Tramvayda

T

— Madame Liberman?
— Ah elbette. Nasılsınız?
— Sağ olun. Savaş varken kim iyi yaşar? Şapkanızın biçimi ne kadar hoş!
— Bu son moda… Paris modası. “Petit solde” deniyor. Gördünüz mü yarı kep gibi, önde yarım siperi, arkada ise biyesi ve bandı var.
— Korkunç sevimli bir şapkacık… Korkunç! Ama daha korkunçlarını ve en son moda olanlarını gördüm. Dün kuzenim Fanna Schelmenkotz Paris’ten geldi. İnanır mısınız şapkasının çok özel bir kesimi var. Kesinlikle sonuncuların sonuncusu olduğu söylenebilir. “Şanssız Belçikalı” diye adlandırılıyor. Gözyaşı dökmeden bakmak olanaksız! Gri bir tür kalpak, bu kalpağa yüz elli frank veriyorlar. Belirli bir biçimi yok. Ona “Fanna, önünü arkaya giy de herkes şaşırsın!” diyorum.
— Ya eşiniz?
— Savaş varken iyi ne olabilir ki! Alüminyum üretimi yaptılar, biraz da bakır. Şimdiyse gocuk dikiyor.
— Evet, elbette, savaş çok ağır bir şey. Dün ceketimin altına astar aradım durdum, inanır mısınız koca şehirde altın rengi astar bulamadım. Satıcı ise küstahça kahverengi almamı söyledi. Köpeği giysin kahverengi astarı! Evet, savaş çok zor bir şey!
— Madame biliyor musunuz, benim Bertok’cuğum dün şekerdeyken genç bir hanımla tanışmış.
— Nerede?
—  Şekerdeyken. Yani şeker kuyruğunda beklerken! İşte o genç hanım demiş ki; Almanların Çanakkale’yi geçmeleri olanaksızmış.
— Neden olanaksızmış?
—  Kesinlikle olanak yokmuş, çünkü Çanakkale çok darmış! Hatta öyle bir kısmı varmış ki tam on altı santimmiş. Alman filosu hiçbir şekilde oradan geçemez.
— Öyleyse niçin herkes endişeleniyor? Eğer geçemeyeceklerse, düşünmenin anlamı yok demektir. Niçin huzursuzlanıyorlar?
— Panik yayılsın diye kasten yapıyorlar?
— Paniğin yayılmasını niçin istiyorlar?
— Böyle olması gerekiyor.
— Korkunç! Korkunç! Ah bu savaş yok mu? Biliyor musunuz, tek bir tiyatroda bilet bulamazsınız. Hepsi hıncahınç dolu! Diyorlar ki, güya biletleri Almanlar satın alıyorlarmış.
— Onların neyine gerekmiş?
— Keder ve bunalımın yayılması için.
— Benim kederlenmem onların ne işine yarayacak?
— Bu artık politik bir soru.
— Ah yeter! Ah yeter! Her şeyin sebebi paniğin yayılması!
— Evet, savaş zor şey. Biliyor musunuz, Bertok’cuğum konserde şarkı söyledi, üstelik kapalı bir elbise giymişti. Hem de gerçek Brüksel dantelinden bir elbise. Tam seksen ruble! Babacığı yaralılar için gömlek dikti, telleri kopan telgrafhaneye tel hazırladı.
— Seksen rublelik elbise, üstelik de dekolte değil?
—  Önce Bertokcuğum elbiseyi telefonla ısmarladı, “dekolte” demeye öyle korktu ki: Cezası bir ruble yirmi kopek. Esas sorun savaş! Ah Bertok’cuğum öyle vatansever bir çocuk ki! “Halk sefalet çekerken ve toplar atılırken, diyor, ben nasıl dekolte elbise giyerim?” Eğer dekolte olsaydı daha ucuza çıkacaktı, çünkü açıkta kalan yerler muslinden de ucuza geliyor. Ama halkımız nasıl anlar? Vatanseverliğim nedeniyle balo elbisemin üzerine sansar kürkünden pelerin aldım. Benim için önemli değil… Savaş zamanı göze batan şeyler giymemek gerek. Kocam biraz demir biriktirince samur kürk alacağım.
— Ya araba?
— Artık o da savaştan sonra. Savaş bitince. Şu anda vatanseverce bir tutum olmaz. Ah bizim zavallı askerlerimiz. Zavallı askerler kendilerini feda ederken, Almanlar onlara toplarla ateş açarken arabaya binmek hoş olmaz. Hayır, paralar şimdilik bankada dursun. Arabayı savaştan sonra da alırız. Vatansever olmak zorundayız…

(Rus Öyküsü–Yazan: Nadejda Aleksandrovna Lohvitskaya–Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi