İki Horoz
İki Horoz

İki Horoz

İki horoz kardeş kardeş yaşarken
Bir tavuk çıkagelmiş,
Al sana kanlı bir savaş.
Ah aşk, sen değil misin Troya’yı yıkan?
Senin yüzünden kana boyanmadı mı,
Çok kez tanrı kanına hem de,
Ksanthos Irmağı’nın suları?
İki horozun kavgası sürdükçe sürmüş,
Gürültüsü yayılmış dört bir yana
Bütün iblikligiller cenk seyrine üşüşmüş.
Kim bilir, kaç güzel tüylü Helena
Savaşı kazanan horozun olmuş.
Yenilense köşesine sokulup kalmış;
Ağlamış şanlı sevdalarını anarak,
Rakibi gözleri önünde fink atarken
Göğsünü kanadını gererek.
Her gün gördüğü bu aşk sahneleri
Hınçla doldurmuş onu, şişirmiş yüreğini.
Başlamış gagasını bilemeye.
Kanat çırpmaya rüzgârlara karşı;
Kuduran kıskançlığının verdiği güçle
Kazanabilirmiş belki yeni savaşı.
Ama lüzum kalmamış buna:
Galip horoz damlara çıkınca bir gün
Zafer türküleri söylemek için,
Duymuş sesini bir akbaba,
Ne şan kalmış, ne şeref, ne sevda:
Bütün o horozlanmaların
Bir pençelik soluğu varmış meğer.
Zalim feleğin bu cilvesiyle
Yenik horoz çıkmış yeniden ortaya;
O başlamış caka satmaya,
Ortalarında fır dönmeye tavukların.
Ne türlü horozluklar etmiş, sormayın!
Talih hoşlanır böylesi oyunlardan;
Yenen böbürlendi mi bela arar başına.
Azıtmamalı, felekten sakınmalı insan
Bir savaşı kazandıktan sonra.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir