Don Kişot (27)

D

     Yirmi Yedinci Bölüm (Sanço İle Don Kişot Yeniden Buluşuyor)
     Don Kişot’un zavallı seyisi şatonun yolu üzerinde mahzun mahzun yol alıyordu. Dün şerefler, ziyafet sofraları, emirler ve kanunlar; bugün bir orman içinden geçen bir keçi yolunda tek başına gidiş…
     Fakat Sanço’daki hüznün ikbal düşkünlüğünden yahut o gece yediği dayaklardan ileri geldiğini zannetmek yanlış olur.
     Köylü dünya saltanatının boşluğunu anlamıştı, artık onlara hasret çekmiyordu.
— Neden karıcığımın yanında kalmadım, diye içini çekiyordu. Dünya büyüklerini kıskanmak meğer ne boş şeymiş! İnsan onların yüksek mevkilerinin yalnız güzel taraflarını görüyor. Madalyanın ters tarafını gözünün önüne getiremiyor. Gerçekten benim valiliğimin kaygıları sevgili boz eşeğimin dostluğuna değmiyor; hele efendim Don Kişot’un bana gösterdiği muhabbetin pabucu bile olamıyor.
     Sanço’daki hüznün sebebi buydu. Şövalyeyi merak ediyordu. Bu on beş gün içinde efendisi ne olmuştu acaba?
     Başka bir seyis bulabilmiş mi idi? Hâlâ Dük’ün yanında mıydı?
     Sanço, Don Kişot ile beraber şatoda başından geçen şeyleri birer birer yaşamaktaydı.
— Bu herifler efendimle alay etmiyorlarsa ben ne olayım. Zannediyorum ki beni de alaya aldılar. Bana gülmekte hakları vardır fakat efendim bir asilzadedir; ona nasıl yapabildiler bunu? Herkesin yüzlerce küçük kusurları, delilikleri yok mudur? Dük ile Düşes’in kendileri de kusursuz insanlar olduklarını iddia edebilirler mi? Bunları düşündükçe Sanço’nun gözleri yaşarıyordu.
— Ah akılsız Sanço! Hiç şüphe yok ki sen cezanı çektin. Efendini bırakmaya ne ihtiyacın vardı? Neydi senin yaptığın o delilik? Onun dostluğunu dünya ikbaline feda etmek alçaklığından nasıl kaçınmadın? Adamcağızı yüzüstü bırakmaktan utanmadın mı? Sen ne uğursuz bir rezilsin. Bir daha onun karşısına çıkmaya nasıl cesaret edeceksin? Seni istemezse, senden yüz çevirirse ne halt edersin? Kendini şu çam yahut meşe ağacına assan belki daha iyi edersin… Asılmak mı? Öyle şey yok dostum! Don gömlekle eski vali sarayının penceresine
asılmadıktan sonra böyle üstünle başınla ağaç dalına hiç asılamazsın.
     Zavallı köylü derin derin içini çekiyor ve başıboş kalan eşek bildiği gibi yoluna devam ediyordu. Fakat birdenbire hava değişti. Toprak ansızın eşeğin ayakları altından kaymış ve Sanço onunla beraber karanlık bir çukurun dibine yuvarlanmıştı.
     Adamcağız:
— Aman Allah! Nedir bu başımıza gelen? diye bağırdı.
     Sorusuna kimse cevap vermedi. Yerinden güçlükle kalktı. Ötesini berisini yokladı, eşeğinin kalkmasına yardım etti ve kafası bu düşmeden iyice sersemlemiş olduğu halde yukarıya bakarak bu işin ne anlama geldiğini kendi kendine sordu. Sanço bir an düşünmüş olsaydı bu olayın sebebini belki anlardı. Düştüğü çukur, ayı yahut kurtları yakalamak için kazılan çukurlara benzeyen eski bir çukurdu. Fakat şimdilik aklına ancak şöyle bir şey gelebilirdi. Efendisinin sihirbazları, onun kendilerine inanmayışının ve Don Kişot’a söylediği yalanların öcünü alıyor olmalıydılar. Bundan başka kendine atmayı vadetmiş olduğu üç bin altı yüz kamçı da aklına geldi ve valiliğin kaygıları içinde onları unutmuş olmasına üzüldü. Hiç şüphesiz onu bu çukura Merlin yuvarlamıştı. Sihirbazlar kralı az sonra kendisini cehenneme götürmeye gelecekti.
     Felaketine bir çare göremeyerek inlemeye ve haykırmaya başladı. Yoldan geçen birinin bu haykırışları işiteceğini ve imdadına geleceğini umuyordu. Ona bir saksağan yahut alakarga cevap verdi fakat bu kuşların hangisinden olursa olsun ona ne hayır gelebilirdi.
     Sanço:
— Bu sefer hapı yuttuk! Allah’a ısmarladık karıcığım, dedi, maceramızın sonu geldi. Burada kim duyuyor benim sesimi? Hiç şüphe yok ki yolumu şaşırdım ve belamı buldum. Ah zavallı eşekçiğim, sadık dostum, kendimle beraber senin de başını yaktım.
     Böylece nafile şikâyetler ve ümitsiz haykırışlarla birkaç saat geçti. Sanço çukurdan yola çıkmak için birçok defa büyük gayret sarf etmişti. Fakat toprak ayağının altından kayıyor ve çıkacak gibi olurken tekrar çukurun içine yuvarlanıyordu. Tam bir filozof olan eşek yere yatmıştı; efendisine kurnaz bir bakışla bakarak oyunun sona ermesini sabırla bekliyordu.
     Akşam oluyor, ortalık kararmaya başlıyordu ki seyis çukurun dışında bir gürültü işitti. Bu gecikmiş bir yolcu olacaktı. Sanço acı çığlıklarla ona yalvardı. Bu esrarlı yolcu Don Kişot’tan başkası değildi. Şövalye çukurun kenarında atını durdurdu ve içeriden gelen şikâyet sesini dinledi:
— Yanılmıyorsam bu bizim Sanço’nun sesi olacak. Dibi görünmeyen şu derin çukurdan geliyor. Zavallı seyisim cehennemde olacaktır: ruhu bana yalvarıyor.
     Sesini yükselterek köylüye bağırdı:
— Bana söylediğini işitiyorum dostum Sanço. Seni bu hale getiren vakayı öğrendim. Fakat korkma. Bir günahlıyı araftan çıkaracak bütün duaları biliyorum. Seni cennete göndermek için onları kaç defa gerekirse okuyacağım.
     Sanço efendisinin sesini tanıyınca sevinç içinde:
— Ah Senyör Don Kişot, siz misiniz? diye bağırdı.
     Şövalye:
— Bu bizim Sanço’nun sesi, diye mırıldandı, zavallı adam! Ona bir iyilik etmek isterdim, olmadı. Ama kabahat kendisinde. Ne vardı o Dük’ün valiliğini kabul edecek! Şehir ahalisi onu öldürmüşlerdir de ruhu ormanlarda dolaşıyordur.
     Don Kişot yüksek sesle deliğin ağzından bağırdı:
— Zavallı Sanço dostum. Ölümünün esrarını anlat bana bakalım. Ruhunun huzuru için her gün dua edeceğim. Bana güvenebilirsin.
     Sanço avaz avaz bağırdı:
— Aman Senyör! Ben ölmedim. Eşeğimle beraber çukurun içindeyim. Çıkarın beni buradan.
     Don Kişot hayretle:
— Eşeğinden bahsediyor, dedi. Çok acayip şey! Ben hiçbir ölünün mezara bir dünya malı götürdüğünü işitmedim; eşeği bile olsa…
— Senyör Don Kişot, tekrar ediyorum. Ben ölmedim. Boz eşek de benim gibi sağdır.
     Don Kişot seyisin Dulcinee’nin büyüsünü bozmak için yemeyi vadettiği kamçıları hatırladı ve tekrar deliğin ağzına eğildi.
— Sadık ve vefalı dostum! Vadettiğin kamçıları unutup unutmadığını söyleyebilir misin bana.
      Sanço heyecanla cevap verdi:
— Ah Senyör şövalye, onları saymaya vakit bulamadım henüz fakat beni bu delikten kurtarın; ilk fırsatta sözümü yerine getiririm.
— Seni bu delikten kurtarmak mı?
— Evet Mösyö. Hem de çabuk olun rica ederim. Çünkü ölürsem bu borcu ödeyemem ve sihirbaz Merlin, bize söylediği gibi Dulcinee’yi cehenneme götürür.
     Bu fikir Don Kişot’u hemen harekete getirdi. Atından inerek:
— Demek sen ölmedin Sanço, dedi, burada olan sen misin?
— Söyledim ya şövalyem. Ne yapacaksanız yapın ayağınızın altını öpeyim.
     Şövalye seyisini çok güçlükle çukurdan çıkardı, ancak her ikisinin eşeği çıkarmak için çektikleri zahmet bundan da büyük oldu. Fakat azmin elinden ne kurtulur!  Kahramanlarımız ile hayvanları yine hep birden toprağın üstünde bir araya geldiler.
     Sanço, Don Kişot’un ayaklarına kapanarak:
— Ah Senyör sizi gördüğüme ne kadar memnun oldum bilemezsiniz, dedi.
     Don Kişot:
— Ben de öyle Sanço, dedi. Sen artık adanda değil misin?
— Allah beni kurtardı o adadan sevgili efendiciğim. Ben çiftçi doğdum, vali değil. Dük hazretleri şehri müdafaa ettirmek için başka birini arasın. Ya siz Monsenyör, siz şatoda değil misiniz?
     Şövalye asık bir yüzle;
— Hayır, dedi, bu insanların benimle alay etmekte olduklarını fark ettim. Bunun için bu sabah onlara “Allah’a ısmarladık” bile demeden yola çıktım. Düşün bir kere Sanço dostum; Düşes benim bıyıklarımı tıraş ettirmek istiyordu. Aslanlar şövalyesi Don Kişot’u yeni doğmuş bir çocuk gibi cascavlak bir suratla gözünün önüne getirebiliyor musun?
— Çok iyi ettiniz Senyör.
— Gel benimle Sanço dostum, seninle yeni maceralara gideriz.
     Sanço sordu:
— Bunun lazım olduğunu sanır mısınız? Siz şatonuza, ben kulübeme gitsek daha iyi olmaz mı?
     Şövalye cevap verdi:
— Sanço dostum. Senin hiçbir şeye aklın ermiyor. Talih bir gün bize güler yüz gösterecektir. Arkamdan gelirsen pişman olmazsın.
— Peki, siz nereye gidiyorsunuz?
— Barselona şehrine Sanço dostum.
     Don Kişot fazla bir şey söylemeden atını dörtnala sürdü ve uzaklaştı. Sanço’nun ona ayak uydurması zordu. Fakat bir dağı bile merhamete getirecek iniltilerle bu işi becerdi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi