Herkül-5 (Medusa’nın Kesik Başı)
Herkül-5 (Medusa’nın Kesik Başı)

Herkül-5 (Medusa’nın Kesik Başı)

     Perseus, Okyanus Irmağı’nın en batı ucundaki bu ülkeye ayak basar basmaz, gözüne ilk çarpan şey, gri renkli büyük bir saray oldu. Etraftaki kayaların arkasına saklana saklana kapıya kadar ilerledi. Kuş gövdeli, insan başlı garip yaratıklardan biri burada nöbet beklemekteydi. Perseus, kendini belli etmeden, nöbetçiye yaklaşabildiği kadar yaklaştı; sonra o da beklemeye başladı. Aradan ne kadar zaman geçtiğini kendi de bilmiyordu ki, saraydan gelen seslerden nöbet değiştirmek üzere olduklarını tahmin etti. Şimdi daha dikkatli olmalıydı. Tanrı Hermes’in dediği gibi, gözü elde edebilmesi için tek fırsat buydu. Gri Kadınlar’ın üçü de kapının önünde toplanmış, ortaklaşa kullandıkları dişi ve gözü birbirlerine veriyorlardı ki, Perseus ok gibi saklandığı yerden fırlayarak gözü kaptı ve tekrar bir kayanın arkasına kendini attı. Bu o kadar kısa bir zamanda olmuştu ki, Gri Kadınlar’ın hiçbiri neye uğradığını anlayamamıştı bile. Gözün kimde olduğunu birbirlerine sordular. Hayret, diş ortadaydı ama göz yok olmuştu. Yere düşmüştür umuduyla bir müddet elleriyle etrafı yokladılar. Yoktu… En kıymetli varlıkları, tek gözleri yok olmuştu. Saklandığı köşede beklemekte olan Perseus, ortaya çıkma zamanının gelmiş olduğunu kestirerek seslendi:
     “Hey, kocakarılar! Aranızda tartışmayın; aradığınız göz bende. Eğer onu geri almak istiyorsanız, bana tanrıların kutsallaştırdığı kuzeydeki Hyperborean ülkesinin yolunu tarif edin,” dedi.
     Sahibini göremedikleri bu ses ve sözler, Gri Kadınlar’ı çok şaşırtmıştı. Kuzey Perileri ülkesine giden yolu söyleyip söylememek için aralarında tartışmaya başladılar. Ancak Perseus’un;
     “Kararınızı çabuk verin; yoksa elimde bulunan gözü şuradaki göle atacağım. O zaman isteseniz de gözünüzü geri veremem,” demesi üzerine sesleri kesildi. İçlerinden biri, Perseus’a istediği bütün bilgileri verdi ve yolu ayrıntılı olarak tarif etti.
     Gözü geri verdikten sonra hemen yola çıkan Perseus’u çeşitli zorluklar, engeller bekliyordu. Tanrı Hermes’in dediği gibi kuzeydeki bu ülkeye gerek gemi ile gerekse karadan ulaşmak imkânsızdı. Tanrılar burasını kutsallaştırırken, orada yaşayanları her türlü tehlikeden uzak tutmak için, bütün yollara da engeller koymuşlardı. Tanrı Hermes yine yardıma yetişti. Perseus onun kılavuzluğunda perilerin sarayına ulaştığında, bugüne kadar görmediği güzellikteki genç peri kızları bahçede şarkılar söylüyor, dans ediyorlardı. İçlerinde bir yabancı görür görmez, eğlencelerini keserek etrafını sardılar.
     Gri Kadınlar ülkesinin tam tersine, burası aydınlık, pırıl pırıl bir yerdi. Peri kızları bütün günlerini eğlence, şölen ve dans ederek geçiriyorlardı. Büyük bir konukseverlik göstererek, Perseus’u saraya davet edip şölene alıkoydular. Flüt ve lir eşliğinde çeşitli danslar yapılıp, şarkılar söylenirken, Perseus geliş sebebini açıkladı. İstediği, sandaletleri, miğferi ve çantayı kendisine verdiler. Artık Perseus, Medusa’nın karşısına çıkmaya hazırdı. Tanrıça Athena’nın cilalı kalkanı, Tanrı Hermes’in kanatlı sandaletleri ve keskin kılıcı, sihirli çanta ve Tanrı Hades’in miğferi artık yanındaydı.
     Perilerin neşeli ülkesinden ayrılarak Tanrı Hermes’in gösterdiği yoldan “Korkunç Kızlar Adası”na doğru yola çıktılar. Perseus’un da kanatlı sandaletleri olduğundan, Okyanus Irmağı’nı çabucak aştılar. Ada uzaktan göründüğü zaman Tanrı Hermes;
     “Ben burada senden ayrılıyorum. Yolun geri kalan kısmını tek başına gideceksin. Unutma, Medusa’nın yüzüne bakan taş kesilir. Gerektiğinde Athena’nın kalkanını kullan,” dedi.
     Perseus adaya ulaştığında, iyi bir rastlantı eseri, üç Gorgon da uykudaydılar. Perseus, kalkanını ayna gibi kullanarak, parlak yüzeydeki görüntülerinden Medusa’nın ejder kanatlarını, vücudunu kaplayan altın pullarını ve yılanlı saçlarını iyice seçebiliyordu. Kanatlı sandaletlerin yardımı ile ses çıkarmadan onlara doğru ilerlerken, birden Tanrıça Athena yanında belirdi.
     “Dikkat et Perseus,” dedi. “Üçünden sana en yakın olanı Medusa’dır. Diğer iki kardeş ölümsüz olduğundan onlara dokunma. Zaten istesen de onlara bir şey yapamazsın. Sessizce ilerle ve elindeki kılıçla Medusa’nın kafasını kes!”
     Perseus, Tanrıça Athena’nın işaret ettiği Gorgon’a yaklaşarak, kılıcını kınından çıkardı. Bu arada uyumakta olanların yüzlerine bakmamaya, hareketlerini kalkanındaki akislerinden düzenlemeye gayret ediyordu.
     Nihayet beklediği an gelmişti işte. Hermes’in verdiği keskin kılıçla bir vuruşta Medusa’nın çirkin kafasını vücudundan ayırıverdi. Yılan saçlı kafa yere düşerken, çok kısa bir çığlık duyulabilmişti ancak. Hemen sihirli gümüş çantasını açarak, Medusa’nın kesik kafasını içine koydu ve kanatlı sandaletlerinin yardımıyla havalandı. Bütün bunları tam zamanında yapmıştı. İşittikleri çığlık üzerine uyanan diğer iki Gorgon, yerde kız kardeşlerinin başsız vücudunu görünce, bunu yapanı yakalamak için hemen harekete geçtiler. Tanrı Hades’in miğferini kafasına geçiren Perseus çoktan görünmez hale gelmişti bile.
     Aşağıdan diğer iki Gorgon’un bağırtıları, çığlıkları geliyordu. Perseus kalkanını siper ederek geri döndüğünde, umutsuzcasına sağa sola koşuşan iki Gorgon’u ve Medusa’nın başsız gövdesini gördü. Ancak Perseus’u en çok şaşırtan şey, Medusa’nın kesik boynundan yere akan kanın hemencecik şekillenmesi ve kanatlı bir at şeklini alması oldu. Bu, sevgilisi Tanrı Poseidon’un Medusa’nın vücuduna koymuş olduğu Pegasus’du (12).
     Perseus, yanındaki sihirli çantanın içinde bulunan Medusa’nın başı ile birlikte ülkesine doğru yol alırken, Pegasus da kanatlarını çırparak havalanmış, bilinmeyen bir yöne doğru uçuyordu.

Açıklamalar:
(12) Pegasus: Kanatlı at. Tanrı Zeus’un sarayında yaşar, onun şimşek ve yıldırımlarını taşır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir