O Adamı Seviyorum Ama… (19)

O

SAVAŞ VE BARIŞ…
   Her balayının bir sonu vardır. En iyi evliliklerde bile eşler arası atışmalar olabilir. Başarılı eşler tartışmaların olumlu yönlerini evliliklerinin ilk yıllarında öğrendiklerini söylüyor. Birçok kadın, tartışma hürriyetinin, dengeli bir evliliği sürdürmede temel bir unsur olduğunu iddia ediyor.
     Çoğu kavgalar önemsiz ama tekrarlanan konularla ilgili çıkıyor. Ufak fikir ayrılıkları büyük muharebelere, büyük kuşatmalar savaşlara dönüşebiliyor. Termostatın kaç derecede tutulacağı, TV’nin sesinin ne kadar yüksek olacağı, uzaktan kumandanın kimin elinde olacağı, alarmın kaça kurulacağı, duşa kimin önce gireceği, tuvalet kâğıdının hengi yönde takılacağı ve tabi ki tuvaletin kapağının kapatılıp kapatılmayacağı…
     Zaman içinde kavga süreci, kavganın içeriğinden daha önemli oluyor. “Kavga ederek asla bir şeyi çözümlemiyoruz” diyen bir kadın, ama “Bir tür rahatlama yolu” diyebiliyor.
     Tartışılan konu ne olursa olsun, duman dağılıp hava dinginleşince kadınların çoğu kendini daha rahatlamış hissediyor. Sorunlar çözümlenmiş olsun olmasın, bir patlama yaşanmıştır, sonra barışılmış ve yola devam edilmiştir. Kimse zarar görmeden…
O ADAMI SEVİYORUM AMA…
* Bana kuduz bir köpek gibi hırlar. Boğazının derinliklerinde titreşir, ‘Gırrrr!’
* Sabahleyin yalnızca yüzüne bakarak günümüzün nasıl geçeceğini söyleyebilirim. Bazen tıpkı Tom Cruise gibi bir içim sudur. Bazen Robin Williams, hatırlarsınız, Ork’tan gelen Mork olarak. Yanımdaki yastıkta Freddy Krueger’ı görünce kesinlikle iyi bir gün olmayacağını bilirim.
* O asla yanılmaz. Hiçbir şey hakkında. Ve asla hiçbir şey onun hatası değildir. O suçlanamaz. Bunu kabul edince kavga etmek kolaydır. Tek yapmam gereken özür dilemem, sonra yolumuza devam ederiz.
* On yedi senelik evlilikten sonra bunun beni hâlâ çok sinirlendirdiğini bilerek. Gecikeceğini hiç haber vermeden ve hiçbir şey olmamış gibi eve bir iki saat geç gelir. ‘Sorun nedir?’ diye sorar. Tamamen masumiyete bürünür. Sanki aramasını istediğimi kesinlikle bilmiyormuş gibi. Beni çıldırtan şeyin ne olduğunu pekâlâ bilmesine rağmen, her şeyi ters yüz eder, o mantıksız öfkeli karısının kurbanı olur, sorun da ben oluruz.
* Kara tahta tertemizdir. İçerik, mazi, tekerrür yoktur. Ona seksen sekiz bin defa söylemiş olmama rağmen yatağın üstüne ıslak havluyu bırakmasına tepem attığı zaman, böyle ‘küçük’ bir olaya neden bu kadar sinirlendiğimi merak eder. Onun için bugünkü ıslak havlunun dünkü ıslak havluyla, özellikle bir önceki ıslak havluyla hiçbir ilgisi yoktur.
* Her şey daima bir başkasının hatasıdır. Asla onun değil. Ve bana kızdığı zaman asla yalnızca bana kızmaz. Bütün ailemi, soyumu sopumu suçlar. Özellikle annemi.
* Kavga ettiğimizde benimle ilgili her şeye ve herkese saldırır. Anneme babama. Bir hemşire olduğum için tıp dünyasına. Büyüdüğüm Florida eyaletine. Bütün Güneylilere. Bütün sarışınlara. Bütün kadınlara. Bütün insanlara. Kendisi hariç tabii.
* Yanlış olan her şey için annemi suçlar. Ona kızıyorsam, annemden öğrendiklerim yüzündendir. Ve o yanlış yapmışsa –bu çok düşük bir olasılık tabii- annem ve ben, onu bu yanlışı yapmaya itmişizdir. Bizimle birlikte olan her aklı başında adamın er ya da geç çıldıracağını söyler.
* Ben bir şeye kızdığım zaman o hemen benimle hemfikir olur. ‘Evet tatlım. Evet tatlım’ diye tekrarlayıp durur. Ona susmasını söyleyince de ‘Evet tatlım’ der.
* Ben öfkelendiğimde bana güler. Çok şirin olduğumu söyler. Kızardığımı söyler. Yangın çıkaracağımı söyler.
* Neye sinirlenmiş olursam olayım, ‘Ah, hayır. Yine ayın o zamanı mı?’ der.
* Öfkelendiğimde beni taklit eder. Dalga geçer. Bunun en sinirlendirici yanı, bu işi çok iyi yapması ve sonunda beni güldürmesi. Öfkeden çıldırabilir insan.
* Herhangi bir şey için kavga etmeden önce bir müddet erkek goril gibi göğsünü yumruklaması gerekir. Bağırır, tıslar, kol-bacak sallar, mobilyalara vurur, kapıları çarpar, odasına pat küt girer çıkar. Gerçekten çok ilkeldir ama başka yolu da yok gibidir. Bir konuyu tartışmak için ne kadar yumuşakça ortaya koysam, konudan korkutarak uzaklaştırmak ister. Sonunda benim korkmayacağımı anlayınca konuşmaya oturur. Ama daima ilk önce ‘hayvan’la uğraşmam gerekir.
* Her soruna bir çözümü olduğunu düşünür. Bir çözüm bulamayacaksa duymak istemez.
* Ben kızdığımda o geri çekilir. Şekerleme yapar. Yorganın altına girer, gözlerini kapar ve öfkemin yok olmasını ümit eder.

   (devam edecek)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi