O Adamı Seviyorum Ama… (9)
O Adamı Seviyorum Ama… (9)

O Adamı Seviyorum Ama… (9)

* Her türlü tatsızlıktan beni korumaya çalışır. Kötü haberleri saklar. Beni hayal kırıklığı ve üzüntüden ırak tutmaya gayret eder. Sonuç olarak ne olup bittiğini bilememekten sürekli tedirginimdir. Gerçeği öğrenmek için dört dönerim ama boyuna!
* Hiçbir fıkra çirkin değildir onun için. Belden ne kadar aşağı olursa o kadar iyi!
* Cool olmak istediği zaman bir golf sopası sallar gibi yapar, Johnny Carson’vari… Ya da Muhammet Ali gibi yumruklarını gösterir.
* Fıkraların en önemli noktalarını hiç üşenmez, açıklar!
* Pratik bir mizah anlayışı var, kendini engelleyemez. Kız dergilerinin adres listelerine maço erkek arkadaşlarının adlarını verir. Ya da sağcı dostlarının adreslerini sol derneklerinin yayın organlarına. Bunun son derece komik olduğunu düşünür. Ofisinde bir çalışma arkadaşı işinde hızla tırmanmaktaydı. Kocam ve arkadaşları yaptıkları benzer bir şakayla adamın kariyerini mahvettiler!
* Çirkin kelime oyunu diye bir şey olamayacağına inanır.
* Her şeyi mizaha vurur. Kutsal hiçbir şey yoktur. “Joe Amca sonunda vergi memurlarından kaçmayı becerdi,” der. Ya da bir düğünün ortasında, “Gelinin ailesinde herkes birbirine benziyor, damat kiminle evlendiğinden nasıl emin olacak?” der.
* Fıkra anlatamaz. Püf noktasını berbat eder. Ya unutur ya bozar. Ya da anlatmasının ortasında gülmeye başlar, insanlar da öylece oturup ne güldüğünü merak ederek onu izlerler.
* Gaz çıkarmayla ilgili fıkralar. Milyonlarca bilir.
* Beyaz çorap giyer. Takım elbiseyle bile. Ayaklarının daha rahat ‘nefes’ aldığını söylüyor.
* Çorapları konusunda çok seçicidir. Jeanleri yırtık, süveteri güve yemiş, gömleği eskimiş olabilir. Hiç dert değil! Ancak dizlerine kadar çorapları kusursuz, yeni, tertemiz ve ipek gibi olmalı.
* Kalın ve kara çoraplar giyer. Sıcak havada, şortla bile. Bir muhasebe şirketinden kaçmış mülteci gibi!
* Asla çorap giymez. Soğuk havalarda bile ayaklarına bir şey geçirmesi için kavga etmek zorunda kalırım. Takım elbise giydiği zamanlar bile çorapsız kaytarmaya çalışır. Annemler için resmî bir davet verdik. Smokinli ve çıplak ayaklıydı.
* Bikini külotuyla dışarı çıkar. Gazeteleri ya da postayı almak ya da yalnızca etrafta görünmek için. Sıcak iklimde yaşayınca giyinmenin normal olmadığını söylüyor.
* Ayakkabıları yeni cilalanmış olmalı, yoksa giymez. Ayna gibi kendi aksini görmeliymiş. Ev sürekli ayakkabı cilası kokuyor ve biz her yere geç kalıyoruz.
* Pejmürde kılıklıdır. Ne giydiğini hiç umursamaz. Tek önemli olan rahat etmesidir. Lime lime olmuş polyester giyebilir. Kareli, damalı, altın renginde… Şikâyet edersem dırdırcı olurum.
* Elleriyle ilgili bir takıntısı var. Daima manikürlüdür, renksiz cila kullanır.
* Öğrenmek istediğiniz her şeyi görmek için ellerine bakmanız yeter. Tırnaklar kemirilmiş, tırnak etleri yolunmuş. Yani, huzurlu, rahat bir adam olduğunu düşünmeniz biraz zor olur!
* Domateslerden nefret eder, yanlarına yaklaşmaz, dokunmaz. Domatesle aynı tabağa konmuş bir şeyi asla yemez!
* Ayaklı bir ilk yardım çantasıdır. Daima yanında ilaç, yara bandı, alerji hapları, ağrı kesici ve vitamin bulundurur. Acil durumlar içinmiş…
* Yalnızca sahte mücevher hediye eder. Evlilik yüzüğüm bile sahte. ‘Ne olacağını hiç bilemezsin, neden hırsızlık yapmak için birilerinin aklını çelesin?’ der. Herhalde beni mücevherlerim için vururlarsa hiç olmazsa sahicilerinin kasada emniyette olduğunu bilmenin mutluluğunu yaşayacak!
* Felaketlerle beslenir, başkalarının başına geldiği sürece. Birkaç blok ötedeki bir binaya yıldırım düşer, o da oradadır, bütün maçoluğuyla yangını söndürmeye yardımcı olan bir kahraman. Oysa geceleyin, salonda bir tıkırtı duysa battaniyeyi başına geçirir ve ‘Bir baksana bu ses neymiş?’ diye beni yollar.
* Kriz zamanlarında tamamen işe yaramaz bir durumdadır. Geçen kış bir gece yarısı uyandık, bir su borusu patlamış, her tarafı su basmakta. Bağırmaya, çağırmaya, eşyaları tekmelemeye başladı. “Böyle şeyler neden hep benim başıma geliyor?” Ben kalktım, tesisatçıyı aradım, suyu kapattım ve o hâlâ tepinirken bezle yerlerin sularını almaya başladım. Yardım etmeye karar verdiğinde iş hemen hemen bitmişti bile.
* Ziyan onun göbek adıdır. Asla bir gün önce pişmiş bir yemek yemez. Ya da aynı mendile iki kere sümkürmez. Sabun yarılanınca atar, diş macunu ile ketçap şişesi de yarı yarıya doluyken çöpe gider.
* Ne yapacağı önceden ‘kestirilemez’ bir adam olduğunu düşünür. Benim sürekli onunla ilgili tahminlerde bulunduğuma inanır. Tamamen hür bir insan olduğunu, kimseye hesap vermek zorunda olmadığını övünerek anlatır. Oysa sabahları gözlerini açtığı andan itibaren akşam kaçta evde olacağını, ne giyeceğini, yemekte ne isteyeceğini söyleyebilirim size. Açık bir kitap gibidir.
* Ancak bir ‘madam’ın giyeceği gibi bir şey alır getirir bana. Adının ne olduğunu bile bilmiyorum. Fermuarlı, yırtmaçlı. Üstümde denememi istiyor ama ben asla denemem. Bırakın giymeyi, iade etmeye bile utanıyorum.
   (devam edecek)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir