Gülistan Güzeli

G

     Bu mahallede, bu akşamüzeri bambaşka bir hareket ve canlılık var.
     Apartmanların pencereleri tıka-basa insanlarla dolu. Gülüşmeler, konuşmalar birbirine karışıyor. Herkesin gözü karşıdaki bir apartmanın kapısında… İşte tam bu sırada bir alkıştır kopuyor. O meraklı gözlerin takılıp kaldığı apartman kapısının açılması ile birlikte güllerle bezenmiş kameriyenin altından dışarıya doğru el ele yürümekte olan bir çift görüyoruz.
     Pırıl pırıl sırma apoletlerle bezenmiş, hâki renkli elbiseler içerisinde yakışıklı genç bir teğmen ve duvağı güllerle süslenmiş, alaca karanlıklarda kanatlanmış hurileri andıran bir gelindir bu çift…
     Etrafta ne olup bitiyor farkında değiller. Onlar bu dünyada değiller ki…
     Kendi âlemlerine dalmışlar, el ele tutuşmuşlar, birbirlerinin gözlerinin içine bakaraktan bir de şarkı tutturmuşlar…
     Açarken her seher bahçende güller
     Şarkılar söylersin, coşar bülbüller
     Ve… Alkışlar…
     Kapıda kendilerini beklemekte olan taksiye doğru yürüyen bu mutlu çifti uğurluyor bu alkışlar…
     “Aman yarabbim, ne günlere kaldık! Aaa… Vallahi görülmüş, işitilmiş şey değil böylesi… Ayol bizim zamanımızda gelinler ağlaya ağlaya ayrılırlardı baba ocağından, ana kucağından… Bir de şunlara bakın a dostlar!”
     Onları, yan taraftaki bir evden seyretmekte olan Ayşe Teyze böylece söylene dursun, bizimkilerin bindiği taksi köşeyi dönerek çoktan gözden kayboldu bile…
     Halk dilinde aslı astarı olmayan söylentiler için ‘bilmem esas bilmem tevatür’ derler… Bizler o günleri görenler ve bilenlerden dinlediğimiz için anlatacağımız hikâyeyi tevatür kabul etmiyoruz.
     Bir Mayıs sabahının seher vaktindeyiz…
     O sabah bülbüller daha şen, daha şakrak ötüşüyorlar… Sabahın şebnemleri ile yıkanan gonca güller, daha bir başka türlü, yaprak yaprak açıyorlar. Esen serin sabah rüzgârı, taşıdığı gül kokularını âşık gönüllere her zamankinden çok farklı bir cömertlikle serpiştiriyor. Bu sabah her şey ama her şeyde güzele doğru bir fevkalâdelik var.
     İşte böyle bir fevkalâdelikle başlayan bu Mayıs sabahında çok mutlu bir genç çift olan Dr. Teoman Bey ile yine doktor olan güzel eşi İçten Hanım’ın bir bebekleri dünyaya geliyor. Kâinatın gülerek yeni bir güne hazırladığı bu sabahın seherinde Isparta’da dünyaya gelen bu yavruya ‘Özlem’ ismi veriliyor.
     “Daha avuçlarımın içinde iken gözleri gülüyordu… Ben bunca yıllık ebeyim, ne böyle bir doğum ne de böylesine şirin ve sevimli bir bebek daha görmedim,” diyor doğumu yapan tecrübeli ebe hanım…
     Aradan günler, aylar ve yıllar geçip gidiyor…
     Özlem irileşiyor, gelişiyor, serpiliyor ve seviliyor. Bu yavrunun güzelliği dillere düşüyor. Görenler ‘Maşallah’ diyor, övüyor… Görmeyenler merak ediyor. Ulu Tanrı için güçlük mü var? Güzel güzel yaratmak isteyince öylesine bir güzel yaratır ki, cümle âlemin parmakları ağzında kalır. Bu güzel bebeği gören sevimli bir aile dostu şair Lâmi amca da öylesine, öylesine bir duygulanır ki, kaleme kâğıda sarıldığı gibi döktürüverir alabildiğine…
     Açarken her seher bahçende güller
     Şarkılar söylersin coşar bülbüller
der ve de bir yerinde hislerine, gönlüne, kalemine hükmedemeyip;
     Aşk nedir anlarsın gelince çağın
     Gülistan güzeli Isparta kızı
deyiverir…
     Bu söyleyiş, bu sesleniş de öylesine sevilir ve öylesine beğenilir ki, şarkı haline gelir, dillerden düşmez olur bir daha…
     Aradan zaman geçer. Yıllar peş peşe sıralanır…
     Özlem şimdi bir genç kızdır. Ailesinin, muhitinin ve arkadaşlarının gözbebeği, nazar boncuğu, şipşirin bir genç kızdır artık Özlem. Gül yaprakları gibi büyüleyici yemyeşil gözleri, sarı güller gibi lepiska saçları, beyaz güller gibi lekesiz bir teni, tomurcuk güller gibi pembe pembe yanakları, kor rengi kırmızı gonca güller gibi dudakları vardır. Sıhhatlidir, hareketlidir, şakacı ve oldukça da muziptir.
     İşte bu bir içim su güzel kız, şair amcası Lâmi Bey’in dediği gibi çağı gelmiş olacak ki, bir gün, aşk ateşine kaptırıverir kendisini.
     Önce bir askerî törende gördüğü, sonra da bir aile toplantısında karşılaştığı Teğmen’e… Orhan Bey’e âşık oluverir… Kimselere bir şeyler hissettirmemeye gayret eder aylarca; fakat nafile… Düşünür, taşınır ve dert ortağı annesine meseleyi açar sonunda…
     Tam bu günlerde, doktor olan anne ve baba baş başa verip meseleye bir çözüm yolu ararlarken, Teğmen Orhan Bey de huzursuz günler ve uykusuz geceler geçirip dururmuş meğer!
     Bundan sonra işin arkası bir çorap söküğü gibi geliverdi ve kısa zamanda nişanları ilan ediliverdi gençlerin…
     İşte bu gece de dünya evine giriyorlar…
     Gelinliğinin uzun eteklerini yerlerde sürükleyerek Teğmen Orhan Bey ile el ele tutuşmuş, kapıda beklemekte olan taksiye birlikte yürürlerken, her iki gencin dudaklarında bir şarkı var şimdi…
     Ayşe Teyze ne söylerse söylesin; biz onun söylediklerine değil de, gençlerin birlikte söyledikleri bu şarkıya kulak verelim şimdi sizlerle… 

     Açarken her seher bahçende güller
     Şarkılar söylersin coşar bülbüller
     Füsunkâr gözlerin yakar gönüller
     Gülistan güzeli Isparta kızı

     Gülerken gül açar gonca dudağın
     Güllerle bezensin ipek duvağın
     Aşk nedir anlarsın gelince çağın
     Gülistan güzeli Isparta kızı 

Beste: Dr. Teoman Önaldı
Güfte: Lâmi Güray
Makam: Evç
Usûl: Curcuna
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz