O Adamı Seviyorum Ama… (12)
O Adamı Seviyorum Ama… (12)

O Adamı Seviyorum Ama… (12)

PARA (Maddiyat Mırıldanmaları)

     Parayla ilgili sorunlar çoğunlukla, gerçekten parayla ilgili değildir. Daha ziyade paranın anlamıyla ilgilidir. Paranın kendisi, meta olarak görece değersizdir.

     Bazıları için para bir güç işaretidir; başkaları için bağımsızlık anahtarı. Güvence, başarı, cinsellik, bencillik, rekabet, hırs; bütün bunlar banknotların yüzünde yazılıdır!

     Eşler cimri kocalardan, bonkör kocalardan, etrafa para saçan, yatağının altında saklayan, parayı başkalarını denetlemek için, kendilerini yükseltmek için, daha fazla dikkat çekmek ya da görünmezlik kazanmak için kullanan kocalardan şikâyet ederler. Para belki ideallerini, hayallerini, belki de korkularını ve hayal kırıklıklarını ifade ediyor. Ne olursa olsun para konuşuyor. Çoğu kadın onu evliliklerinin, en azından eşlerinin en temel maddi varlıklarını aksettiren bir ayna olarak görüyorlar.

     “Parayla saadet olmaz ama samanlık seyran olur…”

 

O ADAMI SEVİYORUM AMA…
* Finansman durumumuzu konuşmak istediğim zaman kaşlarını çatar ve para konuşulması gereken değil, sahip olunması gereken bir şeydir, der.
* İnsanların sizi ayakkabılarınızın ve çantanızın fiyatına göre değerlendirdikleri konusunda ısrarlıdır ve ‘başarılı’ görünmek için servet harcar.
* Pahalı ve statü sembolü olmayan hiçbir şey istemez. Boş bir oda, mütevazi döşenmiş bir odadan daha iyidir. Eprimiş, marka bir gömleği, marka olmayan, yepyeni bir gömleğe tercih eder.
* Görünüşünü hiç umursamaz. Serseri gibi giyinir. “Kimi etkileyeceğim?” der.
* Pazar gazetelerinin arasından çıkan indirim kuponlarını kesmek için saatler harcar. Kullanmadığımız bir düzine şey alır, sonra da dört dolar tasarruf ettim diye övünür.
* Markette raftan bir şeye elimi uzatmaya korkuyorum. Hemen bağırır, ‘Dur onun için bir indirim kuponum var’. Sonra kuponları aramaya başlar. Bulana kadar dondurma erir, marul pörsür!
* Koşmaya gittiğinde kâğıt parasını çoraplarının içine koyar. Benim ihtiyacım olduğunda ıpıslak bir yirmilik verir.
* Bir aile geçindirmenin maliyeti olduğunu kabul etmeyi reddeder. Yaşam pahalıdır. Yiyecek içecek masraflarından şikâyet eder. Okul masraflarından, doğum günü hediyelerinden ya da ayakkabı fiyatlarından. Bir de çocukları dişçiye götürdüğümde kopan kıyameti görseniz…
* Sanki can damarı kopuyormuş gibi para verir. Çocuklar harçlıkları için yalvarmak zorunda kalırlar.
* Bir kuruş tasarruf etmek için her şeyi yapar. Bir günlük ekmek, en ucuz benzin, en ince tuvalet kâğıdı, en ucuz et; etin renginin dönmüş olmasına bile aldırmaz!
* Park ücreti ödememek için karda kışta arabayı bir kilometre uzağa park eder.
* Park ücreti ödemekten nefret eder. Ücretli bir park yerine park etmektense filmi kaçırırız. Kilometrelerce dolaşıp bedava park yeri bulamazsa para ödememek için eve döner.
* Chivas şişesinin içine ucuz viski koyup ikram eder. Bana indirimli mağazalardan hediye alır ve pahalı mağazaların paketlerine koyup verir.
* Parasından ayrılmak onun için kolay değildir. Bir tenis raketi, bir tost makinesi ya da iç çamaşırı olsun daima en ucuzunu arar. Daima daha iyi bir fiyat olduğundan emindir.
* Yakın bir arkadaşına asla hayır diyemez. Hiç tereddüt etmeden borç para verir ve geri ödemesini de beklemez. Bir ‘şeref’ meselesi olduğunu söyler.
* Herkese bahşiş verir. Kapıcılar bayılıyor ona!
* Bir diğer çiftle birlikteysek, “Yemek benden. Bir içki daha alın. Bahşişi de ben vereceğim,” der. Bütçemizi deler sonra da kredi kartlarının faturaları gelince çok şaşırır.
* Çok nakit para taşır. Birayı yüz dolarlık banknotla öder.
* Cebi doluysa her türlü şey satın alır. Sanki para ağırlık yapıyor, hafifletmek istiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir