Takane
Takane

Takane

     Bir zamanlar köyün birinde Rachbokoane adında bir adam, karısı Machbakoane ile yaşardı, iki çocukları vardı, oğulları Chabakoane ve kızları Takane.
     Anne ve baba her gün tarlaya giderlerdi. Chabakoane hayvanları otlatır, Takane’de ev işlerini yapardı. Her gün anne ve baba tarlaya giderken çocukları sıkı sıkı tembihlerlerdi:
     “Sakın evin yanındaki Kumonge ağacının suyundan içmeyin. Onu sadece biz büyükler içebiliriz.”
     Bir gün yine anneyle baba tarlaya çalışmaya gittiklerinde Chabakoane kardeşine;
     “Takane, Kumonge ağacının suyundan ver bana,” dedi.
     “Olmaz Chabakoane, büyülü ağacın suyundan sadece annemle babam içebilir, bilmiyor musun bunu?”
     “İyi” dedi erkek kardeş. “O zaman ben de hayvanları otlağa götürmem.”
     Bunu duyan Takane sustu. Kardeşiyle kavga etmemek için bir balta aldı ve ağacın gövdesinde küçük bir çentik açtı. Ağaçtan sızan birkaç damla sütü küçük bir çanağa doldurup kardeşine verdi. Ama kardeşi çok az buldu ve hiç dokunmadı bile çanağa. Bunun üzerine yine baltayı aldı Takane ve bu kez daha derin bir çentik açtı. Oluk oluk süt fışkırdı ağaçtan. Takane evdeki bütün kapları doldurdu ama sütün akması bir türlü durmuyordu. Yerde biriken süt gittikçe büyüyen bir dere halinde akmaya başladı. Aktı, aktı ve anneyle babanın çalıştığı tarlaya kadar geldi. Rachbokoa korkuyla irkildi. Hemen ellerindeki çapaları atıp büyülü sütü içmeye başladılar. Neredeyse patlayacaklardı, ama sütün akması da durdu. Akşam eve döndüklerinde baba sordu:
     “Kumonge ağacının sütünü kim boşalttı?” “Ben” diye cevap verdi Takane ve hüzünlü türküsüyle anlattı olanları:
     Chabakoane için sütünü aldım Kumonge ağacının
     Sürülerimizin çobanı için
     Yoksa götürmeyecekti davarları otlağa
     Bu nedenle verdim Kumonge’nin sütünü ona.
     Kumonge ah Kumonge…”
     Baba sessizce kızını dinledi. Sonra dışarı çıkıp iki koç kurban etti ve onları ateşte pişirdi. Koçların postunu etin yağıyla iyice sıvadı, üzerine de kırmızı toprak sürdü, işi bitince koç postlarını giydi ve kabileyi topladı.
     ‘‘Takane’yi buradan yollamak zorundayım,” dedi.
     “Neler söylüyorsun sen?” karşılık verdi insanlar hayretle, “Takane senin tek kızın değil mi?”
     “Onu gördermek zorundayım. Büyülü ağaç Kumongenin sütünü içti.”
     Takane’yi elinden tutup yamyamların yaşadığı komşu köye doğru yola çıktı. Yemeleri için onlara verecekti kızını.
     Köyden çıktıklarında birkaç tavşana rastladılar.
     “Rachbokoane, nereye götürüyorsun bu güzel kızı?” diye sordular.
     “Kendisine sorun konuşabiliyor,” dedi baba ters ters.
     Ve kız hüzünlü türküsüyle anlattı olanları:
     Chabakoarıe için sütünü aldım Kumonge ağacının
     Sürülerimizin çobanı için
     Yoksa götürmeyecekti davarları otlağa
     Bu nedenle verdim Kumongenin sütünü ona.
     Babam kızdı bu yüzden bana,
     Götürüyor beni yamyamların yanına.
     Kumonge ah Kumonge…”
     “Yamyamlar asıl seni öldürmeli, zalim Rachbokoane!” diye haykırdı tavşanlar ve uzaklaşıp gittiler.
     Biraz yol almışlardı ki bu sefer birkaç geyikle karşılaştı baba kız.
     “Rachbokoane, nereye götürüyorsun bu güzel kızı?” diye sordular.
     “Kendisine sorun konuşabiliyor,” diye homurdandı baba. Ve kız hüzünlü türküsüyle bir kez daha anlattı olanları:
     Chabakoane için sütünü aldım Kumonge ağacının
     Sürülerimizin çobanı için
     Yoksa götürmeyecekti davarları otlağa
     Bu nedenle verdim Kumongenin sütünü ona.
     Babam kızdı bu yüzden bana,
     Götürüyor beni yamyamların yanma.
     Kumonge ah Kumonge…”
     “Yamyamlar asıl seni parçalamalılar, zalim Rachbokoane!” diye kızdı geyikler ve sıçrayarak uzaklaştılar.
     Baba kız yollarına devam ettiler. Bir süre sonra birkaç ceylan çıktı yollarına.
     “Rachbokoane, nereye götürüyorsun bu güzel kızı?” diye sordular.
     “Kendisine sorun konuşabiliyor,” diye söylendi baba. Ve Takane yeniden türküsünü söyledi:
     Chabakoane için sütünü aldım Kumonge ağacının
     Sürülerimizin çobanı için
     Yoksa götürmeyecekti davarları otlağa
     Bu nedenle verdim Kumongenin sütünü ona.
     Babam kızdı bu yüzden bana,
     Götürüyor beni yamyamların yanma.
     Kumonge ah Kumonge…”
     “Yamyamlar seni yemeliler, zalim Rachbokoane!” diye haykırdı ceylanlar ve koşup gittiler.
     Sonunda yamyamların köyüne geldiler. Tam şefin oğlu Masilo’nun evinin önünden geçerken, içerde oturan topluluk onları davet etti. İçeri girdiler, Takane’ye ortası çökmüş bir öküz derisi üzerinde yer gösterdiler, sonra babaya dönüp sordular:
     “Bey, nereye götürüyorsun bu güzel kızı?”
     “Kendi anlatsın, konuşabiliyor,” dedi baba asık suratla. Ve son kez hüzünlü türküsünü söyledi Takane.
     Şefin oğlu Masilo kızdan çok hoşlandı:
     “Korkma, bu köyde artık insan eti yemiyoruz. Sadece şef olan babam hâlâ yamyamdır. En iyisi önce baban ona nezaket ziyaretine gitsin. Göreceksin, sevgili Takane sana bir şey olmayacak,” diye teselli etti kızı.
     Rachbakoane şefi selamlamaya gitti. Ama şef insan etine hiç doymadığı için, ona neden geldiğini bile sormadı. Hemen oracıkta yedi Takane’nin babasını.
     Masilo, şefin oğlu, gittikçe daha çok hoşlandı Takane’den. Bu arada Takane de Masilo’ya âşık olmuştu. Eh durum böyle olunca düğün töreni de kutlanıverdi kısa zamanda. İkisi de mutluluk içinde yaşadılar. Ve bir süre sonra kızları dünyaya geldiğinde sevinçten uçuyorlardı, en çok da Masilo. Herkes çok sevinçliydi. Sadece Masilo’nun annesi;
     “Ah sevgili kızım, çocuğunuza doyamayacaksınız!” dedi.
     “Neden ama?” dedi Takane korkuyla.
     “Bizim köyde âdettir. Her anne doğurduğu kız çocuğunu yamyam kocama vermek zorundadır. O da yer yutar onları hemen.”
     “Ben çocuğumu vermem!” diye haykırdı Takane.
     Ama Masilo emretti:
     “Kızı babama götür. O ilgilenecek çocukla.”
     “Hayır ben çocuğumu vermem. Babamı yediği gibi yiyecek kızımı da. Onu ben kendi ellerimle gömerim daha iyi,” dedi Takane kararlılıkla ve fırladı çıktı evden. Irmağa, sazların yetiştiği koya koştu ve suyun kenarına oturup hüngür hüngür ağladı. Ansızın suların içinden yaşlı bir nine belirdi. Perişan olmuş anneye bakıp sordu:
     “Neden ağlıyorsun?”
     “Çocuğumu boğmak zorundayım. O yüzden ağlıyorum. Yoksa kayınbabam olan yamyam onu yiyecek.”
     “Biliyorum” dedi nine, “Sizin köyün şefi bütün küçük kızları yer. Ama ağlama artık. Kızını bana ver, ona ben bakarım. Her sene bu zamanda onu ziyarete gel. Çocuğuna Dilahloane adını veriyorum. Babasının terk ettiği kız anlamına gelir.”
     Takane çocuğunu yaşlı kadına teslim etti. Eve gelince çocuğu koyda boğduğunu söyledi.
     Aradan bir yıl geçti. Bir yıl sonra koya gelen Takane türküsünü söyledi:
     Nine, nine, çocuğumu ver bana Dilahloanemi,
     Babasının terk ettiği Dilahloanemi
     O anda çıktı yaşlı kadın suların içinden ve çocuğu verdi. Takane sevinçle kucakladı kızını. Ama akşam olupta hava kararmaya başlayınca nine çocuğu aldı ve suların içinde kayboldu. Yıllarca gitti Takane ırmağa. Mutlulukla gördü nasıl büyüyüp geliştiğini.
     Bir gün yine kızıyla koyda buluştuğunda, her ikisi de, saz toplamakta olan bir delikanlının onları gördüğünü fark edemediler. Hemen köye koşup Masilo’ya gördüklerini anlattı delikanlı. Reisin oğlu, Takane’nin kızıyla buluştuğunu anladı hemen. Eve döndüğünde karısına dedi ki:
     “Yarın kızımı görmeye gideceğim.”
     “Kızını nasıl görebilirsin ki. Onu ırmakta boğduğumu gayet iyi biliyorsun,” dedi Takane korkuyla.
     “Hayır, kızımın ölmediğini gayet iyi biliyorum,” dedi Masilo. “O yaşıyor ve çok güzel bir kız olarak büyüyor.”
     “Bundan hiç haberim yoktu!” dedi Takane, çok tedirgindi.
     “Yo, sen de çok iyi biliyorsun. Sadece kızımı babama verip te onun yemesinden korkuyorsun. Ama sana söz veririm ki böyle bir şey olmayacak.”
     Sonunda gözyaşları içinde her şeyi itiraf etti Takane. Kızını bakması için ırmaktaki nineye nasıl verdiğini, kızının yıldan yıla nasıl büyüyüp geliştiğini anlattı. Masilo çok sevinçliydi. Her ikisi de kızlarını geri istemeye karar verdiler. Ertesi gün ırmağa gitti Takane ve türküsüyle çağırdı nineyi.
     Nine, nine, çocuğumu ver bana Dilahloanemi,
     Babasının terk ettiği Dilahloanemi
     Yaşlı kadın çıktı suların içinden, ama bu kez yalnızdı.
     “Neden geldin? Daha dün buradaydın. Kızını ancak yılda bir gün görebilirsin unuttun mu bunu?” dedi kızgınlıkla.
     “Hayır unutmadım,” dedi Takane, “Ama kocam Masilo her şeyi öğrendi. Senden kızımızı geri vermeni istiyoruz.”
     “İyi” dedi nine, “Size geri veririm, ancak bana bin sığırlık bir sürü vereceksiniz.”
     Hemen eve koşup Masilo’ya ihtiyarın söylediklerini anlattı. Masilo;
     “İsterse ona iki bin sığır veririm. Eğer nine olmasaydı çocuğumuz ölmüş olacaktı.” diye karşılık verdi. Ertesi sabah bütün köylere haber salıp, herkesin elindeki hayvanları ona vermesini istedi. Hayvanlar toplanınca içlerindeki en iyi boğa ve inekleri ayırdı. Sonra Takane ve köy halkı ile beraber koya gittiler. Sevinçten çın çın öten sesiyle türküsünü söyledi Takane:
     Nine, nine, çocuğumu ver bana Dilahloanemi,
     Babasının terk ettiği Dilahloanemi
     Tam türküsünü bitirmişti ki, bir anda güneş karardı ve suların içinden nineyle Dilahloane çıktılar. Kıyıya geldiklerinde karanlık dağıldı ve güneş pırıl pınl aydınlandı. Hayretle seyretti Masilo ve köy halkı büyükbabasının yemek istediği, annesinin kurtardığı Dilahloaneyi. Hep beraber eve döndüler. Bütün köyü mutluluk sardı. Hatta yamyam büyükbaba bile sevindi.
     Birkaç gün sonra şefin karısı Masilo’ya dedi ki:
     “Artık zamanı geldi. Karını ve kızını alıp komşu köye, Takane’nin ailsini ziyarete gitmelisin.”
     Memnuniyetle kabul etti Masilo. Takane’nin başlık parası olarak büyük bir sürü alıp, ailesi ve onlara eşlik eden bir alayla beraber komşu köye ziyarete gitti. Köyde herkes sevinçten ağladı ve onların şerefine büyük bir şölen hazırlandı.

(Bir Afrika Masalı-Derleyen: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir