Üç Kısa Öykü-15 (Macar Öyküleri)

Ü

EVDE OLMAK
     Küçük kız, yalnızca dört yaşındaydı. Aklı birçok şeye yetmiyordu henüz. Annesi, yaşamlarındaki büyük değişimi kavratabilmek için, kızını dikenli tellerin yanına götürdü ve uzaktaki treni gösterdi.
     “Ne güzel değil mi? Bak bu tren bizi evimize götürecek.”
     “O zaman ne olacak ki?”
     Evimize kavuşacağız!”
     Peki, ev ne demek?” diye sordu çocuk.
     “Bundan önce yaşadığımız yer demek.”
     “Orada ne var?”
     “Oyuncak ayıcığını hatırlıyor musun? Belki bebeklerin de duruyordu?”
     “Anneciğim, peki orada gardiyan var mı?”
     “Hayır yok!”
     “O zaman,” dedi küçük kız. “Oradan kaçabilir miyiz?”
SINIRSIZ SEÇENEK
     “İyi günler hanımefendi.”
     “Nasıl yardımcı olabilirim efendim?”
     “Kahverengi bir şapka istiyorum.”
     “Ne tür bir şapka? Spor, klasik, geniş kenarlı?”
     “Siz ne önerirsiniz?”
     “Şunu bir deneyelim. Tüy gibi hafiftir, rengi de ne çok koyu, ne çok açık. Hemen orada bir ayna var; bakın lütfen!”
     “Sanırım fena durmadı.”
     “Sanki sizin için yapılmış.”
     “Zahmet vermeyeceksem başka bir tane daha deneyebilir miyim?”
     “Tabii ki… Şunu da öneririm.”
     “ Aslında bu da iyi durdu. Hangisini seçsem acaba?”
     “Belki bir üçüncüyü? Bu modeli de pek çok müşterimiz tercih ediyor. Bu da ilk ikisi kadar yakıştı size.”
     “Haklısınız. Peki, bu üçünün fiyat farkı nedir?”
     “Fark yok efendim.”
     “Peki, kaliteleri?”
     “Kalite farkı da yok efendim.”
     “Peki, o zaman bu üç şapka arasındaki farkın ne olduğunu söyler misiniz?”
     “Hiçbir şey. Bizde üç ayrı kahverengi erkek şapkası yok ki!”
     “Kaç tane var peki?”
     “Yalnızca bu var.”
     “Peş peşe üç kez denediğim mi?”
     “Evet, öyle. Hangisinde karar kıldınız?”
     “Tam bilemiyorum ama sanırım ilkinde.”
     “Diğer ikisi de gözden geçirilebilir bence.”
     “Hayır, hayır, birincide ısrarlıyım.”
     “Nasıl isterseniz efendim. Güle güle kullanın.”
BODRUMDAKİ DÜŞÜNCELER
     Top, kırık bir camdan doğru bodrum kattaki koridora düştü.
     Çocuklardan biri, kapı görevlisinin on dört yaşındaki kızı, topallayarak peşinden koştu. Tramvay zavallının bacağının yarısını koparmıştı. Diğer çocuklara top toplayarak mutlu oluyordu.
     Bodrum katından hafif bir ışık süzülüyordu. Bu yüzden köşede bir şeyin kıpırdadığını fark edebildi ve o yöne doğru seslendi tahta bacaklı küçük kız.
     “Sen burada ne arıyorsun benim tatlı, minik kedim?”
     Topu aldı -tek yapabildiği şey buydu- ve olanca hızla oradan ayrıldı.
     Çirkin, yaşlı ve kötü kokulu sıçan -kedi sanılan oydu- birden acıyla irkildi. Hayatı boyunca hiç kimse bir kediyle konuştuğu gibi konuşmamıştı onunla.
     Bugüne dek herkes ondan tiksinmiş, kömürle taşla kovalamış ya da korkuyla kaçmıştı.
     Bir kedi olarak doğmuş olsaydı eğer, her şey ne kadar da farklı olurdu, diye düşündü bir an.
     Sonra da -bu kadar doyumsuzuz işte- cüretkâr hayaller kurmayı sürdürdü. Ya kapı görevlisinin, tahta ayaklı küçük kızı olarak doğmuş olsaydı?
     Bu fazlasıyla güzel olurdu. Hayallere sığmayacak kadar güzel…

(Macar Öyküleri–Yazan: István Orkény–Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi