Herkül-6 (Deniz Canavarı)

H


     Etiyopya’da Kral Cepheus ve Kraliçe Cassiopela’nın sarayında, güzel kızları Andromeda’nın nişan şöleni yeni bitmişti. Çoktandır sözlü olduğu ve gelecekteki kocası, amcası Phineus’du. Bu evlilik Phineus’a ileride Etiyopya’ya kral olma şansını da beraberinde getiriyordu. Yeme, içme ve eğlenceler bitmiş, damat kendi konağına dönmüş, Kral ve Kraliçe de odalarına çekilmişlerdi. Genç ve güzel Andromeda ise, henüz bu mutlu günün heyecanından kurtulamamıştı. Kraliçe Cassiopela, güzelliği ile şölendekileri büyülediğinden emin, kocası ile konuşuyordu:
     “Sevgili Cepheus. Eşsiz güzelliğimle övünmekte haksız mıyım? Sen de gördün; şölene ülkenin bütün güzel kadınları çağrılmıştı. Hiç birinin benimle boy ölçüşemeyeceğini gözlerinle sen de gördün. Bu nişan iyi bir fırsat oldu belki de. Bütün ülke, dünyada benden daha güzelinin olmadığını anlamıştır.”
     Siyah derili Cassiopela hakikatte güzel bir kadın sayılırdı. Görünür hiçbir kusuru yoktu, ancak güzelliğini sık sık konu etmesi ve hiç durmadan bununla övünmesi kocası Kral Cepheus’u tedirgin ediyordu.
     “Sevgili karıcığım,” dedi. “Güzelliğin gibi geçici şeylerle bu kadar gururlanman doğru değil. Hele kendini dünyadaki tek güzel olarak görmen çok uygunsuz oluyor.”
     “Güzelliğimle niçin gururlanmayacakmışım? En güzel benim. Nereus’un kızlarından da güzelim. Belki Tanrıça Hera’dan bile. Bunu söylememe kimse engel olamaz. Ülkemdeki herkes gerçeği bilmeli.”
     “Cassiopela! Sözlerine dikkat et. İşin içine ölümsüzleri karıştırma, onlarla boy ölçüşmeye de kalkma. Tanrıların lanetini üstümüze toplamış oluruz.”
     Neyse ki, karı-koca tartışmalarını fazla uzatmadılar o gece. Siyah derili kraliçe, bundan sonraki günlerde de bu konuyu bir daha Cepheus’un önünde açmadı.
     Ancak, Cassiopela’nın övünmeleri ölümsüzlerin gözünden kaçmamış, özellikle, altın tahtlı Nereus’un, hepsi de birbirinden güzel elli kızını çok öfkelendirmişti. Nereus, Tanrı Poseidon’un soyundan gelmekteydi. Anneleri su perisi Tyra idi. Okyanus’un kızı Doris ile evlenmiş ve elli tane kızı olmuştu. Kızları, babaları Nereus ile birlikte denizin dibindeki bir sarayda yaşarlar ve su yüzüne pek çıkmazlardı. Günlerini kumaş dokumak, iş işlemek, şarkı söylemekle geçirirler, zaman zaman da dalgalarla şakalaşırlar, balık ve yunuslarla oynaşırlardı.
     Denizlerin ihtiyarı Nereus’un öfkeli kızları, Cassiopela’nın cezalandırılması için Tanrı Poseidon’a başvurdular. Kızların bir ağızdan şikâyeti, Tanrıça Hera’nın da onları destekler görünüşü üzerine, Poseidon Etiyapya’ya bir deniz canavarı göndermeyi kararlaştırdı. Bütün ülkeye dehşet ve korku salacak, onu doyurmak için devamlı kurbanlar adanması gerekecek bir canavar…
     Etiyapya sahillerinde bir deniz canavarının görünmesi, başta Kral Cepheus olmak üzere bütün ülkeyi dehşete düşürmüştü. Hiçbir adak ve kurban onu buralardan uzaklaştıramıyordu. Bu dev deniz yılanının tanrılarca gönderilmiş bir ceza olduğu muhakkaktı. Ondan kurtuluş yolunu, yine ancak ölümsüzler gösterebilirlerdi. Bu düşünce ile Kral Cepheus, Ammon’daki Zeus tapınağına başvurdu. Kâhinin sözleri kendi tahminlerini doğruluyordu. Çaresizlik içinde sarayına döndü ve acı haberi karısına da verdi.
     “Seni, ölümsüzlerle boy ölçüşmemen, güzelliğine ölçü olarak onları göstermemen için uyarmıştım. Korktuğum başımıza geldi; tanrıların öfke ve lanetini üzerimize çektik. Tapınaktaki kâhin, canavar yılanın Tanrı Poseidon tarafından gönderildiğini söyledi. Bundan kurtulmak için sunacağımız bütün kurbanlar, faydasız olacaktır. Canavar, her gün birkaç kişi kaparak karnını doyuracak ve böylece ulusumuz son bulacaktır. Gördün mü güzelliğinle övünmenin sonucunu?”
     Bu sırada, bir köşede konuşmayı dinlemekte olan Phineus söze karıştı.
     “Peki,” dedi. “Bu dev yılandan hiçbir şekilde kurtulamayacak mıyız?”
     “Hemen hemen öyle sayılır. Kâhinin söylediğini size bildirmeye dilim varmıyor,” dedi Cepheus. “Canavarı ülkemizden uzaklaştırmamızın tek yolu, kızım Andromeda’yı ona vermemizdir. Son kurbanımızın kızım olması gerekmektedir. Onu, sahildeki kayalara zincire bağlayıp bırakmamızı ve oradan hemen uzaklaşmamızı öğütledi kâhin.”
     Konuşmayı izleyenlerin hiç birinden ses çıkmamıştı. Ne evet, ne de hayır! Zaten anne ve babasının önünde, güzel Andromeda’nın kurban edilmesini kim teklif edebilirdi ki?
     Aradan günler geçti. Herkes kendi canının korkusuna düşmüştü. Hatta Phineus bile, krallık rüyasından çoktan vazgeçmiş, bu beladan kurtulmak için gerekirse nişanlısı Andromeda’nın kurban edilmesine ses çıkarmamaya karar vermişti. Nitekim, Phineus’un düşünceleri, bir zaman sonra hakikat oldu. Ammon tapınağındaki kâhinin gösterdiği son çare, yani kralın kızı Andromeda’nın kurban edilmesi için, halkı. Cepheus’u zorlamaya başlamıştı. Artık ülkedeki yaygın istek, Andromeda’nın kayalıklara zincirlenmesi ve böylece canavardan kurtulmaktı. En sonunda Kral Cepheus, yüreği sızlaya sızlaya, buna baş eğmeye mecbur kaldı.
     Kral Cepheus, kızı Andromeda’yı kendi eliyle kıyıdaki kayalıklara zincirlerken, yanındaki kıymetli yük ile “Korkunç Kızlar Adası”ndan dönmekte olan Perseus da Etiyopya’ya yaklaşıyordu. Tanrı Hermes’in kanatlı sandaletleri ile uçuyor, uzakta görünen kıyıya doğru süzülüyordu. Ulaştığı ülkenin neresi olduğunu anlamak için aşağısını dikkatle süzerken, birden gözüne garip bir şey çarptı. Kayalara oyulmuş bir kız heykeli… Merakını gidermek için hemen kıyıya kondu ve heykeli gördüğü yere doğru yürüdü. Hayır yanılmıştı, heykel değildi bu. Zira, uzun saçları, rüzgârın etkisi ile havalanmış dalgalanıyordu. Daha dikkatle bakınca, kızın yanaklarından aşağı doğru süzülmekte olan gözyaşlarını da gördü. Kayalara bağlı, ağlamakta olan güzel bir kız. Çok garipti doğrusu. Merakla sordu:
     “Güzel kız, seni bu kayalara kim zincirledi? Adın nedir?”
     Andromeda, kafasını önüne eğmiş, utancından cevap veremeyecek durumdaydı. Ne deseydi bu yabancıya? Kendisini babasının mı bağladığını, yoksa nişanlısı tarafından terk edildiğini mi söyleseydi?
     Perseus, sorduklarına cevap alamayınca, güzel kızın işlemiş olduğu bir suçun cezası olarak buraya bağlandığını sandı. Tekrar tekrar sordu:
     “Güzel kız. Niçin cevap vermiyorsun bana? Burası neresi? Adın ne senin? Niçin orada bağlısın?”
     “Benim adım Andromeda’dır. Etiyopya kralı Cepheus’un kızıyum. Tanrı Poseidon, ülkemize bir deniz yılanını ceza olarak gönderdi. Ben bu canavarın yiyeceği kurbanım, onu bekliyorum burada…”
     Andromeda’nın sözleri sanki canavara bir işaretti. Birden deniz çalkalanmış, korkunç deniz yılanı sudan başını çıkartmıştı. Oldukça uzakta olmasına rağmen, kıyıdaki avını görmüş, yavaş yavaş ona doğru yaklaşıyordu…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz