Ağrı Dağı Efsanesi

A

                                                                     Yaşar Kemal
                                    6.10.1923 Gökçedam/Osmaniye – 28.2.1915 İstanbul

Romanın Özeti:
    Ağrı Dağı’nın yamacında dört bin iki yüz metrede Küp Gölü diye harman büyüklüğünde bir göl vardır. Gölün kendine özgü maviliği hiçbir suda görülmez. Her yıl karların erimesiyle bu gölün çevresinde rengârenk, güzel kokulu çiçekler açar. Güneşin doğmasıyla gölün kıyısına çobanlar gelip fırdolayı oturur ve gün batımına kadar kaval çalarlar. Bir kuş, kaval sesi kesilir kesilmez, suya şimşek gibi atılır, kanadını suya daldırıp uçup gider.
    Kır bir at, dün akşamdan beri Ahmed’in kapısı önünde durmaktadır. Atı önce Sofi görür. Atın üstünde gümüş savaklı bir Çerkez eğeri vardır. Bu yörelerin atı olmadığı, görkemli bir donanıma sahip oluşundan bellidir.
    Sofi ürkek bir biçimde ata yaklaşır, onu izlemeye koyulur. Atın damgası onu korkutur, uğursuzluk getireceği düşüncesine kapılır.
    Ağrı Dağı’nda karlar erimeye başlamıştır. Turna katarları Van Gölü’ne doğru salınarak uçup gitmektedir.
    Ahmet olup bitenlerden habersizdir. İçeride çaldığı kavaldan çıkan Ağrı Dağı türküsü tüm Ağrı Dağı’nda yankı bulmaktadır. Koca dağ kaval sesiyle öfkeye gelmiş gibidir. Sofi ve meçhul at, bu incecik kavalın çıkardığı ses karşısında kendilerinden geçmiş gibidir. Dağın soluklandığını Sofi derinden hisseder.
    Kavalın sesi kesilince Sofi “Ahmet!” diye seslenir. Ahmet dışarı çıkınca atı görür. Atın “kısmet” olduğunu ve “Haktan” geldiğini düşünürler. At, ahıra çekilir.
    Bir süre sonra atın Beyazıt Paşası Mahmut Han’a ait olduğu anlaşılır ama töreye, geleneklere göre atın geri verilmesi mümkün değildir. Mahmut Han da atını getirene ödül vereceğini duyurur.
    Atın Ahmet’te olduğunu haber alınca askeriyle Ağrı Dağı üstüne yürür; Ahmet’in köyü Sorike de dahil her yeri yakıp yıkar ama Sofi’den başka kimseyi bulamazlar. Sofi, Paşaya gelenekleri anımsatır, Paşa dinlemez ve Sofi’yi götürerek zindana atarlar.
     Sofi yüz yaşlarında ak sakallı bir ihtiyardır.
    Paşa hiddetinden kudurur, beyleri toplar, Ağrı Dağı’nı arayıp tararlar; ancak onları bulamazlar.
    Paşa, İshak Paşa Sarayı’nda yaşamakta olan bir Osmanlı paşasıdır. Kızlarından Gülbahar zeki, gülen, cana yakın biridir. Üstelik Gülbahar saray yaşantısından da pek hoşlanmaz. Yörenin sevgilisi gibidir.
    Gülbahar sarayda olup bitenlerden yakından ilgilenmektedir. At meselesini de bilmektedir. Zindana giderek Sofi ile de ilgilenir, ona yemekler götürür. Sofi ondan bir gün kaval ister. Ağrı Dağı’nın öfkesini çalar. Gülbahar’ın tüm ısrarlarına karşın öfkenin ne olduğunu söylemez.
    Ahmet’in Hakkari yöresinde olduğu anlaşılır. Milan Beyi’nin oğlu Musa Bey’i oraya gönderirler. Oradaki beyler bunun bir tuzak olduğunu düşünürlerse de Musa Bey’e güvenirler. Bir bahar günü Beyazıt’a dönerler, doğru paşanın sarayına giderler. Paşa, Ahmet’i atını çalmakla suçlar, onu zindana gönderirken Musa Bey karşı çıkar. Hepsi birden zindanı boylarlar.
    Zindan bekçisi Memo, için için Gülbahar’ı sevmektedir. Ona âşıktır.
    Gülbahar, Ahmet’in kim olduğunu merak eder. Zindana gelerek Memo’ya bir kese altın verir, içeri girmek ister. Memo altınları almaz, ama rengi bembeyaz kesilir. Gülbahar’ın zindana gelişi artık sıklaşmıştır. Ahmet ve Gülbahar birbirine deli gibi âşık olmuşlardır. Memo da gizli aşkı yüzünden çaresizlik içindedir, anahtarı vermekten başka yapacağı bir şey yoktur.
    Birkaç gün içinde at gelmezse Sofi, Ahmet ve Musa Bey öldürüleceklerdir.
    Gülbahar, kendisine yardımcı olması için kardeşi Yusuf’a açılır. Ama Yusuf babasının ne denli zalim olduğunu bildiğinden buna yanaşmaz.
    Gülbahar, arayışlar içindedir. Gizlice Demirci Hüso’ya gider, o da onu kervan şeyhine gönderir. Şeyh o yörede, tüm doğuda sözü geçen biridir. Gülbahar derdini Şeyh’e açar. Şeyh bir çare bulacağını söyler. Ve at bulunarak getirtilir. Ama Paşa “Bu at benim değildir!” diye tutturur, onları öldürteceğini ilan eder. Ölüm bir gün sonra gerçekleştirilecektir.
    Gülbahar zindana Memo’ya gider, ne isterse vereceğini, yeter ki Ahmet’i kurtarmasını söyler. Memo da ondan bir tutam saç ister. Ahmet, Sofi ve Musa Bey, zindanın aşağı kapısından kaçarlar.
    Cellatlar zindana gelince durum anlaşılır. Memo çarpışa çarpışa kale burcuna gelir ve oradan kendini atarak intihar eder. Halk oraya birikmiştir. Demirci Hüso Memo’nun avucunu açınca saçı görür.
    Gülbahar’ın kardeşi olup bitenler karşısında dehşet içindedir. Babası Mahmut Paşa’nın zulmüne çoğu kez tanık olmuştur. Babasının Gülbahar’ın yaptığı her şeyi bildiğine kendisini inandırmıştır. Ona göre babasının bilmediği şey yoktur. Babasına giderek Gülbahar’ın kendisine anlattıklarını bir bir söyler.
    Gülbahar zindana atılır. Ağrı Dağı yastadır. Haber tez zamanda duyulur.
    Ağrı Dağı, Ağrı Dağı’nın insanları, Van kıyısı, ova köyleri Beyazıt’a akarlar. Yerden biter gibi bir kalabalık toplanır. Girerler saraya ve Gülbahar’ı alarak çıkıp giderler.
    Şimdi Ahmet’le Gülbahar Hoşap Kalesi Beyi’ne sığınmışlardır. Bey, Mahmut Paşa’yı İstanbul’dan tanımaktadır. Onun ne kadar zalim olduğunu bilir. İşin zorluğunun farkındadır.
    Ahmet’le Gülbahar’ın odası hazırlanmıştır. Yatma vakti gelince Ahmet araya bir kılıç koyar. Gülbahar nedenini sorunca da “gelenekler böyle” yanıtını verir. Oysa zindanda karı koca hayatı yaşamışlardır. Gülbahar buna bir anlam veremez. Gözüne uyku girmez olur.
    Bu arada Hoşap Beyi ile Mahmut Paşa arasında gidip gelen elçilerden bir sonuç alınamaz. Paşa, Ahmet’i ve Gülbahar’ı ister. Osmanlıya bağlı yöre paşalarından yardım ister ama umduğunu bulamaz. İsmail Ağa, Mahmut Paşa’nın yakın adamlarındandır. Bir gün, “Paşam!” der. “Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkıp da bugüne kadar geri dönen olmamıştır. Ahmet’e haber sal, gelsin, o dağın zirvesine çıkıp ateş yakarsa, kızı vereceğini söyle!”
    Hoşap Kalesi’ne bu haber iletilir. Ahmet öneriyi kabul ederek döner. Her yer yine insan doludur. Ahmet atı Ağrı Dağı’na sürer.
     Paşa askerleriyle kalabalığa saldırıp yok etmek istese de buna cesaret edemez. Çünkü karşısında bir insan seli vardır.
    Üç gün sonra dağda ateş yanar. Ağrı Ahmet’i yutmaz ve geri döner. Gülbahar’ı alır, atlarının başını çevirerek yeniden dağa sürerler.
    Küp Gölü başında geceyi geçirirler. Ahmet yine araya kılıç koyar. Gülbahar nedenini sorar. Ahmet, “Söyle Gülbahar, beni nasıl kurtardın? Memo’ya beni kurtarması için ne verdin?”
    Gülbahar, “Senin canını bağışlaması için ne isterse veririm.” dedim, diye yanıt verince Ahmet hiçbir şey söylemez. Örtüyü çekerek uyur.
    Gün ışımaya başladığında Ahmet kalkar ve Küp Gölü’ne doğru yürür. Ahmet gölde kaybolur. Tüm Ağrı yankılanır. Göl kaynar, Ahmet silinir. Gülbahar silinir.
    Ve her yıl bahar çiçeklenince Ağrı Dağı’nın çobanları dört bir yandan gelip gölün çevresine oturup kaval çalarlar.
Roman Hakkında
    Yapıt bir hayal ürünü olmasına karşın, doğudaki feodal yapıyı, beylerle halk ilişkilerini; mit değerindeki bir aşk öyküsünü canlı betimlemelerle, özgün bir anlatımla gözler önüne seriyor.
    Cümlelerin kısa ve yalın tutulması, doğa ve insan betimlemelerinin bir resim gibi sunulması, benzetmelerin çok güçlü olması, yapıtı özgün kılan özelliklerdir. Yaşar Kemal’in kalem ustalığı, her satırda görülmektedir.

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz