Tarihin Bilinmeyenleri (Tanınmaya Değer On Yunan Filozofu)

T

     Üniversitenizin Felsefe Bölümü’nde havadan sudan konuşmaya çalışıyorsunuz. Paniğe kapılmayın: Birazdan öğreneceklerinizle, kitap kurdu arkadaşınızı Yunan filozofları hakkındaki bilginizle şaşırtabilirsiniz. Hızlı ve kolay, hem kimsenin bu bilgileri nereden edindiğinizi bilmesi gerekmiyor. Hazır mısınız? Hadi bakalım.
     Thales: Çoğu felsefeci tarafından ‘İlk Filozof’ (yaklaşık MÖ 625-547) olarak kabul edilir. Bir devlet adamı, gökbilimci ve matematikçiydi. Bir güneş tutulmasını önceden tahmin etmiş ve denizcilere yönlerini belirlemek için Küçük Ayı takım yıldızından yararlanmalarını önermişti ki, Kuzey Yıldızı burada olduğundan bu iyi bir fikirdi. Ama en önemlisi, her şeyin nihai olarak sudan oluştuğu düşüncesiydi. Ayrıntılar yanlıştı ama her şeyin ortak bir yanı olduğu fikri önemliydi; bu, evrensel bir her şeyin teorisine ilk adımdı ve bugün bile bilim adamlarını motive ediyor.
     Anaximander: Thales suyun evrensel element olduğunu düşünmüştü; Anaximander (MÖ 610-yaklaşık 545) ise bu elementin, sıcak veya soğuk, ıslak veya kuru gibi belirli nitelikleri üretebilen bir tür tuhaf hiçlik, aperion adlı bir madde olduğunu söyler. Bu garip ve soyut bir düşünceydi ve tam da bu nedenle ilginçti; doğayı elle dokunulup gözle görülebilen bir şeyle değil de teori yoluyla açıklama girişimiydi. Anaximander, Darwin’e birkaç bin yıl fark atarak insanların balık benzeri yaratıklardan evrildiğini söylemiştir.
     Pisagor: Evet, geometri dersinde üçgenler hakkındaki teorisiyle kafanızı şişiren Pisagor… Pisagor (MÖ 580-500) evrendeki her şeyin, temelde matematiksel olduğunu ilan etmişti; hatta ona göre ruhlarımız istisnai derecede saf rakamlardı. Düşünün, cennete gidiyorsunuz ve bir 3 olduğunuzu öğreniyorsunuz. Hayır, bize de anlamsız geliyor ama etkili olmadığı söylenemez; eğer bir “şanslı rakamınız” varsa Pisagor’un öğretilerinin cılız bir yankısıyla oynuyorsunuz demektir.
     Heraclitus: Heraclitus (MÖ 540-480) karşıtların birbirini tanımladığını söyleyen ilk Batılı filozof olarak tanınır. ‘Soğuk’ olmaksızın ‘sıcağın’ ne anlamı olur ki? ‘Mutsuzluk’ olmaksızın ‘mutluluğun’? Bunu okul dışında da, Pink Floyd’un Dark Side of the Moon’unu dinlerken anlamıştınız. Ama bunu ilk olarak Heraclitus anladı ve karşıtların etkileşiminin evrenin biçim almasına ve dengede olmasına yardım ettiğini düşündü. “Her etki için her zaman eşit ve ters yönde bir tepki vardır!” diyen Newton’un fikrine oldukça yaklaşmıştır. Bu sadece bir gözlem değil, aynı zamanda hareketin yasasıdır!
     Empedocles: Bu adam bir tanrı olduğu iddiasındaydı. Söylenceye göre bunu kanıtlamak için bir volkanın ağzından içeri atlamış ve tabii ki ıstırap içinde, alev alev ve çığlık çığlığa ölmüştü. Söylence doğru değil ama fark etmez adam artık ölü. Neyse, Empedocles (MÖ 490-430) bize klasik dört elementi, toprak, hava, ateş ve suyu veren adamdır. Bu teoriye göre her şey, bu dört elementten farklı miktarların karışımıyla oluşmuştu. Yanlıştı ama insanlar şöyle ya da böyle, bu fikre birkaç bin yıl boyunca inanmaya devam ettiler. Empedocles retorik ve tıbbın da babası olarak bilinir.
     Democritus: Democritus (MÖ 460-370) hocası Leucippus’la beraber bir atomcuydu. Gördüğümüz her şeyin, çok sayıda göremeyeceğimiz boyutta küçük ve bölünemez parçacıklardan oluştuğuna dayanan bir teorisi vardı. Ortaya çıktı ki Democritus her açıdan oldukça haklıymış, elementlerin en küçük parçasına atom dememiz tesadüf değil yani. Gerçi kimyager-filozof John Dalton’un bu fikrin ayrıntılarını açıklayabilmesi iki bin yıl kadar aldı. Bunu da Karanlık Çağlara bağlayabiliriz.
     Protogoras: Tartışmış olmak için tartışan biriyle karşılaşırsanız bilin ki, tarihe ilk Sofist olarak geçen Protogoras’in (MÖ 490-421) spiritüel bir torunuyla başbaşasmız. Sofistler objektif bir gerçek’in olmadığını ve her şeyi insanla olan ilişkisi içinde ele almak gerektiğini öne sürdüler. Protogoras’in şiarı “İnsan her şeyin ölçütüdür!” idi. Bu tür pervasız bir relativizm Protagoras’ı pek de popüler yapmadı; fikirleri yüzünden Atina’dan kovuldu. Yine de bu, Atinalıların bir filozofa yaptıkları en kötü şey sayılmaz.
     Socrates: İşte size Atinalıların bir filozofa yaptıkları en kötü şey: onu bir tas zehir içmek zorunda bıraktılar. Gerekçeleri, Socrates’in (MÖ 469-399) Atina gençliğini, onlara sorular sorarak yoldan çıkarttığı şeklindeydi. Aslında Socrates’in büyük buluşu, soru sormasıydı. Bu soruları kullanarak diyalektik olarak adlandırılan bir süreçte, gerçekleri tartışma içinde, farklı görüşlerin eleştirel incelemesiyle ortaya çıkarmaya çalışıyordu. Bu yöntem hâlâ kullanılıyor. Socrates hakkındaki tüm bildiklerimiz, çağdaşlarının onun hakkında yazdığı bol miktarda yazıdan gelir.
     Plato: Yunan felsefesinin en büyük ismi Plato’nun en önemli fikri, formlar kavramıdır. Formlar, bizim yaşamımızda ancak daha soluk kopyalarını gördüğümüz her şeyin, mükemmel, tamamen gerçekleşmiş biçimleridir. Eflatun (MÖ yaklaşık 427-347) bu fikri ünlü Mağara Meseli’nde dile getirdi. Bu hikâyede, bir mağarada sadece bir duvara yansıyan gölgeleri görecek şekilde zincirlenmiş adamların, bunları gerçek sanırken aslında titreşen gölgeleri görüyor olmaları anlatılır. Buradaki fikir, hepimizin zincirlenmiş mağara adamları, gerçek dünyanın titreşen gölgeler ve formların gerçek nesneler olduğudur. Teorik olarak, formları algılayabilecek şekilde eğitilebilirsiniz ama bu sahip olduğunuzdan fazla zaman alır.
     Aristo: Aristo’yla (MÖ 384-322) ilgili iyi haber, göz kamaştırıcı bir düşünür olup astronomiden mantığa, siyasete, teolojiye kadar çok geniş bir yelpazede durmadan yazması ve bu gün bile bilim ve felsefeyi ilgilendiren tonlarca ilginç fikrinin olmasıdır. Kötü haber ise, her konuda haklı olmamasına rağmen Avrupa’nın (daha doğrusu Skolastizm olarak bilinen felsefesi için Aristo’dan bol bol yararlanan Katolik Kilisesi’nin) onun fikirlerini Rönesans’a kadar mutlak doğru olarak kabul etmesidir. Sonunda bunun üstesinden gelindi ama büyük ihtimalle bu arada birkaç yüzyıl geride kaldık. Şu anda hâlâ kendimize ait, aya gidebilen bir otomobilimizin olmamasının nedeni budur.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz