Erken Dönemdeki Uyarı Sinyalleri
Erken Dönemdeki Uyarı Sinyalleri

Erken Dönemdeki Uyarı Sinyalleri

       Hastalıkların hemen hepsi, erken dönemde “uyarı sinyalleri” gönderir. Vücut dilinde hangi sinyalin/uyarının hangi hastalığı işaret ettiğini biliyor ve ona göre önlemimizi alıyor muyuz? Kısaca bir göz atalım bakalım:
       Anoreksia:
       Bu hastalık şişmanlamaya karşı duyulan ağır korku yüzünden aşırı zayıf kalma çabalarıyla seyrediyor. Hastalığın ilk işaretleri ise, aşırı kilo alma korkusuyla vücut kilosunu ve görünümünü yanlış yorumlama, beden görüntüsünden memnun olmamadır.
       Ne yapabilirsiniz? Eğer son zamanlarda ideal kilonuzda olmanıza rağmen şişman olduğunuzu düşünüyorsanız ve yemek yemek sizin için işkenceye dönüştüyse vakit geçirmeden bir psikiyatriste başvurun.
       Kısırlık:
       Düzensiz âdet görme, kısırlığın öncü belirtilerinden. Aklınızda bulunsun, doğum kontrol hapları bu önemli uyarıyı gizleyebiliyor. Eğer doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, düzenli âdet göreceğiniz için bu uyarıyı gözden kaçırabiliyorsunuz. Ancak unutmayalım ki, doğum kontrol hapı kullanmak kısırlığa yol açmıyor.
       Ne yapabilirsiniz? Fit bir vücuda sahip olmak, sağlıklı bir yaşam sürmek ve stresten arınmak, hamile kalma şansınızı artırıyor. Eğer kiloluysanız ya da aksine çok zayıfsanız bir diyetisyen eşliğinde ideal kilonuza ulaşın. En önemlisi de jinekolojik kontrollerinizi ihmal etmeyin.
       Diyabet:
       Pek çok ülkede ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer alan ve organlarda ağır hasarlara yol açan Tip 2 diyabet, uzun yıllar belirti göstermeyebilir. Günümüzde çocukluk döneminde bile gelişebilen Tip 2 diyabetin ilk uyarıları ise aşırı susamak ve sık sık idrara çıkmak.
     Ne yapabilirsiniz? Kan şekeri testi yaptırarak hastalığın sizde olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Eğer fazla kilolarınız varsa, bir diyetisyen eşliğinde ideal kilonuza ulaşmak Tip 2 diyabetin ilerlemesini önlemek için atacağınız en önemli adım. Ayrıca her gün en az 30 dakika egzersiz yapmalı, yürümeli ve stresten de uzak bir yaşam sürmelisiniz.
       Osteoporoz:
       Her üç kadından birinde görülen osteoporoz, kemik gücünde azalma sonucu kırıkların oluşmasına neden olan bir hastalık. Genellikle “sessiz hastalık” olarak nitelendiriliyor. Bunun nedeni ise, kırıklar oluşuncaya dek sizi doktora götürecek kadar belirgin bir ağrıya yol açmaması. Osteoporozun ilk belirtileri ise, sırt ağrısı, boy kısalması veya hafif bir darbeyle kemiğin kırılması olabiliyor.
       Ne yapabilirsiniz? Kemiklerinizin gelişmesi ve korunmasında beslenmenin çok önemli bir rolü var. Bu nedenle, uygun bir beslenme programı ile osteoporoz riskinin azaltılabilir. Bunun için her gün yeterli miktarda süt, yoğurt, peynir, brokoli, pazı, somon balığı ile tahıl gibi kalsiyum açısından zengin besinleri tüketebilirsiniz. Kemik ölçümlerinizi de ihmal etmemeniz gerekir.
       Depresyon:
       Depresyon belirtileri çoğunlukla günlük yaşamda görülen sıkıntı ve karamsarlıkla karıştırıldığı için pek çok hasta tedavi bile görmüyor. İştah kaybı veya artışı, uyku bozukluğu, kendini sürekli bir hüzün ve keder içinde hissetme ilk belirtilerinden.
       Ne yapabilirsiniz? Yapmanız gereken ilk şey elbette bir psikiyatriste başvurmak. Uzmanlar, tıbbın sunduğu antidepresan tedavisi ve psikoterapinin dışında depresyona karşı diğer çözüm yollarını da uygulamanız gerektiğini söylüyor. Bunların yanı sıra, sinir sistemi üzerinde olumlu etkileri olan balık ve badem gibi Omega 3 yağ asidi içeren besinleri de bolca tüketmelisiniz.

(Uzm. Dr. Ahmet uslu ve Uzm. Dr. Ceyda Güvenç)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir