O Adamı Seviyorum Ama… (20)
O Adamı Seviyorum Ama… (20)

O Adamı Seviyorum Ama… (20)

* Çatışmaya tahammülü yoktur. Atlatmaya çalışır. Nedense daima ‘kötü’ bir zamandır. Çocuklar vardır. Ya da işe gitmesi gerekir. Ya da çok geçtir, bitkindir. Ya da yemek yiyordur. Ne zaman konuyu ortaya atsam, sorunu konuşmak için bir türlü doğru ‘zaman’ değildir. Israr edersem, sorunla ilgili değil ama benim zamamlamamla ilgili bağırıp çağırır.
* Özellikle bir şeye takıldığımızda birbirimizi anladığımızdan emin olmak ister. Tartışmalarımız sırasında benim söylediklerimi bana tekrar eder. Bir papağan gibi. Ben ‘Çok kızgınım’ derim. O, ‘Sen kızgın mısın?’, ‘Beni çıldırtıyorsun’ derim. O, ‘Ben mi seni çıldırtıyorum?’, ‘Sus’ derim. O, ‘Susayım mı?’ diye karşılık verir.
* Kavga ettiğimiz zaman, bütün yanlış yaptıklarımı ortaya çıkarır, listeler halinde, yer yer abartarak sıralar. Sonra kendi yanlışları için beni suçlar, sanki onun hataları yalnızca benimkilere bir tepkiymiş gibi. Onun kızgınlığı bile benim suçum olur. Her şey benim suçumdur. Sonra da söylediklerinin hiç birini söylemediğini iddia eder. Onu yanıtlamaya ya da kendimi müdafaa etmeye çalışsam neden söz ettiğimi anlamamazlığa gelir. Onun söylediklerini hatırlatınca benim hayal gördüğümü söyler ve her şeyi inkâr eder.
* Bir sorunu asla gündeme getirmez. Onu sinirlendiren bir şeyi asla konuşmaz. Ama ben bir şeylere sinirlenmişsem o uzun zamandır biriktirdiği şikâyetlerini sıralamaya başlar. Arada benim problemim harcanır. Sanki ‘Ben bunca zaman bu kadar çok şeye tahammül ettim, sen sorun çıkarmaya nasıl cesaret edersin?’ der gibidir.
* Bir avukattır, dolayısıyla onunla tartışmak mahkemede karşı tarafın avukatı tarafından sorgulanmak gibidir. Beni tahrik edici sorularla yanlış tarafa yönlendirir, kışkırtıcı varsayımlarla aklımı karıştırır. Sanki ona ‘Bravo, sen kazandın!’ diyecek görünmeyen bir jüri vardır.
* Kavga etmez. Asla katılmaz. Pasif agresif olur. Ne zaman eve geleceğini söylemez, masadan kalkarken tabağını kaldırmaz, gazeteyi kapıdan almaz. Benimki hariç herkesin bardağına portakal suyu koyar. Ve Ah… Evet, telefon mesajlarımı iletmez.
* Ağzından çıkanı kulağı duymaz. Yalnızca benim tepkilerimi duyar, sanki ben birdenbire öfkelenmeye, durduk yerde ona saldırmaya karar vermişim gibi. Asla kendi bağırmalarını, suçlayıcı ses tonunu duymaz. Sanki kendi sesine sağır, tavırlarına körmüş gibi bir tartışmadaki kendi rolünü kabul etmez.
* O bir psikiyatr, dolayısıyla onunla kavga etmek delirtici bir şey. Ağzımdan çıkan kelimelerle oynar, söylemek istediklerimi değiştirir. ‘Şunu söylemek istediğini duyuyorum’ diye başlar. Ses tonu küçümseyici ve abartılıdır ya da söylediklerime karşı yaptığı yorum beni paranoid, bencil ve acayip bir insan konumuna koyar. Yalnızca bağırıp çağırarak kavga edebilmeyi çok isterdim.
*Münakaşa ettiğimiz zaman kelime oyunları oynar. Çift anlamlı bir soru sorar. ‘Senin her neyse… Yaptığın doğru değil mi?’ Ben hayır dersem, ‘İşte, hayır doğru değil demek, doğru demektir. Kabul ediyorsun’ der. Kelimeleri bükmeyi, düşünceleri karıştırmayı, sorunla ilgilenmek yerine her türlü cambazlığı tercih eder.
* Söylediklerimi tamamen değiştirir. Örneğin; çocukların futbol maçını kaçırdığı için üzülmüşsem, şöyle tepki gösterir. ‘Yani kötü bir babayım, öyle mi?’ Sorumsuz. Bir yalancı, tamamen güvenilmez.’ Bu sefer ben, buradan uzaklaşıp, ona aslında ne yalancı ne de öteki sıfatları söylemediğimi açıklamak zorunda kalırım. Benim temel sorunum, bir yana bırakılır, onun ‘incinen’ duyguları pohpohlanır. Gerçekten incinmiş, yaralanmış görünse de zaten onun için işe yarıyor. Bence bu onun stratejisi.
* En ufak detaylara takılıp kalır. Bir saat geciktiğimizi söylesem, hayır, yalnızca elli altı dakika geciktiğimizde ısrar eder. Doktora bebekte bir kızarıklık olduğunu söylesem, o araya girer ve hayır, aslında pembe olduğunda inatlaşır.
* Bir şeye sinirlendiğimde manik depresyon gibi kimyasal bir dengesizliğim olduğunu söyler. Ya da hormon değişikliklerinden ya da âdet öncesi gerilimden etkilendiğimi söyler. Doktoru aramamı, bir psikiyatr görmemi önerir. Sinirlenmek için mantıklı ve haklı bir nedenim olabileceğini asla kabul etmez.
* Bir bebek gibi kavga eder. ‘Senin anana da…’ diye bağırır. Bana hakaret eder, arkamdan suratlar yapar.
* Beni sinirlendiren şeyi küçümser. ‘Senin bir sorunun yok. Sen sorun nedir bilmiyorsun. Sağlığın yerinde, çocukların ve herkesin imrendiği bir evin var’ der. Onun için benim sorunlarım ölümcül olmadıkça önemli olamaz.
* Kızdığı zaman yüzde yüz kızar. Kimseye aldırmaz. Başkasının evinde yemekte isek, ev sahibini, bizim evde davet veriyorsak misafirlerimizi umursamaz. Yemek daveti, tiyatro hatta gezi planlarını iptal etmek zorunda kalmışımdır. İnatçıdır. Öfkesinin geçmesini beklemekten başka çare yoktur.
* Avukattır. Umarım mahkeme salonunda benle tartıştığından daha iyi tartışıyordur. Mantıksızdır. Asıl konuya bağlı kalmaz. Soruna saldıracağına bana saldırır. Konuyla ilgili olmayan iddialar ortaya atar. Kekeler. El kol hareketleri yapar. Volta atar. Ama asla temel soruna değinmez. Avukatlık yapabilmesi son derece şaşırtıcı.
* Bu tartışmanın sonunda onun haklı olduğu ortaya çıkarsa bunu artık diline dolar. Günlerce bundan bahseder. Bazen yıllarca. Hâlâ, Key West’te otelimize giderken yolda gerçekten kaybolmadığı için övünüyor. O, on bir sene önce.
* Beni dışlar. Kitap okur, yüksek sesle müzik dinler, TV izler, tek kaşını kaldırır, sanki yaramaz bir çocukmuşum gibi kötü kötü bakar. Sonunda vazgeçer, özellikle onu görmezden gelirsem.
* Kavga edersek ya migreni tutar ya ishal olur. Benim kendimi suçlu hissedeceğim ve günlerce ona analık edeceğim bir durum yaratır.
* Ben kızarsam o somurtur. Kötü muamele görmüş, terslenmiş bir çocuk gibi. Ben de onun kötü çok kötü kalpli annesiyim.
* Etrafta başka insanlar varsa sesini yükseltir. Sempati almak için abartır, beni mantıksız, saçma bir insan gibi gösterir. Kavgalarımızı bir komediye dönüştürmeye çalışır. O ciddi adamdır, ben palyaço.
* Asla özür dilemez. Bir kavgadan sonra gönlümü almaya çalışır. O sırada ne iş yapıyorsam bana yardım etmeye kalkışır. Bulaşıklar, çamaşır, her neyse. Buna kızgınlığım geçene kadar devam eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir