Şu Fakir Üsküdar (İSTANBUL)

Ş

     Bizans zamanında Chrysopolis (Altın Şehir) diye anılırmış Üsküdar. Bundan Üsküdar’ın varlıklıların semti olduğu çıkarılmamalı. Tam tersine her zaman yoksulların mekânı olmuştur Üsküdar. Peki öyleyse bu Altın Şehir adı nereden geliyor?
     Yahya Kemal, Bizanslılardan yüzyıllar sonra Cihangir Tepesi’nden bakar ve güneşin son ışıklarıyla tutuşan Üsküdar’ın kısa süren saltanatına mısra düşürür:
     Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan,
     O ilah isteyip eğlence hayalhanesine,
     Çevirir camları birden peri kaşanesine.
     Üsküdar, İstanbul’un unutulmuş semtlerinden biridir. 1960’lara kadar sürer bu. Ancak bu tarihten itibaren iç göçle kentte meydana gelen nüfus patlaması Üsküdar’ın makus talihini de değiştirir. Hinterlandı baş döndürücü bir hızla genişleyen Üsküdar, birden İstanbul’un canlı, önemli semtlerinden biri haline gelir. Ancak bu hızlı değişim, semtin yapısında bir keşmekeşe de yol açacaktır.
     İstanbul’un en güzel peyzajlarından birine sahip olan Üsküdar, Boğaziçi’nin Marmara Denizi ile birleştiği noktada kurulmuştur. Bir tarihî yapılar beldesidir Üsküdar; nereye baksanız biri karşınıza çıkar. Mimar Sinan’ın görkemli Mihrimah Sultan Camii’nden (1457) Kız Kulesi’ne, III. Ahmet Çeşmesi’nden Çürüksu Yalısı’na, Selimiye Kışlası’ndan bir serviler ormanını anımsatan Karacaahmet Mezarlığı’na kadar…
     Vapurlar yanaşır, insanlar boşalır… Üsküdar Meydanı günün 16-17 saati bu görüntüyle çalkalanır durur. Halk arasında üzerine hiç kuş konmadığı için Kuşkonmaz olarak da bilinen Sinan’ın elinden çıkma Şemsipaşa Camii ve Külliyesi (1580) uzak bir masal ülkesi gibi, bütün bu telaşlı koşuşturmanın yanı başında öylece durmaktadır. Kuşkonmaz’ın önünden geçip giden Salacak yolu Harem’e kadar, karabatakları ve martıları seyrederek yürüyüş yapan insanlarla dolar taşar. Bu yol üzerine Boğaziçi’nin son balıkçıları da sığınmıştır.
     Harem’e doğru yürürken bir yandan da Topkapı Sarayı’na, Ayasofya’ya, Sultanahmet Camii’ne doğru yürürsünüz. Başınızı Salacak sırtına doğru kaldırdığınızda ise her biri birer tarihî eser olan ve sayıları günden güne azalan görkemli konakların yaşayan son örnekleriyle karşılaşırsınız.
     Salacak’ın içine dalarsanız, Rum Mehmet Paşa (1471-1472) ve Ayazma Camii (1760-1761) gibi tarihî yapıları gezebilirsiniz.
     Yürüyüşünüze Ayazma’dan devam ederseniz, Selimiye Kışlası’nın hemen yanında Barok mimarinin en iyi örneklerinden olan Selimiye Camii ile burun buruna gelirsiniz.
     Biz yeniden iskeleye dönelim, orada bütün gürültüsüyle akıyor hayat. Balıkçılar, ayakkabı boyacıları, çiçekçiler, otobüs, vapur ve dolmuş motorları arasında koşuşturan hummalı bir kalabalık…
     Mihrimah Sultan Camii’nin taş merdivenlerinden tırmanıp, avludan geçip, ara sokaktan ilerleyin ve caddeye gelince durun. Solda ünlü Kanaat Lokantası; yokuş yukarı devam ederseniz Bağlarbaşı’na çıkarsınız. Biz düz devam edelim ve Üsküdar’ın yerleşik halk çarşısı olan “Öğretmenler Pazarı”nın renkli dünyasına dalalım. Satıcıların çığlıklarına, rokaların yeşiline, çıplak ampullerin altında parıldayan kalkanların, uskumruların, gümüşlerin ışıltılı gövdelerine göz gezdirelim. Korkmayın, Pazar sizi yeniden ana caddeye atacaktır. Derin bir soluk alın, birazdan yine zengin bir tarihin içinde kaybolacaksınız. Atik Valide Camii ile (1583) karşı karşıyasınız. Sinan’ın Nur Banu Sultan için yaptığı külliye; medrese, hastane, imaret, kervansaray ve hamamdan oluşan bir toplam. Atik Valide’nin hemen yanında Eminzade Hacı Ahmet Paşa’nın Ahmediye Külliyesi (1722) yer alır. Camii’nin Doğancılar’a doğru olan yönünde ise ünlü Çinili Camii (1640) ve halen kullanılmakta olan Çinili Hamam vardır.
     Doğancılar Yokuşu’na doğru ilerlerken sola dik çıkarsanız, İstanbul’un en zengin antikacı çarşılarından birine ulaşırsınız. Gerçekten de geçen yüzyıllardan kalma birbirinden güzel parçalar bulabilirsiniz burada, ama fiyatlarının bir hayli kabarık olduğunu hatırlatalım.
     Üsküdar bitti mi peki? Bitmez… Çeşmeler, hamamlar, türbeler, tekkeler… Her köşeden bir tarih çıkmaktadır. Celvetiler Tarikatı’nın kurucusu Aziz Mahmud Hüdaî’nin türbesini ziyaret etmezseniz, Üsküdar’ı yarım bırakmış olursunuz.
     Böyle böyle akşam iner Üsküdar’a, karşı sahilde bir kez daha olanca haşmetiyle batmaya başlayacaktır güneş. Günün bu saatini Çamlıca Tepesi’nden İstanbul peyzajına bakarak çayınızı, kahvenizi yudumlayarak izlemek gibisi yoktur. Çünkü birazdan, Altın Şehir, yirmi dört saatliğine gözlerden kaybolacaktır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz