O Adamı Seviyorum Ama… (13)

O

* Saçma sapan aletlere para döker. Çoğunun ne işe yaradığını bile bilmiyorum. Onun da bildiğini sanmıyorum.
* Etrafa para saçar. Kendine şapkalar, kitaplar, dergiler alır. Çocuklara tişörtler, defterler, boya kalemleri, şeker. Ne zaman dışarı çıksa bir şey almak zorunda. Kurabiye. Pil. Ayakkabı bağı. Eve eli boş gelemez.
* Elinde beş kuruş tutamaz. Bir Cumartesi çocukları gezmeye götürür. Puf… Tonla para harcamış. Elde gösterecek bir şey yok!
* Alışverişe bir listeyle gider ama daima fazla alır. Listede ‘patlıcan’ diyorsa altı tane alır ve yanında adlarını bile duymadığım kırk altı tane başka sebze. Onun için ‘dondurma’ dört çeşit demek. ‘Hamburger’ bir orduyu doyuracak kadar getirmeye itiyor onu. Ve iki katı kadar patates kızartması.
* Noel’de hediyeler için binlerce dolar harcar. Duvardan duvara, omuzlarımıza kadar hediye paket kâğıdıyla dolar oda. İçinde yüzmemiz gerekir. Çocuklar içinde kaybolur, gömülür, ezilirler. Kâğıtların içine dalış yaparlar. Bu hediyelerden daha çok eğlendirir onları. Ve her şey bittikten sonra bütün hediyeleri iade etmek zorunda kalırım, öyle zevksiz şeylerdir. Yeşil puantiyeli kaşmir süveter, vizon terlikler. Yirmi mağazadan yirmi paket.
* Elektriği keseceklerini bildirdikleri zamana kadar faturayı ödemez.
* Para sorunlarından bana söz etmez. Bir çek karşılıksız çıkınca sıkıştığımızı anlarım. Ya da bir mağazada kredi kartım kabul edilmeyince.
* Bakım için para harcamak istemez. Araba bozulana kadar bekler ya da televizyondan ses çıkmayana kadar. Sonra baktırır.
* Faiz ve cezası vergi miktarına yaklaşıncaya kadar vergisini ödemez.
* Piyango bileti alır. Emeklilik planı budur.
* Tura tarafının üstünde duran bir parayı asla almaz. Uğursuzluk. Ama tura yüzü üstte olan bir teklik için çamurlara girer.
* Vergi beyannamemizi kendisi yapar. Mart ayından başlayarak giderek aşağılara kayar. Nisan ayında tamamen bedbaht bir durumdadır. On üçü civarı çalışma odasına girer ve bitirene kadar çıkmaz. Koridordan hesap makinesinin sesi, mobilyaları tekmelemeleri, çeşitli küfürler duyulur. On beşinin gece yarısından hemen önce postaya yetiştirecek biçimde odadan çıkar.
* At yarışlarında kazandığı zaman herkese, özellikle yabancılara beşlik dağıtır. ‘Ne kadar çok verirsem bana o kadar çok gelir’ diyor.
* El açanlara kesinlikle hayır diyemez. ‘Verdiğin fazlasıyla geri gelir’ der. İnanın, sürekli geliyorlar zaten!
* Sürekli planlar yapar. Yeni bir iş taslağı ya da ortaklık. Hemen köşe başında bekleyen müthiş bir fırsat. Kolay ve büyük para elde etmenin sihirli yolları.
* Onun için finansmanlarımızı planlama, gece çıktığımızda çağıracağımız çocuk bakıcısına ayırmamız gereken paradan öteye gitmez. Emeklilik? Üniversite? Şaka ediyor olmalısınız.
* Faturaları ödemeye oturduğumda daima bir iki çek eksik olur. Bir türlü ne zaman ve ne için kestiğini hatırlamaz!
* Parasını nerelere harcadığını asla bilmez. Paranın üstünü almadan uzaklaşır. Yüz bin mi, beş milyon mu verdiğini fark etmez.
* Bozuk para toplar. Evin her tarafında bozuk para var. Tabaklarda, ayakkabı kutularında, kavanozlarda, bankalara götürmek bir işkence çünkü kaldırmak bile mümkün değil!
* Bankamatik şifresini asla hatırlamaz. Oysa yalnızca evlenme yıldönümümüzün tarihi!
* Komşu yeni bir araba alsa hemen, ‘En azından kırk bin’ olduğunu söyler. Bir eve davetliyizdir, fısıldar, ‘Altmış-yetmiş bin’. Yeni koltuklar, yeni giysiler, kim ne almışsa hemen fiyatlandırır ve sanki bilmem gerekiyormuş gibi bana söyler.
* Bir pantolonun uzun dönemde kuru temizleme maliyetini hesaplar, pantolonun fiyatıyla karşılaştırır ve kuru temizlemenin, pantolondan daha pahalıya mal olup olmadığını ortaya çıkarır.
* İnsanların giysilerinin kumaşını eller. Ceket yakalarını. Kollarını. Kalitesini değerlendirir.
* Ev içi bütçemi altüst eder. Her masraf kalemi için ayrı bir zarf tutarım; market, temizleme, benzin, okul masrafları vb. Ne zaman nakite ihtiyacı olsa zarflardan birine elini atar ve biraz alır. Beni deli ediyor.
* Her ay çek hesabımızı dengeler. Kuruşuna kadar. Dengelenene kadar bir cümle konuşmaz. Onunla evlenmeden önce rakamları yuvarlıyordum. Aşağı yukarı bakiyenin ne olduğu hakkında bir fikrim oluyordu. Ama şimdi bunu yapmaya cesaret edemiyorum. Yaparsam sinir krizi geçirir. Kendinden geçer.
* Bir defter tutar, her türlü harcamayı yazar. Her bir kutu aspirini. Her simidi. Bir kuruşun bile hesabı yazılır.
* Her kuruşun hesabını vermemi istiyor. Her zaman paranın nereye gittiğini bilmiyorum. Park makineleri. Çiklet. Bir bira. Elli dolar bugünlerde çok bereketli olmuyor.
* Fişleri saklar. Nereye gitsem kâğıt parçacıkları. Evin her tarafında.
* Postayı açmaz bile. Faturalar öyle günlerce kapalı zarflarda durur. Bakılmaz ve tabii ki ödenmez!
* Cüzdanı kabarıktır. Arka tarafında giderek büyüyen bir ur gibi görünür.
* Vücudunun her tarafında para taşır. Her cepte biraz. İnsanların, üzerinde ne kadar para taşıdığını ve neresinde taşıdığını bilmesini istemez. Çamaşır makinesinde kaç tane ıslak banknot bulduğumu söyleyemem size!

   (devam edecek)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi