Don Kişot (28)

D

     Yirmi Sekizinci Bölüm (Beyaz Ay Şövalyesi)
     Dağdan dağa, kırdan kıra Don Kişot nihayet Barselona surlarına vardı. Hiç şüphesiz ilk defa sevinçle şatosundan ayrıldığı günkü ruh hali içinde değildi. Yolda rastladığı kimselere artık ilgi göstermiyordu. Rossinante’nin ağır adımlarına uyarak sessiz ve mahzun bir şekilde yoluna devam ediyordu. Sanço Panza da onun ardında aynı hüzünle durmadan iç geçiriyor, artık efendisinin mahzunluğunu gidermeye çalışmıyor ve ara sıra eşeğinin üstünde uyuyordu.
     Seyislik vazifesi ona artık hoş bir şey gibi görünmemekteydi. Yolda zevzeğin biri kendisine takılacak olursa, efendisinin işitmemiş olduğunu görerek, cevapsız bırakıyordu.
     İspanya’nın ünlü şövalyesi, kahramanlar kahramanı Don Kişot; atın seni nereye götürüyordu acaba? Hangi karanlık kader seni daima ufkun öte yanına çağırıyordu. Hiçbir şey yıldızının çok yakında büsbütün söneceğini sana haber vermiyor muydu? Sonunda talih sana karşı cephe alacak ve sırtını vere getirecek olduktan sonra sihirbazları alt etmek, devleri yenmek, kürek mahkûmlarını kurtarmak, Aynalar Şövalyesi’ni yere sermiş olmak neye yarardı?
     Bir sabah Don Kişot, arkasında seyisi ile deniz kenarında geziniyordu. Karşıdan kendisi gibi zırhlı bir şövalyenin geldiğini gördü. Elinde altın rengi parıl parıl bir kalkan vardı. Ortasında beyaz bir hilal resmi görünüyordu. Siperi indirilmiş olan tolgası beyaz ve uzun kuş tüyleri ile süslenmişti. Elindeki mızrağı sallayışında bir gurur gösterişi vardı.
     Şövalye, Don Kişot’a yaklaştı ve sesi işitilecek bir yere geldiği zaman:
— Aslanlar Şövalyesi adını almış olan kahraman Don Kişot de la Manche! dedi. Ben Beyaz Ay şövalyesiyim. Kazandığım büyük zaferlerin şöhreti sana kadar gelmiş olacaktır sanırım.
     Don Kişot aynı eda ile cevap verdi:
— Büyük başarılarınızdan şüphem yoktur ama ne yazık ki ben onları hiç bilmiyorum.
     Sanço, efendisinin sözlerini işitince:
— Eyvah, dedi, bu başımıza geleni ben hiç beğenmiyorum. Bu şövalyenin korkunç bir hali var. Don Kişot onu rahat bıraksa iyi eder.
     Şövalye gurur ile:
— Benim sevgilimin senin sözüm ona prensesin Dulcinee de Toboso’dan bin kat daha güzel olduğunu, hiç tartışmadan hemen kabul etmeni isteyeceğim. Bu hakikati itiraf etmezsen seni amansız, ölesiye bir savaşa çağırıyorum.
     Don Kişot sesini yükselterek:
— Küstah şövalye, diye cevap verdi. Sen ya fazla yorgunsun ya da deli!
     Öteki gülmeye başladı:
— Dinle Aslanlar Şövalyesi! Seni yendiğim zaman senden en az bir yıl silah taşımamanı ve şatona çekilmeni isteyeceğim. Olacak şey değil ya, sen beni yenersen atımla silahlarımı sana teslim edeceğim. Üstelik de istersen kafamı kesmeye hakkın olacak.
     Bu muameleye fena halde kızan Don Kişot:
— Sen bir korkak, bir boşboğazdan başka bir şey değilsin, dedi. Seni sopa ile bu memleketten sürüp çıkarmasını seyisime emretmekten niye geri durduğumu anlayamıyorum.
     Sanço telaşla:
— Aman ne yapıyorsunuz senyör, dedi. Bu adam şövalye, ben ise bir seyis parçasıyım. Sizin kavganıza nasıl karışırım?
     Beyaz Ay Şövalyesi:
— Ben size meydan okudum, dedi. Kendinize “Don Kişot sıkıyı gördüğü ve yenileceğine emin olduğu zaman tabanları yağlayıp kaçan bir korkaktır!” dedirtmesi yakışık alır mı?
     Don Kişot kendi kendine mırıldandı:
— Ey benim prensesim; bu zevzeğin lakırdılarına kulak asmayın. Koluma kuvvet verin. Sizin ve kendimin şan ve şerefimiz için dövüşeceğim ve mutlaka zaferi kazanacağım. Elverir ki siz isteyiniz. Bu sefil sizin güzelliğiniz için söylediği şeylerin ne kadar saçma olduğunu anlayacak ve ben acımadan kafasını keseceğim.
     Beyaz Ay Şövalyesi bir kere daha bağırdı:
— Cevap bekliyorum, kavgaya karar verdin mi? Yoksa peşinen yenildiğini kabul edip bir sene evine çekilmeye razı oluyor musun?
     Don Kişot acı bir gülüşle:
— Bir dakikaya kadar cevabını alırsın, dedi.
     O esnada Barselona valisi, maiyetindeki birkaç büyük memurla oradan geçiyordu. Birbirleri ile şakalaştıklarını sanarak ne yaptıklarını ve tartışmalarının konusunun ne olduğunu sordu.
     Beyaz Ay şövalyesi birkaç kelimeyle davayı anlattı. Vali kavganın güzel bir şaka olduğuna inanmaya devam ederek gözlerini iri iri açtı.
— Mesele iki kadının güzelliğinden ibaretse en iyi çare bir cirit oyunu tertiplemek olur. Bu savaşın şartlarını bana söyler misiniz sayın şövalyeler çünkü bu oyunda hakem olmak isterim. İlk önce Beyaz Ay Şövalyesi cevap verdi ve Vali ağır bir hareketle bu kararı beğendiğini anlattı:
— Haydi sayın şövalyeler, meydan açık. Tanrı her ikinizin de yardımcısı olsun.
     İki şövalye evvela epeyce uzaklara açıldılar, sonra birdenbire geri dönerek birbirlerine saldırdılar.
     Rossinante yorgundu, Beyaz Ay Şövalyesi’nin atı ise genç ve dinç bir Arap atıydı. Beyaz Ay şövalyesi mızrağını indirmeye bile gerek görmedi. Çarpışma o kadar şiddetli oldu ki, Don Kişot eğerinin üstünden fırlayarak birkaç adım ileriye düştü, onun arkasından da Rossinante yere yuvarlandı. Bu acayip ciridin galibi hemen atından indi ve sırtüstü yerde yatan Don Kişot’un yanına giderek mızrağının ucunu onun tolgasına dayadı:
— Sen yenildin şövalye! Savaşın şartlarını kabul ediyor musun? Yoksa senin işini bitirivereyim mi? O halde hemen duanı et.
     Bu cümleden sonra Don Kişot’un tutar yeri kalmamıştı. Zayıf bir sesle:
— Senin sevgilinin daha güzel olduğunu söyleyerek, Dulcinee’yi küçük düşürmeye hakkım yok, dedi. O halde, mızrağını sok ve beni öldür. Bu yenilmenin cezasını yalnız ben çekeyim.
     Beyaz Ay şövalyesi:
— Hayır, hayır Don Kişot de la Manche, dedi. Sevgili Prenses Dulcinee’nin şöhretine zarar gelmesini istemem. Buna karşılık sen savaştan önce kararlaştırdığımız gibi, en az bir yıl için şatona çekilmeye razı olacaksın.
     Yanlarına yaklaşan Vali, Don Kişot’un sözlerini işitti.
— Değil mi ki Dulcinee’nin menfaatine aykırı bir şey istemiyorsun benden, o halde ben de sözümde durarak şartlarını kabul ediyorum.
— Bir yıl silah taşımamaya söz veriyor musun?
     Don Kişot cevap verdi:
— Şövalye sözü veriyorum.
     Çok memnun görünen Beyaz Ay Şövalvesi bunun üzerine valiye selam verdi ve atına binerek çabucak gözden kayboldu. Fakat tehlikeli oyunun hakemi bu şövalye için daha fazla bilgi edinmek istedi ve arkasından birini yolladı. Sanço Panza efendisinin yanına gitmişti. Saçını başını yolarak ağlıyor ve ne yapacağını bilemiyordu.
— Yere batsın bu şövalyelik! Ah benim sevgili efendim… Günün birinde böyle bir belaya çatacağımızı biliyordum. Bakın ne hale geldiniz Senyör Don Kişot!
     Don Kişot’u yerden kaldırdılar, sırtından zırhını, başından tolgasını çıkardılar. O kadar renksiz ve bitkin bir haldeydi ki hemen ölecek sanılırdı. Vali yanındakilere;
— Bu adamcağızı bu halde bırakamayız, dedi. Bir araba bulalım da şehirde bir hana götürelim.
     Vali bunu söyledikten sonra sarayına döndü. Az bir zaman sonra Beyaz Ay Şövalyesi’nin arkasından göndermiş olduğu memur geri döndü ve valinin huzuruna girdi. Don Kişot’un sırtını yere getirmiş olan şövalye de yanındaydı. Fakat o da Don Kişot gibi şövalye elbiselerini çıkarmıştı. Kendisini:
— Kulunuz berber Nikolay’ım, diye takdim etti.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi