İnsanlığın Renkleri

İ

       Hayatınız ne renk? Yani sabah yataktan kalkıp tekrar yatağa gireceğiniz zaman boyunca gözünüzün önünde değil tam olarak, ama kafanızın içinde hangi renkte dolanıyor görüntüler, düşünceler, duygular? Ya da rüyanızda arkada hangi renk ve önde sizin hayalleriniz? Belki de tek bir renk değil bir sürü renk ve hatta renklerin farklı tonları. Peki ya bir gün bu farkında olmadığınız perde birden ortadan kalksa ve diğerlerini görseniz sizden farklı bir renkte, farklı yaşamları. İşte perde aralanıyor, sizin için birileri yavaş yavaş ortadan kaldırıyor onu. İşte sahne tam karşınızda… Zahmetsizce aralanan perdenin arkasında bu kez seni hiç yormadan rengârenk, bazen renksiz, bazen bulanık hayatlarını anlatıyor insanlar. Onlar da senin gibi; ama nasıl da yadırgıyorsun bazı yanlarını, bazılarını kendinle bağdaştırabilirken…
       Bak, kiraz ağacının pembe yaprakları dallarında uzun bir süre oyalandılar. Ve az sonra bir bir inecekler dallarından. Kısa fakat akıllardan silinemeyecek bir gösteriye hazırlanıyorlar şimdi. Uzun bir ömür sayılır onlarınki de, şu kısacık anla karşılaştırılınca. Henüz kurumamışken ve hâlâ güzelken onun bu intihar gösterisi bizi usulca büyüleyecek. Uzun bir yaşam işte böyle kısacık bir zamanda gözlerimizin önünden akıp geçiyor, bizim şimdiye kadar fark etmediğimiz bütün ayrıntıları da gözler önüne sererek…
       İşte perde açıldı ve kapandı. Uzun bir yaşanmışlığın nereden nereye sürüklenebildiğini belki daha önce hiç bu denli düşünmemiştik…
       Kapalı duvarların arasında bize yansıtılan bir hayat öyküsü. Bizi çevreleyen gerçeklikten yalnızca küçük parçacıklar içeriyor. Ve sözcüklerin hepsi tek tek, anlaşılır bir şekilde dökülüyor ağızlardan. Bizi bu gerçeklikten uzak dekor ya da telaffuzun bu denli düzgün olması isyan ettirebilir. Ama insanları fark edemeyişimizin nedeni çoğu zaman etrafımızı çevreleyen diğer nesnelere daha çok zaman ayırmamız değil mi? Ya da kimi insanlar umursarken diğerlerini görmezden gelişimiz görünüşler ve ağızdan dökülen sözcüklerden kaynaklanmıyor mu? Amaç düşüncelerimizin karşımızdakinin düşüncelerine yoğunlaşması iken sanırım bu gerçekçilik biraz arka planda bırakılabilir.
       Geyiği tuzağına düşürmeye çalışan bir aslan geyiği yemesi gerektiği yargısına varmadan önce hiç düşünmüş müdür acaba? Yani geyiği anlama çabası içinde olduğu düşünülebilir mi? Peki ya biz karşımızdaki insanla ilgili bir yargıya varmadan önce düşünüyor muyuz? İnsanların kafalarında ve yüreklerinde neler olduğunu anlamak için çaba göstermemiz belki de bizi biraz farklı kılabilir. En azından diğer yaşayanlardan biraz daha kendi türümüzü ve diğerlerini anlamaya yatkın olduğumuzu. Eller, kollar beyinler her an dünyanın her yerinde hiç durmadan işliyorlar. İş, iş… Çalış, çalış… Başımızı kaldırıp etrafımıza bakacak vaktimiz olmuyor bazen. Bedenimizle birlikte düşüncelerimiz, düşüncelerimizle birlikte ruhumuz da yaptığımız işin içine doğru gitgide akıyor. İşlerimize müdahale edilmesinden hoşlanmıyoruz. Kopup bir kenara çekilmek en rahat yolu gürültüden, rahatsız edilmekten kaçmanın! Peki bu kaçıp gidiş neden? Çalışmamızın yegâne amacı insanlığın devamını sağlamak iken neden yaptığımız işi de alıp kozamızın içinde insanlıktan uzak yaşamayı tercih ediyoruz? Kafamızın içindeki perdeleri aralamanın, kozamızdan sıyrılmanın zamanı geldi artık.
       İnsanlığın renklerini görmek, onların gizli haykırışlarını duymak için tiyatroya gidin. Okyanusun bir damlası olup hâlâ etrafınızı saran ve sizinle birlikte bu sonsuzlukta yüzmekte olan diğer damlaların farkında değilseniz eğer kendinize bir bilet alın. Belki de sahnede bir zamanlar sizin de yanınızdan akıp geçmiş bir damlanın hikâyesi anlatılıyordur, kim bilir?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi