Herkül-2 (Perseus)
Herkül-2 (Perseus)

Herkül-2 (Perseus)

     Argos kralı Acrisius’un sarayındaki şölen yeni başlamıştı. Gündüz tertiplenen yarışmaların galiplerine armağanlar verilmiş ve güneşin batışından sonra da, törelere göre sarayda ağırlanıyorlardı. Bütün bu neşe ve sevinç yıllardır çocuk özlemi ile yüreği yanan Acrisius’un yeni doğan kızı içindi. Sarayın büyük salonunda kurulan masaya, testi testi şarap ve tabaklar dolusu çeşitli etler taşınıyor; bol bol yeniyor ve içiliyordu. Her taraftan kahkahalar ve neşeli sesler gelirken, Kral Acrisius mutlu görünüşü ile soyunu devam ettirecek bir erkek evlada kavuşamamanın burukluğunu gizlemeyi başarıyordu. Kızına Danae adını koymuştu. Şimdi hiç değilde yılların yalnızlığından kurtulmuştu. Geleceğine biraz daha umutla bakabilirdi artık.
     Yıllar geçmiş, küçük Danae büyümüş, yetişkin bir kız olmuştu. Sarayındaki bu genç ve güzel kıza bakarken, Acrisius’un gözleri mutluluktan parıldıyordu sanki. Ancak, içindeki erkek evlat isteği hiçbir zaman sönmemiş, tam aksine günden güne daha da kuvvetlenmişti. Son çare olarak ona, Delphi’deki Apollon Tapınağı’na giderek oradaki rahibelerin yardımını dilemesini öğütlemişlerdi. Bu rahibeler, gelecek için kehanette Bulunmaları ile tanınıyorlardı. Ancak Delphi’deki rahibelerin kehaneti bütün arzularını yok etmişti.
     “Ey Acrisius, buraya tanrıların senin için hazırladığı kaderi öğrenmeye geldiğini biliyoruz,” demişlerdi. “Yaşantın acıklı bir sonla bitecek; bunu şimdiden bil. Yakın gelecekte ailene bir erkek evlat katılacak. Ancak bu, senin yıllardır beklediğin evlat değil. Kızın Danae bir erkek çocuk doğuracak ve senin ölümün de bu çocuğun elinden olacaktır. Tanrıların, senin için hazırladıkları kaderden kaçmak için bütün çabaların da boşa gidecek.”
     Kral Acrisius, tapınaktan üzgün ve perişan bir halde döndü. Kendi hayatı için endişeli, kızının geleceği için de kararsızdı. Önündeki bu felaketi nasıl engelleyebilirdi? Neticede herkes için en zararsız olacak bir sonuca vardı. Danae, hiçbir erkekle ilişki kurmamalıydı. Kapı ve pencereleri tunçla örtülü özel bir oda yaptırdı. Danae, bundan sonraki yaşantısını burada sürdürecekti. Ancak, bütün bu koruma çareleri faydasızdı. Tanrı Zeus (1) güzel Danae’yi görüp beğenmişti bir defa. Altın yağmur şeklinde, kapalı odada yaşayan Danae’yi ziyaret etti ve böylece bir zaman sonra, Perseus adı verilen çocuk doğdu.
     Yeni doğan bebekten kralın hiç haberi olmadı. Danae büyük bir dikkatle Perseus’u büyük babasından gizliyor, hapis kaldığı odadan dışarı çıkmamasına gayret gösteriyordu. Danae’nin sırrı ancak birkaç ay Acrisius’dan saklansa da, küçük bir erkek çocukla karşılaşan kral çok şaşırmıştı.
     “Bir bebek mi? Kimin bu çocuk?” diye merakla sordu.
     Hakikati babasından daha fazla gizleyemeyeceğini anlayan Danae;
     “Benim çocuğum. Adı Perseus’dur. Erkek bir bebek,” diye kısa bir açıklamada bulundu.
     “Nasıl olur bu?”
     Kral Acrisius’u büyük bir öfke kaplamıştı. Rahibelerin haber verdiği acı son yaklaşıyordu. Her tarafı kapalı odada erkek bir torun doğuran Danae’nin durumunda tanrıların parmağı olduğu muhakkaktı. Önce Perseus’u öldürtmeyi düşündü, sonra bebeği annesi ile birlikte bir sandığa koyup denize atmayı daha uygun buldu. Böyle yaparak, hiç değilse tanrıların öfkesini üzerine çekmiş olmazdı. İçinde iki bölme bulunan, demir çemberlerle çevrili özel bir sandık yaptırttı, kızını ve torununu içine koyup denize salıverdi.
     Bu arada Olympos’ta (2), Zeus’un sarayında tanrıça Hera (3) kıskançlık içinde kıvranıyordu. Nereden çıkmıştı bu kadın? Madem ki Zeus onunla ilgileniyor, onu seviyordu; yok olmalıydı Danae. Hera hırçın, çok konuşan, kıskanç ve inatçı bir tanrıçaydı. Genellikle tanrıçalık kudretini kötüye kullanır; isteklerini gizli yollardan yerine getirirdi. Sevgi ve nefreti için de yapmayacağı şey yoktu. İşte Zeus’un eşi Tanrıça Hera böyle bir ölümsüzdü. Titan’lar savaşı sırasında, annesi Hera’yı, Okyanus ırmağının en uzak köşesine göndermiş ve güven içinde orada büyütmüştü. Hera, unutulmayacak, çok görkemli bir düğünle evlenmişti Zeus’la. Annesi düğün armağanı olarak ona, dünyanın batı ucundaki bahçeye dikili, Hesperid’ler ile korkunç bir ejderin bekçilik ettiği, ölümsüzlük bağışlayan altın elma ağaçlarını vermişti. Düğünden sonra Zeus, Hera’yı altın bir sis içinde gizleyerek İda dağındaki sarayına getirmişti.
     Tanrıça Hera, her tarafı tavus kuşları ve onların rengarenk tüyleriyle süslü odasında, Danae ve oğlu Perseus için ceza düzenlemekle meşgulken, Zeus da sevgilisini kıskanç karısının elinden kurtarmak için harekete geçmiş, habercisi Hermes ile konuşuyordu.
     “Ey Hermes! Hera’nın kıskançlıklarını bilirsin. Şimdi de Danae ve oğlunu öldürmek için hazırlanıyor. Poseidon’dan, denizin azgın dalgalarını, içinde bulundukları sandığın üzerine göndermesini isteyecek. Bu güne kadar, bütün sevdiklerimi onun öfkesinden ve kıskançlıklarından korudum, kurtardım. Bu defa da Poseidon ve Boreas’ın (4) elinden onları kaçıracağım. Zephyrus’un (5) tatlı rüzgârı, sandığı Seriphus adasına sürükleyecek. Kanatlı sandallarını giy ve hemen adaya git. Danae ve oğlunun orada iyi karşılanmalarını sağla. Perseus’un güvenlik içinde büyümesini istiyorum.
     Sandık, Zephyrus’un rüzgârı ile sürüklene dursun, Tanrı Hermes, Seriphus adasına ulaşmış ve bir balıkçı kılığında sahile çıkmıştı. Orada, Dictys adlı bir balıkçıya görünerek, onu adanın arka tarafındaki ıssız kumsala göndermişti bile.
     Dalgaların üzerinde sallanıp duran tahta sandığın içinde, oğluna sıkı sıkıya sarılmış Danae vardı. Yaşlı gözlerle;
     “Ah oğlum! Hiç kuşkusuz, şimdilik evimiz olan bu sandık er geç denizin derinliklerine gömülecek.Ne acı bir son hazırlamış bizim için!” diyor, her ne kadar gecenin karanlığında etrafını ve denizi göremiyorsa da, gittikçe artan sallantıdan, fırtınanın başlamak üzere olduğunu kestirebiliyordu. Mutlak, Tanrıça Hera’nın öfkesi ve kıskançlığı hazırlamıştı bu ölümü onlara.
     Geceyi birbirlerine sarılmış ve sandığa çarpan dalgaların sesini dinleyerek geçirdiler. Dane, güneşin doğuşunu ve sabahın oluşunu sandığın aralıklarından içeri sızan ışıklardan anladı. Deliklerden birine gözünü uydurarak, etrafını, denizin üzerini araştırdı. Her taraf bomboştu. Kendisine ve oğluna yaşama umudu verecek hiçbir şey yoktu etrafta. Deniz ve dalgalar her tarafını çevirmişti. Acaba bu uçsuz bucaksız su, onlara mezar mı olacaktı? Hayır, kaderleri denizde boğulmak değildi. Tanrı Zeus, her ikisini de Hera’nın elinden kurtarmaya karar vermişti.
     Az sonra tahtaların aralığından etrafı gözetleyen Dane, uzakta, bir kara parçası gördü. Kurtuluş umudu bu kara parçası, Seriphus adasıydı. Çok geçmeden sandık adanın kumsalına ulaşmıştı. Her ne kadar kapalı oldukları yerden tek başlarına dışarı çıkamıyorlarsa da, hiç değilse şimdilik denizde boğulmaktan kurtulmuşlardı. Issız sahilde sandık ve içindekiler bir hayli zaman öylece kaldılar. Hani nerede ise Danae kurtuluşlarından umudunu tam kesmek üzereydi ki, uzaktan, kendilerine yaklaşmakta olan bir balıkçı göründü. O da bomboş kumsaldaki tahta sandığı görmüş, hızla oraya doğru geliyordu. Balıkçı sandığın etrafında dolaşarak, eliyle tahtaları yokladı; daha sonra belinden çıkardığı bıçakla kilidi kırdı. Kapağı açıp da içinde, birbirine sarılmış iki kişi görünce çok şaşırdı. Hele bunlardan birinin küçük bir bebek olması hayretini daha da artırdı. Yardıma gelen bu balıkçı, Tanrı Hermes’in gönderdiği Dictys’den başkası değildi. Kardeşi, adanın kralı Polydectes’in sarayında oturmaktansa, karısı ile birlikte küçük bir kulübede yaşamayı tercih etmişti. Sessiz ve olaysız bir yaşantıları vardı. Tek eksikleri, bütün isteklerine rağmen, çocuk sahibi olamamalarıydı. Dictys’in evine götürdüğü Danae ve Perseus’u, karısı sanki yıllardır bekledikleri çocuklarmış gibi sevinçle karşıladı.
     Adanın kralı Polydectes, zalim ve merhametsiz biriydi. Zaten Dictys’in kardeşinin sarayından uzak yaşamasının nedeni de buydu. Danae ve Perseus bu insafsız kralın gözüne çarpmadan uzun yıllar Dictys’in evinde yaşadılar. İyi kalpli balıkçı, Perseus’un en iyi şekilde yetişmesi için çalışıyor, her ikisine de, sanki hakiki evlatlarıymış gibi davranıyordu. Dane, oğlu büyüdüğünde Dictys gibi balıkçı olmasını istiyordu. Ancak Dictys, Perseus’u iyi bir savaşçı asker gibi yetiştiriyordu. Şimdiden ok atmakta, araba sürmekte ve kılıç kullanmakta üstüne yoktu. Günden güne büyüyen ve kuvvetlenen genç, zamanla Danae’nin de koruyucusu olmuştu.

Açıklamalar:
(1) Zeus: Diğer adı da Jupiter’dir. Tanrıların ve insanların babası, ölümsüzlerin en büyüğüdür.
(2) Olympos: Tanrıların şölen için toplandıkları bir dağ. Eğlencenin dışında, genellikle Zeus başkanlığında yapılan toplantılarda ölümlülerin, yani insanların sorunları ele alınırdı.
(3) Hera: Zeus’un kız kardeşi ve karısı. Kadın hayatı ve yaşayışı, evlilik, annelik ve yeni doğan bebeklerin tanrıçası.
(4) Boreas: Poyraz rüzgârı
(5) Zephyrus: Şafak tanrıçası Eos’un oğlu; batı yönünden esen rüzgâr.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir