Tarihin Bilinmeyenleri (Dünyanın En Büyük Asparagasları)

T

     Asparagasları severim o yüzden sizi aldatmak için bir tane de ben uydurdum. Ama aşağıdaki dört hikaye de gerçek birer asparagastır, yani gerçekten yaşanmıştır. Sadece biri gerçek değildir. Yapmanız gereken, sizi aldatmak için koyduğum hikâyeyi bulmak. En sondaki cevaba bakın. Kopya çekmek yok ama…
     Cottingley Perileri
     Kurgu: 1917’de, iki genç kız, Elsa Wright ve kuzeni Frances Griffiths, İngiltere’de, Cottingley’deki evlerinin bahçesinde perilerle oynadıklarını iddia ettiler. Hatta ispatlamak için perilerin fotoğraflarını bile gösterdiler.
     Etkileri: Fotoğraflar tüm dünyada gazetelerin ilk sayfalarında çıktı ve kızların hikâyesinin ateşli savunucusu haline gelen, Sherlock Holmes’ün yaratıcısı Sör Conan Doyle dahil, birçok insan hikâyeye inandı.
     Aslında her şey bir asparagastan ibaretti: 55 yıl sonra artık yaşlı birer kadın olan kızlar her şeyin bir asparagas olduğunu ve bir kitaptan peri fotoğrafları çekip onları kağıt ataçlarıyla dallara ve Çalılara taktıktan sonra fotoğraflarını çektiklerini itiraf ettiler. Frances Griffiths hikâyelerine inanılmasına duyduğu şaşkınlığı, “Onların gerçek olduğuna inanacak kadar saf insanların olması benim için her zaman bir sır olarak kalmıştır,” diye ifade etti.
     Cardiff Devi
     Kurgu: 1869’da, New York’un kuzeyinde, Cardiff’in hemen dışındaki bir çiftlikte kuyu kazıcıları taşlaşmış bir adam cesedi buldular, ama buna adamdan ziyade dev denilebilirdi; çünkü boyu 3 metreydi. Kazıcılar çiftlik sahibinin bir akrabası olan New York’lu puro üreticisi George Hull tarafından tutulmuşlardı.
     Etkileri: Bu şaşırtıcı keşfin haberleri kısa zamanda tüm dünyaya yayıldı. Hull, deve bakmak isteyenlerden 50 sent almaya başladı. Uzmanlar bunun sahtekârlık olduğunu söyleyip durdular ama kökten dinciler zokayı yuttu. Sergilendiği yerlerdeki halk da öyle. P. T. Barnum’un devi almak için 150 bin dolar teklif ettiği iddia edildi. Bu rakam daha düşük olabilir ama bir teklif yapılmıştı. Hull satmayı reddetti, Barnum da kendi kopyasını yapıp Hull’unkinin sahte olduğu iddiasıyla onu dava etti.
     Aslında her şey bir asparagastan ibaretti: Mahkemede çapraz sorgu altında Hull, devin karmaşık bir asparagastan başka bir şey olmadığını itiraf etti. Alçıtaşından yapılıp eski görüntüsü vermek için sülfürik asitle yıkanmıştı. Bu fikri, kökten dinci bir vaizle yaptığı bir tartışmadan sonra bulmuştu. Vaizi İncil’de söz edildiği gibi “dünya devleri” olduğuna ikna edip edemeyeceğini merak etmişti. Tabii ki, bu işin mali bir yanı da vardı. Hull 30 bin dolar kadar para kazanmıştı.
     Phineas Taylor’ın (Barnum) Feejee Denizkızı
     Kurgu: 1842 yılının Ağustos ayında Dr. J. Griffın adlı bir İngiliz New York’a geldi. Yanında gerçek bir denizkızı olduğunu söylediği ilginç bir yük taşıyordu. Veya en azından bir denizkızından geriye kalanlar. Griffin denizkızının (Splash’da olduğu gibi güzel bir sarışın değil, kurumuş bir maymun gövdesi ve bir balık kuyruğundan ibaret çirkin bir yaratıktı) Fiji adalarında yakalandığını iddia ediyordu.
     Etkisi: Griffin denizkızını Londra’ya götürmeden önce bir hafta sergiledi. Sergi büyük bir olay oldu; hikâye dünyanın her yerinde gazetelerde yayınlandı. Denizkızı ülke turuna çıkmadan önce bir ay daha sergilendi. Küçük yaratık Barnum’un hilkat garibesi gösterileri üstadı olarak ününün pekişmesinde çok önemli bir rol oynadı.
     Aslında her şey bir asparagastan ibaretti: Halk kısa sürede denizkızının aslında sıra dışı bir girişimci olan P. T. Barnum’un ürünü olduğunu ve Dr. Griffin’in aslında onun yanında çalışan biri olduğunu anladı. Griffin’in Feejee denizkızı Güneydoğu Asyalı balıkçıların çok sayıda yapıp denizkızı diye sattığı bir el işiydi. Büyük ihtimalle Barnum’un orijinal Feejee denizkızı 1860’da çıkan bir yangında yanmışsa da benzerleri onun, tutkalla karıştırılmış ve şekillendirilmiş kâğıt topaklarına, sazan balığının çenesi, dişleri, omurgası ve yüzgeçleri eklenerek yapıldığını gösteriyor.
     Konuşan Eşek Willard
     Kurgu: Cleveland Plain Dealer’daki bir ilan, meraklıları 15 Eylül 1873’de mahalli bir toplantı salonuna davet ediyordu. Burada Ohio’lu çiftçi George Hampton’un “İnsanlarla iletişim kurma yeteneğine sahip bir eşek” olarak adlandırdığı hayvanı görebilirlerdi. Çiftçi Hampton hayvanın, “daha aşağı türlerden geldiğimizin bir delili” olduğunu söylüyordu.
     Etkisi: Söz konusu tarihte 2.000 kişilik bir kalabalık -adam başı 50 sent ödeyerek- salonu doldurdu. Tabii ki Willard gerçekten konuşmuyordu. Onun yerine sağ ön ayağını yere vurarak sorulara cevap veriyordu. Willard evet-hayır sorularını her seferinde doğru olarak cevaplayabiliyordu. Willard’ın ünü ve Hampton’m banka hesabı git gide büyüdü. Aylar sonra Willard Londra’da İngiltere Kraliçesi Victoria’ya Palladium’da gösterisini yapmaya giderken ağır bir kalp krizi geçirdi. Ölmüştü.
     Aslında her şey bir asparagastan ibaretti: Yapılan otopsi Willard’ın kalp krizine, sürekli elektrik şokuna maruz kalmasının neden olduğunu ortaya çıkardı. Hampton’un sahnenin dışındaki yardımcısı, patisini vurması gereken her seferde eşeğe bir kablo aracılığıyla elektrik akımı veriyordu. Bu süreğen elektrik şoku ‘konuşan eşek’ meselesinin aslını ortaya çıkarmıştı ama bir kez daha dünya iyice uyutulduktan sonra.
     Tavşan Doğuran Kız
     Kurgu: 1726’da genç bir İngiliz kadın Mary Toft, olağanüstü derecede şehvetli ve uzun boylu (1.80 boyunda) bir tavşanın saldırısına uğradığını iddia etti. Halk buna gerçekten inandı ve karılarını ve kızlarını benzer bir durumdan korumak amacıyla uzun mesafeleri aşıp yanlarına gittiler. Beş ay sonra Mary bir tarlada yere yıkılıverdi. Yerel bir doktor olan Howard, Mary’nin hamile olduğunu açıkladı. Kız dört hafta sonra ölü bir tavşan doğurdu, sonra bir tane daha. Birkaç gün içinde, Howard, Mary’nin yedi ölü tavşan daha doğurmasına yardımcı oldu.
     Etkisi: Haber hızla yayıldı. Kral I. George İngiltere’nin en iyi hekimlerinden ikisini gönderdi. Mary hâlâ tavşan doğuruyordu ve hepsi de ölüydü. Doktorlar hayvanlar üzerinde testler yaptılar. Birinde, tavşanlardan birinin akciğeri suya konulmuştu. Eğer suda yüzerse bu, doktorlara tavşanın ‘doğumdan’ önce nefes aldığını gösterecekti. Hayvanların bağırsaklarında yiyecek buldukları gibi rektumlarında da dışkı buldular. Doktorlar doğumların gerçek olduğunu ilan ettiler.
     Aslında her şey bir asparagastan ibaretti: Üçüncü bir uzman Mary’nin sürekli gözetim altında olabileceği Londra’daki bir hastaneye taşınmasını sağladı. Tavşanların arkası kesildi. Ardından bir bahçıvan ortaya çıkıp, Mary’ye yeni doğmuş tavşanlar sağladığını iddia etti. Mary çözülüp itiraf etti. Her şeyi kendisi ayarlamış, döl yatağına ölü tavşanları yerleştirmiş, sonra onları doğuruyor numarası yapmıştı. Neden mi? Kocası işini kaybetmişti ve böylesi bir reklamın kralın kendilerine maaş bağlamasını sağlayacağını düşünmüşlerdi. Mary’nin eline geçen dolandırıcılıktan hapse atılmak oldu.
     Sör Walter Raleigh Paltosunu Serer!
     Kraliçe I. Elizabeth Londra sokaklarında bir geçit alayının başını çekiyordu. Bir çamur birikintisinin önünde durdu ve maiyetine bir şeyler bekler gibi baktı. Aniden centilmen bir denizci kalabalığın arasından sıyrıldı ve pelerinini çıkarıp gösterişli bir hareketle birikintinin üzerine serdi. Durum kurtarılmış ve on altıncı yüzyıl tarihinin önemli iki figürü yüz yüze gelmişti. Bu masal, aksi takdirde sıkıcı olacak olayları bu tür anekdotlarla süsleyen on yedinci yüzyıl tarihçisi Thomas Fuller’in bir uydurmasıydı. Sör Walter Scott öyküyü, 1821’de romanı Kenilworth’a alıp iki ünlü şahsiyet arasına kısa bir konuşma da eklemiştir. Raleigh sözde paltoyu hiç temizletmemiş bunun üzerine kraliçe terzisine adam için bir takım yaptırtmıştı. Hoş hikaye ama hiç yaşanmadı.
     Bizim asparagasımız hangisi?
     Bizim uydurduğumuz, Konuşan Eşek Willard’ın hikâyesiydi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz