O Adamı Seviyorum Ama… (2)

O

* Kocam hiçbir şeyden ayrılamaz. Komodini üç dört yıl öncesinin dergileriyle tıka basa doludur. Dolabı, eski giysileriyle dolup taşıyor. Zamanla sararmış ya da iplik iplik olmuş gömleklerini bile atsam sinir krizleri geçirir. Artık içine sığmadığı yırtık pantolonları da, lastiği yenmiş çorapları da… Bunları giymez, bunlar öylece yerli yerinde durur. Disco gömlekleri, İspanyol paça pantolonlar, deri pantolonlar… İsterse bir müze açabilir!
* Bu yüzyılda icat edilmiş her türlü alet edevatı aşağıda, bodrumda saklıyor. Kutular, raflar, çekmeceler dolusu. Eminim yarısından çoğu paslanmıştır. Hem de hiç kullanılmadan. Eskici dükkânlarına hiç dayanamaz. Bodrumumuz, Tarih Araştırmaları Vakfı’na hibe edilmeli!
* Dağınıklık görünce aklını kaçırıyor. Sandık odasında yaptırdığı duvardan duvara dolaplara her şey düzenli olarak yerleştirilir ve kapılar kapanır. Evin bir dekorasyon dergisinden çıkmışa benzemesinde ısrar eder. Ancak ben hiçbir şey bulamıyorum. Ne arasam dolaplardan birine tıkılmış durumda!
* Bir şey kırıldığında ne olur ne olmaz diye parçalarını saklar. Bodrumumuz kırılmış aletler mezarlığı. Bilgisayarlar, kahve makineleri, televizyonlar, radyolar, bir buzdolabı, çamaşır makinesi… Ben öldüğümde de Allah bilir beni de orada saklayacak, gün olur parçalarımı kullanır diye!
* Ucuzluğa dayanamaz. Belinden ameliyat olduğunda birkaç hafta televizyon izlemekten başka bir şey yapamadı. O zaman ucuz diye sipariş verdiği eşyalar paket paket hâlâ geliyor!
* Kıyafetlerini çok sever. Benden daha iyi bakar. Ayakkabılarının hepsi kalıplı ve her çift bir torbanın içinde. Yeni ayakkabıları giymeden önce cilalar. Takımları renk ve kumaşlarına göre sıralanmıştır. Mendilleri, kravatları, her şeyi mükemmel bir nizam ve intizam içindedir. Tek bir gömlek yanlış sırada asılmışsa, tek bir mendil yanlış katlanmışsa, sinirlenir, aklını kaçıracak gibi olur!
* Televizyondaki her şeyin kaydını yapar ama kasetleri asla isimlendirmez. Bir film izlemek isterseniz aradığınızı bulana kadar otuz tane kaset karıştırırsınız!
* Eşyaları boş bulduğu her alanı kaplar. Asla üstü açık tezgâh bulamazsınız. Mektuplar, faturalar, makbuzlar, dergiler, kataloglar, broşürler mutfaktan banyoya, oradan yatak odasına her santimetre kareyi kaplar. Üst üste koyarsam ya da başka bir yere kaldırırsam kıymetli kâğıtları ‘kaybetmiş’ olurum. Kâğıt yığınlarının üstünde akşam yemeğini hazırlıyorum; yani telefon faturasının üstündeki kan değil, domates salçası… Bunu herkes tahmin eder dimi?
* Oyuncak otomobillerle oynayan küçük bir çocuk gibidir. Ancak otomobilleri daha büyük ve çok daha pahalı. Bütün otomobil dergilerini alır. Gazetelerin otomobil sayfalarını inceler. Dokuz yıllık evliliğimizde üç motosikleti, bir jipi, dört minivanı, iki spor arabası, iki üstü açık otomobili, bir pickup’ı ve bir kamyonu oldu. Tekerlekler üzerinde yaşar!
* Otomobiline bindiğimde neyin üstüne oturacağımı asla önceden bilemem. Her tarafta yarım yenilmiş ıvır zıvır ve kokmuş küllükler vardır. İçeriye ayağımı atmak istemem, ayakkabım bir şeylere yapışabilir!
* Her sabah kahvesini otomobilde içer. Kendime fincan bulamam, çünkü hiç birini geri getirmez. Otomobilini ararsanız, içinde çeşitli şeylerin büyüdüğü iki düzine kahve fincanı bulursunuz!
* Otomobilini asla temizlemez. Çöple doludur. Şekerleme kâğıtları, lolipop sopaları, gazoz şişeleri. Babalar Günü’nde yıkattım ve parlattım. Paspasları gırgırlattım ve ön tablayı cilalattım. İnanın fark etmedi bile!
* Gece don olmuşsa, arabayı yarım saat çalıştırır, sonra içine girer ve motorun sesini dinleyerek uyur!
* Üşüttüğünde yatağa girer. Anneciğinin onu iyileştirmesini bekleyen bir bebek gibi battaniyeye sarınır, dudak büker, somurtur!
* Midemi üşütüp akşama kadar kustuğum bir gün eve gelip, “Sanırım bu, akşam yemeği yok demek ha!” der.
* Ne kadar hasta olursa olsun aspirin almaz. Semptomlarını gizleyeceğinden korkar. Ortaya çıktıkça uzun uzun anlatır semptomlarını!
* Yürüyen bir eczanedir. Her gün kırk çeşit holistik ilaç alır. Arı poleni ve avokadolar üzerine bana dersler verir. Yenilebilir çiçekler, kökler, sarımsağın iyileştirici etkileri… Gittiği her yere kutu kutu ilaç götürür ve bütün gün avuç avuç ağzına atar durur. Ve saatte altı kere “Günde bir kapsül” der.
   (devam edecek)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi