Üç Kısa Öykü-19
Üç Kısa Öykü-19

Üç Kısa Öykü-19

     Vefa Borcu
     Bir dağ köyünde tek başına yaşayan hamile bir kadın varmış. Günün birinde kadın dağda yaralı bir gelincik bulmuş. Vahşi bir hayvan olmasına rağmen gelinciği çekinmeden evine götüren kadın, onu iyileştirmiş ve evinde beslemeye başlamış. Zamanla gelincik uysallaşmaya başlamış, öyle ki artık kadının yanından hiç ayrılmıyormuş.
     Birkaç ay sonra kadının bebeği doğmuş. Hem eviyle ilgilenmekte hem de bebeğine bakmakta oldukça zorlanan kadın bir gün, kısa bir süreliğine de olsa evden uzaklaşmak zorunda kalmış. Günün ilerleyen saatlerinde eve dönen kadın, kapının önünde, ağzı kanlı bir şekilde duran gelinciği görmüş. Gelinciğin bebeği ile evde yalnız kaldığını hatırlayan kadın çıldırmışçasına gelinciğe saldırmış ve onu oracıkta öldürmüş. Ancak tam o sırada, içeriden bebeğinin ağlama sesini duymuş. Hızla bebeğinin odasına giren kadın, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanı başında duran, gelincik tarafından parçalanmış yılanı görmüş. Anlaşılan, vahşi gelincik kadına olan vefa borcunu ödemiş.
     Tanrı İle Sohbet
     “Demek benimle görüşmek istiyorsun?” diye sordu Tanrı.
     “Eğer zamanın varsa,” dedim.
     Gülümsedi: “Benim zamanım sonsuzdur,” dedi. “Ne sormak istiyorsun bana?”
     “İnsanoğlunun seni en çok şaşırtan davranışlarını…”
     Tanrı şöyle cevapladı sorumu:
     “Çocukluktan sıkılırlar, büyümek için acele ederler ve sonra çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını kaybederler ve sağlıklarını geri kazanmak için para verirler. Gelecekten endişe ederken bugünü unuturlar, böylece ne bugünde ne gelecekte yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar, hiç yaşamamış gibi ölürler.”
     Bir süre sessizce oturduk; sonra tekrar sordum:
     “Bize vermek istediğin hayat dersleri var mı?”
     Tanrı bir gülümseme ile yanıtladı sorumu:
     “Kimseye kendinizi sevdiremezsiniz, yapabileceğiniz kendinizi yalnızca sevilmeye bırakmak. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Zengin bir insan hayatta en çok şeye sahip olan değildir, en az şeye ihtiyacı olandır. Sevdiğiniz insanları birkaç saniyede yaralayabilirsiniz ama yaralarını iyileştirmek yıllar alabilir. Affetmeyi, affederek öğrenirsiniz. Sizi çok seven insanlar vardır, ama duygularını nasıl ifade edeceklerini bilemeyebilirler. İki kişi aynı şeye bakabilir ama farklı şeyler görebilir. Bazen başkaları tarafından affedilmek yetmez, siz kendiniz de kendinizi affetmelisiniz…”
     Mutluluğun Sırrı
     Zamanın birinde çok mutsuz bir kral varmış. Hayal edebileceğiniz her şeye sahipmiş ama yine de çok mutsuzmuş. Uzak ülkeler dahil her yerden şaklabanlar, soytarılar, dalkavuklar gelmiş ama yine de kralı mutlu edememişler.
     Kral, uzak dağlarda yaşayan bilge adamı çağırmalarını istemiş. Derdine olsa olsa o çare olur diye düşünmüş. Yaşlı bilgeyi getirmişler. Kral mutsuzluğunu anlatmış ve ona mutlu olmanın yolunu gösterirse bilgeye ne isterse vereceğini söylemiş. Bilge biraz düşünmüş ve demiş ki:
     “Kralım, sizi mutlu edecek tek şey var: Ülkedeki en mutlu adamı buldurun ve onun bir gömleğini ödünç alıp giyin. Mutluluğun sırrını keşfedecek ve çok mutlu olacaksınız.”
     Bir giydiği kıyafeti bir daha giymeyen, binlerce gömleğe sahip zengin kral çok heyecanlanmış. Adamlarını ülkenin her yanına salmış. Adamları tüm ülkeyi dolaşmışlar ve herkes ülkenin en mutlu adamı olarak aynı kişiyi göstermiş. Kralın adamları ülkenin en mutlu adamını bulmuşlar ve hayretle görmüşler ki, en mutlu adamın bir gömleği bile yokmuş!

(Anonim–Derleyen ve Çeviren: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir