Tarihin Bilinmeyenleri (Tarihin En Ucuz Gezisi)
Tarihin Bilinmeyenleri (Tarihin En Ucuz Gezisi)

Tarihin Bilinmeyenleri (Tarihin En Ucuz Gezisi)

     Güneşli plajlarda, bozulmamış çam ormanları arasında tüm masraflarını İngiliz hükümetinin karşıladığı bir deniz yolculuğu. İnsan daha ne ister?
     1780’lerde İngiliz vatandaşları Parlamentodan, Thames Nehri üzerindeki hapishane olarak kullanılan hurda gemi sorununa bir çözüm bulunmasını talep ettiler. Hükümet daha fazla suçluyu asmak istiyordu ama bunun tepki toplamasından korkuyordu. Mahkumları ‘kolonilere’ gönderme uygulaması da şu Allah’ın belası Amerikan Devrimi’yle sona ermişti.
     İyi Yolculuklar
     Avustralya bir İngiliz kolonisiydi ama yerleşimcileri yoktu. Bu yüzden ticari potansiyeli de yoktu. Neden şanslı mahkumlar hava değişimi için oraya gönderilmesin ki? 13 Mayıs 1787’de 11 gemi, dünyanın yarısını kat edecek bir yolculuk için İngiltere’den ayrıldı. Bu ilk filo, 100’den fazlası kadın olan 730 mahkum taşıyordu. Ertesi yılın Ocak ayında mahkumlar New South Wales’de karaya ayak bastılar ve sonradan Avustralya’nın Sydney kenti olacak yerleşimi kurdular.
     O Kadar Şanslı Olmayan Kazananlar
     Survivor filminden kötü bir sahne gibiydi. Mahkumlar ailelerinden ayrılmış ve tanıdıkları her şey okyanusun binlerce mil gerisinde kalmıştı. Yeteri kadar giysileri, stokları ve araçları olmaksızın bu geniş, vahşi topraklara bırakılmışlardı. Bu öncü mahkumlar kimlerdi? Amaç ağır suçluları göndermektiyse de, çoğu fakirlikten yiyecek ya da giysi çalmış insanlardı.
     Cennette Zorluk İçinde
     Daha sonraki 50 yıldan fazla süre boyunca binlerce mahkum Avustralya’ya gönderildi. Hükümet için çalışmak üzere tahsis edilmişlerdi ve özel yerleşimcilerin, tüccarların ve ilk göçmenlerin yerleşimlerini kurup, yeni zirai ekonomi için iş gücü sağladılar. New South Wales’deki mahkumlar için hayat zordu. İngiltere’ye gönderilen kayıtlar, sistemin mahkumları köleye çevirdiğini iddia eder. 1830’lara gelindiğinde mahkum gönderilmesi yavaşladı ve sona erdi. Mahkumların şartlı olarak serbest bırakılması ve tahliye olması sonucunda artık nüfusun çoğunluğunu onlar oluşturuyordu.
     Tasmanya Canavarları
     Avustralya yerleşim planına şeytani şöhretini kazandıran, şu anda Tasmanya olarak adlandırılan Van Diemen Bölgesi’dir. ‘Sorun çıkaranların’ gittiği pitoresk Port Arthur şehri, bir zamanlar ‘yeryüzündeki cehennem’ olarak bilinen bir ceza kolonisidir. Orada mahkumlar ağır işe mahkum edildiler. Zincire vurulmuş gruplar kereste taşır ve taş ocaklarında çalışırlardı. En ufak kural ihlalinin cezası bile çok ağırdı ve ünlü dokuz kuyruklu kedi (bir tür kırbaç ismi) cezası çok yaygındı. Hayat o kadar acımasızdı ki bazı adamlar aralarında intihar anlaşmaları yapardı. Bir adam bir diğerini öldürmeyi kabul eder sonra darağacına giderek kendini kurtarırdı.
     Ünlü Kaçış Hikâyeleri
     Doğal olarak, kaçmak en büyük eğlence haline geldi. 1822’de Alexander Pierce adında bir mahkum başka bazı mahkumlarla birlikte kaçtı. Medeniyete ulaştığında ona diğerlerinin nerede olduğu soruldu. O da onları yiyerek hayatta kaldığını itiraf etti!
     Bazı mahkumlar silah çalar ve vahşi topraklara kaçıp ‘çalı korucuları’ denilen haydutlar (ve kültürel kahramanlar) olurlardı. Halkın desteğini almak için pek bir şey yapmaları gerekmezdi, çünkü onlar da bir zamanlar mahkumdu.
     Kurgudan da Tuhaf
     Charles Dickens’ın ünlü romanı Büyük Umutlar’da Pip adlı kahraman Avustralya’da servet yapan bir mahkumdan para alır. Dickens’in kurgusu gerçeğe dayanır. Birçok eski suçlu Avustralya’dan başarı hikâyeleriyle dönmüştür. Çiftlikler ve hayvan çiftliklerinden gazetelere ve büyük mimari eserlere kadar her şeyi onlar yaratmışlardır.
     İnanılmaz Hurda Gemiler
     Avustralyalılar yıllarca İngiltere’nin hurda gemilerinden gelen atalarının kökeni hakkında sessiz kaldılar. Ama zaman değişiyor. Artık o ilk filonun torunları, ‘Oz’ olarak adlandırdıkları bitkin mahkumların karaya çıktığı yerde tarihsel kostümler giyip kutlamalar yapıyorlar. Bir zamanlar kralın nezaketinden faydalanıp yolculuğa çıkan atalarımızı sergilemek çok moda oldu canım!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir