğuna, onun yaşamaktan memnun oluş tarzına özeniyor da, onun gibi mutlu olmak istiyorsanız buna erişebileceğiniz şüphelidir.
     Çünkü mutluluk, çoğu zaman sandığımız gibi sadece yukarılarda değildir; ona aşağılarda da rastlanır. Yaşlı bir kadının boş zamanlarında eline şişlerini ve yumaklarını alıp sevgili torununa hırka örmekten duyduğu mutluluğu, eğer siz, yün örmekten hoşlanmıyorsanız tadamazsınız. Bir bahçıvan toprağı alt üst ederken veya ağaçlarla, çiçeklerle uğraşır, onların yapraklarını temizler, sular, dallarını birer birer budarken duyduğu keyife, daha doğrusu mutluluğa, eğer siz bu gibi işlerden zevk almıyorsanız imkânı yok ulaşamazsınız.
     Dünyada çeşit çeşit insan olduğu gibi, bu insanların yine çeşit çeşit zevkleri, ilgileri, hevesleri vardır ki, mutluluk çoğu zaman bu zevklere, bu ilgilere ve bu heveslere dayanır. İnsan vardır, topluluk içine girdiği zaman bir kenara çekilip oradan herkesi seyreder; iki kişi ile münasebet kurmak onun için mümkün olmaz.
     Buna karşılık yine insan vardır ki, hiç tanımadığı kimselerle canciğer dost olması için onlarla karşı karşıya gelmesi yeter de artar bile. “Ne zaman bu insanlarla tanıştın? Bu anlattığın şeyleri ne zaman öğrendin?” diye şaşar kalırsınız. O, biraz evvel tanıştığı insanların yalnız adlarını sanlarını öğrenmekle kalmamış, özel hayatlarında ne sorunları varsa, kimleri seviyor kimleri sevmiyorlarsa, hepsini öğrenmiş, onlarla âdeta içli dışlı oluvermiştir. Siz, istediğiniz hem de çok istediğiniz halde bunu yapamayan bir insan olarak yabancı kimselerle çabucak ahbap olan, bundan da keyif alan, neşelenen dostunuzun yaşamaktan almakta olduğu bu zevke imrenirsiniz. Ama kendinizi ne kadar zorlarsanız zorlayın, onun gibi olmayı bir türlü beceremezsiniz. Bunun anlamı, o insanı mutlu eden ilgi sizde yok demektir! Siz belki onun gibi yapmak, onun gibi olmak istersiniz. Fakat hiç tanımadığınız bir insanla, içinizdeki direnmeyi kırıp ahbaplığa kalkışmaya muvaffak olsanız bile, onun söylediklerinden belki hoşlanmayacaksınız. Biraz sonra, “Ne saçma şeyler söylüyor bu adam! Ne ilkel zevkleri var! Konuşmayı kesse de bir an önce şuradan bir uzaklaşabilsem,” diye can atacaksınız. Çünkü siz ilgileriyle, zevkleriyle, hevesleriyle büsbütün başka bir insansınız. Bu da gösterir ki, arkadaşınızın imrenmekte olduğunuz mutluluğuna onun gittiği yoldan gitmenize hemen hemen imkân yoktur.
     Kitap meraklısı, gazeteye düşkün insanlar vardır. Otururlar, saatlerce ama saatlerce okurlar. Bundan zevk aldıkları, bıkmadıkları, usanmadıkları besbellidir. Sizin eğer böyle bir ilginiz yoksa, kitabın içine dalmış, âdeta kendinden geçerek yaşadığı dünyayı unutmuş o adamın karşısında patlarsınız. “Eh… Bırak artık şu kitabı da biraz konuşalım,” dersiniz. Bunu yapmakla bir an mutluluk içinde yüzen arkadaşınızı mutlu halinden ayırır, kendi sıkıntınıza katılmaya onu mecbur edersiniz. Şimdi sizin, kitap okumakla yaşamaktan memnun olmanın yolunu bulmuş olan o adamın mutluluğuna iştirak etmenize, ondan bir pay almanıza imkân var mıdır?
     Aile içinde mutluluğu gölgeleyen birçok haller, ilgilerin, zevklerin, heveslerin, tutkunlukların birbirine uymamasından ileri geliyor. Siz doğayı seyretmekten hoşlanır, bir dere kenarında taşın üstüne oturarak suyun şırıl şırıl akmasını saatlerce seyretmekle hayattan alınabilecek zevklerin en büyüğünü alırken, can sıkıntısından patlayacak hale gelmiş olan eşiniz size acıyarak bakar ve “Usanmadın mı, kalk gidelim artık!” diyerek kolunuzdan sizi sürüklemeye çalışır.
     Hayatta ikide bir, yaşamaktan usandığını, ölmek istediğini söyleyen insanlar vardır. Zaman olur, “Allah canımı alsa da kurtulsam!” diye feryat ederler. Oysaki yaşamak, daha doğrusu içinde bulunduğumuz dünya, harikulade değişik görünüşleriyle aslında usanılacak bir dünya değildir. Ama etrafında gördüğü, akıp gitmekte olan, son derece değişik manzaralarıyla hayatın içinde yer alan bin bir güzelliğe, hatta çirkinliğe karşı ruhunda en ufak bir ilgi, bir bağlılık kuramayan insan bunları seyretmekten usanabilir. Can sıkıntıları içinde, ne ile oyalanacağını bilemeden, daha doğrusu başkalarının en basit şeylerden duymayı başardıkları mutluluk hissinden mahrum kalarak ölümü arzulayabilir.
     Oysaki ölmek, herkesin rahatça kabul edebileceği gibi, yaşamaktan daha enteresan, hele mutluluk getirecek bir müessese değildir.
     Şunu söylemek istiyorum ki, kısaca misafir olduğumuz bu yeryüzünde eğer keyiflenerek, zevk alarak yaşamak istiyorsak birçok şeylere karşı ilgi duymanın, birçok şeylere heveslenerek onlarla vaktimizi geçirmenin yollarını bulmamız şarttır. “Mutluluk, mutluluk!” diye dört dönerek aradığımız kurtarıcı insan haline ne servetle, ne şöhretle ulaşır. Nice servet sahibi, nice şöhret sahibi insan vardır ki, biz onların haline imrensek bile, onlar gibi olduğumuz zaman, yine de aradığımız mutluluğu bulamamamız pekâlâ mümkündür.
     Mutluluk, yazıma başlarken de söylediğim gibi, hayattan, yaşamaktan memnun olma halidir ve herkesin mutluluğu kendine göredir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi