Üç Kısa Öykü-22

Ü

     Hani Oruçluydun?
     Tilkinin teki çalıya takılı bir et parçası görmüş. Tam yiyecek iken bakmış ete bir bomba bağlı, bubi tuzağı! Biraz uzağında saatlerce beklemiş. Hedefi eti yemek, ama nasıl yiyeceği konusunda herhangi bir fikri yok! Bir süre sonra aslan görünmüş; eti görmüş, ete doğru ilerlemeye başladığında tilkiyi fark edip şüphelenmiş.
     “Ne o tilki kardeş, eti niye yemedin?”
     “Üzerinize afiyet aslan kardeş, ben oruçluyum, sen buyur!”
     “Ha, öyle mi?” demiş aslan. Afiyetle yumulmuş ve bubi tuzağı gürültüyle infilak etmiş. Aslan bir tarafa, et bir tarafa uçmuş.
     Aslan, “Ah, Of…” derken, bir bakmış ki tilki eti hapur hupur götürüyor. Bağırmış:
     “Sahtekâr, hani oruçluydun sen?”
     Tilki cevaplamış: “Top atıldı aslan kardeş, sesini duymadın mı?”
     Azmin Zaferi
     10 yaşındaki bir Japon çocuğun en büyük hedefi, dünyaca ünlü bir judocu olmakmış. Ama beklenmedik bir trafik kazası tüm hayallerini yok etmiş. Sol kolunu tam omuz hizasından kaybetmiş. Bütün hayalleri yıkılmış. Tek kolla nasıl judocu olunur ki?
     Ama gene de ailesi oyalansın diye, onu Japonya’nın en ünlü judo hocalarından birinin yanına vermiş. Hoca, çocuğa tek kolla yapabileceği bir fırlatma hareketi göstermiş ve üzerinde çalışmaya başlamışlar. Çocuk, iki haftada hareketi ezberlemiş. Hocası, “Güzel oldu!” demiş. “Şimdi daha hızlı yapmaya çalış bakalım.”
     Oğlan, zamanla hareketi şimşek hızıyla yapmaya başlamış. Sonra hocasına gitmiş. “Bu hareketi çok iyi öğrendim artık. Bir başka harekete geçebiliriz,” demiş.
     “Başka harekete gerek yok!” demiş hoca. “Sen sadece bu hareketi bileceksin, bu harekete çalışacaksın ve bu hareketi dünyada en iyi yapan olacaksın. O sana yeter…”
     Çalışmalar bir yıl sürmüş. Günün birinde hoca, öğrencisine artık turnuvaya katılma zamanının geldiğini söylemiş.
     Tek kol, tek hareketle judo turnuvasına katılmak mı? Oğlan itiraz edecek olmuş. Hocası, “Sen öğrendiğin hareketi yap, gerisini merak etme,” diye öğütlemiş.
     Turnuva başlamış. Bizimki ilk turları şaşılacak bir hız ve kolaylıkla geçip finale yükselmiş. Finalde karşısına iki misli cüssesi ile yörenin en büyük judocusu çıkmış. Hocası, “Kendi oyununu yap, gerisi tamam!” demiş gene. Karşısında yarısı kadar, üstelik de tek kollu çocuğu gören dev gibi rakibi, biraz da umursamaz yaklaşınca, kendini bir anda önce havada sonra yerde bulmuş.
     Tek kollu çocuk turnuvayı kazanmış. Kucağında kupası büyük bir mutluluk içinde evine dönerken dayanamamış ve sormuş:
     “Hocam, ben bunların hepsini nasıl yendim?”
     Hocası gülümsemiş:
     “Üç sırrın var oğlum. Birincisi, aklına bir hedef koydun; ikincisi, judonun en zor fırlatma hareketlerinden birini o kadar iyi öğrendin ki ben bile senin gibi yapamam; üçüncüsü, bu öğrendiğin harekete karşı bir tek savunma hamlesi vardır. Hareketi yapanın sol kolunu tutmak; o kol da sende yok!”
     Neden Vermemiş ki?
     Meksika’nın kimi yörelerinde soğuk ve sıcak yer altı suları birbirlerine çok yakın noktalarda yer üstüne çıkmaktadır. Bir gün, bu yörelerden birinde gezmekte olan bir turiste, rehber, bu suların çıktığı yerde çamaşır yıkayan Meksikalı kadınları gösterdi.
     “Burada kadınlar, sıcak suda çamaşırlarını yıkarlar, sonra da soğuk suda durularlar,” dedi. Turist, bu doğa olayı karşısında duygulandı.
     “Ne kadar şanslı bu yörenin kadınları,” dedi. “Doğa onlara çamaşırlarını yıkama konusunda bile gereken yardımı yapmış.”
     Rehber, “Hiç de öyle değil!” anlamında başını iki yana salladı ve “Bir de kadınlara sorun bakalım,” dedi. “Onlar her çamaşır yıkayışlarında, soğuk suya sıcak suyu veren Tanrı, sabunu neden vermemiş ki, diye söylenir dururlar.”

(Anonim–Derleyen ve Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi