Akbabalarla Güvercinler
Akbabalarla Güvercinler

Akbabalarla Güvercinler

Evvel zaman içinde bir gün Savaş Tanrısı
Havaları allak bullak etmiş
Birbirine düşürüp kuşları.
Hangi kuşları ama;
Bahar bahçelerinde şakıyan,
İçimizde Afrodite’yi uyandıran
Güle vurgun kuşları değil;
Sevgiler anası Tanrıçanın
Arabasını çeken nazlı kuşları değil;
Kıvrık gagalı, keskin pençeli
Ve de asık yüzlü akbaba milletini.
Bu belalı kuşlar bir köpek leşi yüzünden
Öylesi bir savaşa tutuşmuşlar ki,
Yalanım yok, kan yağmış göklerden.
Soluğum yetse anlatırdım bir bir
Bu savaşta olup bitenleri.
Ölen kanatlı komutan ve kahramanları.
Prometheus az kalsın kurtulacakmış
Dalağını yiyen koca akbabadan.
Düşen ölüleri görmek acıklıymış ama
Seyrine doyulmaz bir savaş olmuş bu.
Yiğitlik, ustalık, kurnazlık, baskın
Ve türlü türlü oyun dökülmüş ortaya.
Öyle gözü dönmüş ki her iki tarafın
Dünyayı ölüm çığlıkları sarmış;
Yerler, gökler, havalar, sular
Akbaba kanlarıyla kızarmış.
Bu hengâmede bir başka kuş milleti,
Yanardöner boyunlu ve yufka yürekli,
Acıma duygularını yenemeyerek
Aracılık etmiş barışı sağlamak için.
Ve seçkin elçileri güvercin milletinin
Öyle güzel kıvırmışlar ki bu işi
Akbabalar kesivermişler savaşı;
Gagalar, pençeler yatışmış, barış gelmiş;
Ama ne yazık ki bu barışın sonucu
Onu sağlayanlar için felaket olmuş.
Lanetli akbaba soyu düşmüş ardına
Barış güvercinlerinin ve bir ara
Güvercin bırakmamışlar köylerde, kırlarda.
Akıllılık etmemiş zavallıcıklar
Öylesi canavarları barıştırmakla.
Bırakın kötülerin arası açık kalsın
Güvenliği buna bağlıdır dünyanın.
Savaştırın onları birbirleriyle
Yoksa barış yüzü göstermezler size.
Söyleyip geçelim bunu,
Fazla kurcalanmaya gelmez bu konu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir