Can Esmerim

C

     Merasimin başladığı andan itibaren gelinin ağabeyi Rıfkı Bey’in, devamlı olarak kıs kıs gülüp, göz kırparak damada birtakım işaretler yapmasının sebebi nihayet anlaşıldı.
     Önce genç çiftin, onları takiben de şahitler ve nikâh memurunun gerekli imzaları atıp, birbirlerini kutlamalarından hemen sonra Rıfkı Bey’in, damada yaklaştığı görüldü. Gelin hanım Gülten’in ağabeyi, damadı yanaklarından öptükten sonra, tertemiz, pırıl pırıl parlayan siyah muhafazası içerisinden çıkardığı bir tamburu damadın eline tutuşturuverdi.
     Hani mahalli gazeteler, “nikâh şekeri yerine şarkı”, “şarkılı, türkülü, besteli nikâh” diye manşetler atmışlardı ya… İşte sizlere bu nikâhtan ve de bu nikâh masasının başına kadar bu gençler nasıl geldiler, bunların hikâyesini nakletmek istiyoruz bu sohbetimizde.
     Oğuz, yoksulluğunu, fakirliğini ve bunların ıstıraplarını unutamadığı çok dar gelirli bir muhit ve o muhitteki bir aileden gelme idi. Ortaokuldan sonra tahsilini terk etti. Bir dostunun tavsiyesi ile şehrin ünlü bir kuaförünün yanına çırak olarak girdi. Çakır gözlü, kumral saçlı, sevimli bir çocuktu. Seneler ilerledikçe biraz daha olgunlaşan çehresi ile yakışıklı bir delikanlı oluverdi. Okulu bırakıp kuaförlüğe başladığı zamandan beri, aynı anda musiki ile de ilgili uğraşlarda bulundu. Oğuz’daki istidadı sezip karakterini ve hareketlerini beğenen eski musiki hocalarından Haşmet Bey, ona ücretsiz dersler vermeye başladı. Aradan geçen yıllar zarfında Oğuz, terbiyeli, temiz ahlaklı ve hakikaten usta bir kuaför ve hocasının çok beğendiği bir müzisyen oluvermişti. Askerliğini de yaptıktan sonra Oğuz, el öperek ustasından izin aldı, artık kendi adına çalışacaktı.
     Ana caddeye bitişik bir aralık içinde ahşap ve oldukça bakımsız bir binanın ikinci katını kiralayarak, kendi kendine çalışmaya başladı. Dükkânı temiz fakat lüks değildi. Gösteriş ve konforu yoktu. Takımlarının çoğunu da elden düşme, kullanılmış olarak temin edebilmişti.
     Oğuz, içinden geldiği muhit ve aileyi biliyordu. Çokta gözü yoktu. Ve hayatından da memnundu. Müşterisi olduğu zamanlar onların arzularını yerine getirmeye çalışır, boş zamanlarını ise, tamburu ile değerlendirirdi.
     Güzel, çok güzel çalar ve içli içli söylerdi Oğuz. Hatta hocasının çok, pek çok beğendiği bestecikleri bile vardı.
     Günler böyle sürüp giderken Gülten ile tanıştı.
     O yıl, yılbaşı ile -şimdi hatırlayamıyoruz- bir dinî bayram 5-6 gün farkla art arda birlikte gelivermişti. Bu münasebetle çarşı-Pazar insan selinden geçilmez bir halde iken kuaför salonları da, bir ana-baba gününü andırıyordu. Gülten her nasılsa, her zaman devam ettiği kuaföründen randevu almayı unutmuş ve açıkta kalmıştı. Arkadaşı Zehra onu aldığı gibi, Oğuz’a getirdi. Orası da bir hayli kalabalıktı ama diğerleri gibi değildi.
     Eee… Kısmet olunca…
     Sen randevuyu unutacak ve bir arkadaşının tavassutu ile Oğuz’a gelerek onunla tanışacak, gönlünü ona kaptıracak ve sonra da oradan sırılsıklam âşık olarak ayrılacaksın…
     Gülten gıda maddeleri toptancılığı yapan çok büyük bir firmanın sahibinin kızıydı. Lise tahsilini tamamladıktan sonra okumayı terk etmişti. Şahane, ama hakikaten şahane bir güzeldi. Bir esmer güzeli idi Gülten. Hani bazı acılar vardır; tat olarak, lezzet olarak o acıyı hiçbir tatlıya değişmezsiniz… İşte Gülten de böyle bir esmer güzeli idi. Bin tatlıya bedel tek esmer… Can esmer işte…
     Kızcağız, tek görüşte aldı verdi gönlünce. İlk geldiğinde, gıcırdayan merdivenlerden yukarıya çıkarken burun kıvırıp beğenmiyor, arkadaşına kızıp duruyordu; kendisini böyle bir yere getirdiği için.
     İşte bu Gülten’in dönüşte adımları geri geri gidiyordu. Gönlüne daha o anda bir sevda ateşidir düşüverdi kızcağızın. Sonradan, Oğuz’un mesleki bilgi ve maharetini de beğendi ve müşterisi oldu. Oğuz’un en sık gelen, en çok para veren bir müşterisi oldu sonunda.
     Kız cephesi böyle iken Oğuz ne âlemde idi acaba?
     O da Gülten’den farksız…
     Oğuz da Gülten’e âşık. Fakat bu aşk ümitsiz bir aşk Oğuz için; Gülten ile aralarında karlı dağlar var. Oğuz bu ümitsiz aşkın pençesinde kıvranıp duruyor. Kalbinin çırpınışlarını, gönlünün duygularını tamburunun telleri üzerinde dile getirmeye çalışıyor.
     Oğuz, merdivenlerdeki ayak seslerini duymamıştı. Evet, Oğuz müşterilerinden kurtulup yalnız kaldığı şu anda, her zaman böyle anlarda olduğu gibi tamburunu kucaklamış, yavaş yavaş tellerin üzerinde gezinirken diğer taraftan da tane tane okuyordu:
     Saçların tel tel ağlar sevinçten ellerimde
     Aşk bahçemin solmayan gülüsün can esmerim…
     Şarkıyı tamamladıktan sonra, hayallerden kurtulan Oğuz, karşısındakini ancak fark edebildi.
     Bugüne kadar iki genç birbirlerini sevdikleri halde bunu birbirlerine bir türlü açamamışlardı. Hatta bu belli etmemeye dahi çaba göstermişlerdi bugüne kadar. Peki… Şimdi ne olacak? Bir tesadüf eseri ok yaydan çıkıvermişti bugün…
     Oğuz terbiyeli, hassas ruhlu bir gençti. Oldukça geçerli bir mesleği de vardı, lakin fakir bir aileye mensuptu. Gülten ise tahsilli ve çok zengin bir ailenin, çok güzel bir kızı idi. Annesi eski geleneklere bağlı, biraz da gösterişi seven bir kadın… Babası Kâzım Bey ise çok sert, huysuz bir kimse idi. Saltanata o da önem verirdi. Sahi… Bir de Gülten’in ağabeyi vardı. Baba ve annesinin tam aksine, gösterişi sevmeyen, alçakgönüllü bir kimse idi. Rıfkı Bey, evli ve iki çocuk babası bir gençti. Gurur, kibir onun lügatinde olmayan kelimelerdi.
     Gülten’in ağabeyi Rıfkı Bey, meseleyi fark ettikten sonra bir gün, iki genci ellerinden tuttuğu gibi önce baba ve annesinin, sonra da nikâh memurunun huzuruna çıkarıverdi. Kardeşinin son günlerdeki halini inceden inceye süzdükten sonra, onu sıkıştırdı. Meseleyi öğrendi sonunda…
     Müteakiben Oğuz hakkında tahkikat yaptı. Gidip bizzat Oğuz ile tanıştı ve sonra da, baba ve annesinin karşısına dikilip izni kopardı. Nişan yüzüklerini kendi elleri ile taktı, onları bağrına bastı.
     İşte bugün, bu gençlerin nikâhındayız sizlerle birlikte…
     Hani mahalli gazetelerin “nikâh şekeri yerine şarkı”, “şarkılı, türkülü, besteli nikâh” diye manşetler attıkları nikâhtayız hep birlikte…
     Oğuz Bey imza töreni bittikten sonra gelin hanımın incecik tül duvağını kaldırıp, aşk yüklü, ateş yüklü, sevda yüklü tertemiz masum bir öpücüğü gelin hanım Gülten’in, bin beyaza bedel efsanevi pırıltılarla yanan güzel yüzüne kondurup, davetlilere doğru döndü. Elinde merasimin başladığından beri kıs kıs gülmekte olan Rıfkı Bey’in tutuşturduğu tamburu vardı. Teller üzerinde bir müddet gezindi. Sonra okumaya başladı…
     Bütün misafirler duygulanmışlardı. Gözlerde yaşlar vardı. Ve nikâh salonunun duvarları arasında yankılar yapan tambura gür, tatlı ve heyecanlı bir erkek sesi eşlik etmeye başlamıştı…
     Damat Oğuz Bey çalıyor ve söylüyordu…
     Dinleyelim bakalım Oğuz Bey bu mısralar, bu içli melodiler ile neler neler söylemektedir?

Sevgi bir güfte olmuş o tatlı sözlerinde
Aşkımızın bölünmez ağısın can esmerim
Gülüşün bir bestedir, o siyah gözlerinde
Hayatımın çözülmez bağısın can esmerim
Saçların tel tel ağlar sevinçten ellerimde
Bir şarkıdır aşkımız, sevişen gönüllerde
Yaşantımız birleşir, o siyah gözlerinde
Aşk bahçemin solmayan gülüsün can esmerim.

Yazar hakkında

Yorum Ekle