Don Kişot (23)

D

     Yirmi Üçüncü Bölüm (Don Kişot İle Sanço Şatoda)
     O akşam hiç kimse Sanço Panza kadar kendinden memnun olamazdı. Adamcağız düşesin yanında şatoya giderken:
— Böyle insanlar evlerinde kim bilir ne güzel şeyler yiyip içerler, diye düşünüyordu. Belki bu dükün bir yerde bana verilecek bir küçük adası da vardır. Bu gece bunu efendime söylemeliyim.
     Bu fikir onu pek sevindirmekteydi. Bu şato, günlerden beri ipsiz sapsız macera hayalleri peşinde koşup yorulmalarının son durağıydı. Don Kişot’un vaatleri hava cıvadan ibaretti. Şövalye gözü açık rüya görüyor ve bu rüyalardan hiçbiri doğru çıkmıyordu. Fakat bu son macera gerçekten zahmete değerdi. Ovanın sonunda görünen şato gerçek bir şatoydu. Ötekiler gibi ne idiğü belirsiz bir yol geçen hanı değildi.
     Dük biraz eğlenmek istediği için kahyasını kendinden önce göndermiş ve misafirine layık bir karşılama töreni hazırlatmıştı.
     Kafile, şatonun büyük kapısı önüne geldiği zaman duvarın üzerinde silahlı iki adam göründü ve Don Kişot’un gelmesini selamlamak için boru çaldı. Ördek gibi kuvak, kuvak, kuvak diye öten bu boru sesleri Sanço’ya uydurma gibi geldi fakat bir şey söylemedi. Şövalyeye gelince, o azametli bir tavırla dimdik göğsünü kaldırdı ve dük onun önden gitmesini rica etmiş olduğu için kapının ihtişamlı kemeri altından geçti, etrafı irili ufaklı binalarla çevrilmiş geniş bir avlunun ortasına doğru ilerledi.
     Bütün pencerelerden kadınlar, hizmetçiler, köylüler sarkıyor ve Don Kişot’u gönüllerince:
— Hoş geldin kahraman Aslanlar Şövalyesi. Yaşasın gezici şövalye. Selam sana kahramanlar kahramanı bin yaşa, diye haykırıyorlardı.
     Don Kişot bu hararetli karşılayışa hayret etti fakat zarif tavırlarla etrafına selamlar dağıtmaktan geri durmadı. Hatta atını da bir parça oynatmaya çalıştı fakat aksi hayvan bir türlü laf anlamadı. Yeşil kadifeden elbiseler giymiş, basma yaldızlı ve sorguçlu bir başlık takmış, eline bayraklı bir mızrak almış bir tellal şövalyeye yaklaştı ve kral karşılar gibi selamlarla bir nutuk söyledi:
— Senyör Şövalye; şatomuza uğurlu ayağınızı bastığınız bu gün hepimize kutlu olsun. Savaş meydanlarındaki zaferleriniz şöhretinizi İspanya sınırlarına kadar götürdü. Aramızda birkaç gün geçirmek lütfunu esirgememenizi, huzur ve saadet içinde mübarek vücudunuzu dinlendirerek ilerisi için yeni yeni seferlere hazırlanmanızı sizden hürmetle rica ediyoruz.
     Don Kişot tellala cevap vermek isterdi. Fakat o kadar heyecan içindeydi ki söyleyecek tek kelime bulamadı. İki uşak yanına gelerek atından inmesine yardım ettiler ve omuzlarına erguvan renginde bir manto koydular. Sonra Don Kişot’u şatonun içine götürmek için bir alay teşkil edildi.
     Sanço, rüya gördüğünü sanıyor ve uykuda olmadığına kanaat getirmek için kollarını çimdikliyordu. Hayır rüya görmüyordu. Bu tören efendisi içindi. Don Kişot’un gerçekten büyük bir adam olduğuna inanacak gibi oldu ve koltukları kabardı.
— Bize böyle muamele edecekleri kimin aklına gelirdi, diyordu. Bizim Senyör Kesada’nın şövalye olduğu doğruymuş. Ne olurdu bizim köyün papazıyla berberi de şu hali görebilseydiler.
     Seyis eşeğinden indikten sonra düşesin arkasından yürüdü ve kalabalığın arasında şatoya girdi. Fakat hemencecik eşeği aklına geldi. Hayvancağızı uşakların eline bırakmaya gönlü razı olmuyordu. Yabancıların eşeğe ne muamele edecekleri bilinir miydi? Düşesin yanındaki bir kadını hizmetçi sanarak:
— Sizden bir şey rica etsem yapar mısınız? dedi.
Kahyanın karısı olan bu kadın, buruk ve ekşi bir gülüşle:
— Ne istiyorsunuz dostum, diye sordu.
     Sanço:
— Çok önemli bir şey değil. Şatodan çıkacaksınız; avluda bir eşek göreceksiniz. O benim eşeğimdir; en sadık dostumdur. Zahmet eder de onu elinizle ahıra götürür, yiyeceğini ve istirahatini temin ederseniz size minnettar olurum.
     Kadın fena halde alınarak:
— Aman Allahım! Ne oluyoruz? Bu terbiyesiz beni kim sanıyor? Benden istediği şeye bakın. Efendisi de uşağı gibi ise vay geldi başımıza. İki güne kadar hepimizi deliye döndürür.
     Kadın hemen oradan uzaklaştı.
     Alay şatonun içinde yoluna devam ederek zengin eşyalarla döşenmiş uçsuz bucaksız bir salona girdi. Altı genç kız Don Kişot’a yaklaşarak silahlarını aldılar ve arkasına sırma işlemeli bir kıymetli manto giydirdiler. Bir yandan da hep bir ağızdan meşhur bir şövalyenin maceralarım anlatan tatlı ve neşeli türküler söylüyorlardı. Don Kişot bunlarda kendi hayatına dair üstü örtülü imalar görmekten geri kalmadı ve kızların nezaketine teşekkür etti.
     En küçükleri şöyle cevap verdi:
— Senyör Şövalye, şan ve şerefinizin burada daha büyümesini yürekten istiyoruz. Aramızdan ayrıldığınız zaman o kadar büyümüş olmalı ki, koyacak yer bulamayasınız.
     Bu sözler pek tuhaf kaçmıştı; fakat Don Kişot onlarda da bir iltifattan başka bir şey görmedi. Kızlar onu yatak odasına götürdüler. Fakat içinde yatağa benzer bir şey yoktu. Bütün eşyası kupkuru bir tahta kerevet ile yastık hizmeti gören bir taş parçasından ibaretti. Bu yatağın üstüne şu yazıyı taşıyan bir levha çivilemişlerdi:
     “Rahatı ancak savaşta arayan ve bulan kahraman şövalye bin yaşasın!”
     Kızlardan biri:
— Ara sıra şatomuza şeref veren misafir şövalyeler burada yatarlar, dedi.
     Don Kişot:
— Ben burada bir kral gibi uyuyacağım, dedi.
     Bir başkası:
— Sevgili prensesinizi de rüyanızda göreceksiniz, diye ilave etti.
     Asilzade kendinden geçmiş bir halde “evet” dedi.  Kızlar onu kendi haline bıraktılar ve Sanço’nun rahatını temin etmeye gittiler. Onun odası da aşağı yukarı efendisinin odası gibi döşenmişti. Adamcağız yatacağı yeri görünce şaşkın şaşkın gözlerini açtı.
— Allah Allahım! Handaki Maritome, hiç olmazsa bir yatak vermişti bana. Oysaki burada…
     Kızlardan biri:
— Kahraman seyis, dedi. Sevgiliniz burada rüyanıza girecek.
     Sanço hayret etti:
— Sevgilimi rüyada görmek âdetim değildir. Hatta onu da söyleyebilirim ki, adama yerleşmeden evvel onu aklıma bile getirmeyeceğim.
     Bir başka kız:
— Sizin bir adanız mı var? diye sordu.
     Köylü cevap verdi:
— Şimdilik yok güzelim. Fakat efendimin söylediğine bakılırsa çok yakında olacak. Bunu bana vadetti, sözünü yerine getirmek için elinden geleni yapacağına şüphe etmem.
     Ona bir soru daha sordular:
— Kuzum Sanço; efendinizin sevgilisi pek mi güzeldir.
     Köylü hakikati saklamadı:
— Vallahi onu size pek söyleyemeyeceğim çünkü hiç görmedim. Sakın kendisine söylemeyin ama bence Dulcinee yalnız onun kafasının içinde yaşıyor.
     Altı kız, Sanço’nun sözlerini dinlerken gülmekten kırılıyorlardı. Ondan ayrıldıktan sonra düşesin yanına giderek işittiklerini bir bir anlattılar.
     Biraz sonra on iki uşak şövalye ile seyisini almaya geldiler ve onları dükün büyük yemek salonunda misafirleri şerefine verdiği ziyafete götürdüler. Sanço sofrayı dolduran yiyecekleri görünce sevinçle gülümsedi ve bayılacak gibi oldu.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi