Herkül-7 (Canavarla Savaş)

H

     Andromeda’yı kayaya bağladıktan sonra, yanında karısı Cassiopela ile geri dönmekte olan Kral Cepheus, gökten yere doğru süzülen Perseus’u görmüş ve kâhinin kesin talimatına rağmen, vakit geçirmeden, tekrar kızının yanına gitmeye karar vermişti. Kayalığa ulaştıklarında, Andromeda sözünü henüz bitirmiş, korku dolu gözlerle yaklaşmakta olan canavara bakıyordu. Cepheus, umutla karşısındaki yabancı savaşçıya baktı:
     “Ey yabancı! Duruşundan ve kıyafetinden kahraman bir savaşçı olduğunu anlıyorum. Kızım Andromeda’yı denizdeki canavarın elinden kurtarırsan sana her istediğini veririm. Bu ülkenin kralıyım ve zenginliğim sonsuzdur. Lütfen bize yardım et.”
     “Yabancı sana yalvarıyoruz. Kızımızın bu dev yılana yem olmasına göz yumma!” Bu defa da güzelliği ile gururlu Cassiopela, gözleri yaşlı, rica ediyordu. “Kızım daha çok genç. Hayatının bu şekilde sona ermesi bizim de isteğimiz değildi. Ne çare ki ülkemizi ve orada yaşayanları kurtarmak için böyle yapmaya zorlandık.”
     Kral Cepheus ve Kraliçe Cassiopela konuşurken, Perseus gözünü kayalara zincirli Andromeda’dan ayırmamıştı. Bugüne kadar rastladığı bütün kızlardan daha güzeldi. Hüzünlü bakışları insanın yüreğine işliyordu sanki. Utancından başını eğmiş, gözyaşlarını da gizlemek için elleri ile yüzünü örtmüştü. İlk gördüğü andan itibaren onu sevmişti. Ancak karar vermesi için fazla bir zaman kalmamıştı. Deniz canavarı gittikçe kıyıya yaklaşıyordu.
     “Ey kral! Tanrıların bana verdiği güçle, kızını bu canavardan kurtaracağım. Ancak buna karşı isteğim, onunla evlenmektir. Eğer Andromeda’nın karım olmasına izin verirsen, onu kurtarmak için var gücümle savaşırım.”
     “Kabul ediyorum kahraman savaşçı.”
     Kraliçe Cassiopela da başı ile kocasının bu kararına uyacağını işaret etti.
     Perseus, yaklaşmakta olan deniz yılanına bir göz daha attıktan sonra;
     “Ey kral! Kızına koca olarak iyi bir seçim yaptın. Ben Zeus’un oğlu Perseus’um; canavar Medusa’nın kafasını kesen Perseus benim. Şimdi de kızın Andromeda’yı bu pis canavardan kurtaracağım.”
     Bu sırada dev deniz yılanı, bir taş atımlık uzaklığa kadar yaklaşmıştı. Alev alev parıldayan gözleri, korkunç ağzı ve upuzun vücudunu örten sert pullar, Perseus’un durduğu yerden görülebiliyordu.
     Gorgon’ların kafasını kestiği, tanrıların armağanı kılıcı çekerek, sandaletlerindeki kanatların hareketi ile hemen havalandı. Havada bir yarım yay çizerek canavarın arkasına geçti ve kılıcını yılanın gövdesine sapladı. Korkunç bir ses işitildi. Yılan kafasını suyun içinden mümkün olduğu kadar çıkarmış, kendini yaralayanı arıyordu. Perseus kanatlarının yardımıyla tekrar arkasına geçerek kılıcını bir daha batırdı. Deminki ulumaya benzeyen ses, çok daha korkunç bir şekilde tekrar yükseldi. Canı yanan canavar bağırıyordu. Perseus aynı hareketi bir daha, bir daha yaptı. Canavar kuvvetten düşmüş olduğundan, kılıcını daha rahat kullanabiliyor, elindeki öldürücü aleti, yılanın vücudunu kaplayan pulların arasına daldırarak daha derin yaralar açıyordu.
     Canavarın dağları sarsacak güçteki bağırtısı, civardaki halkı kıyıya toplamaya yetmişti. Şimdi, bu korkunç savaş, büyük bir seyirci önünde devam ediyordu.
     Dev yılan yorulmuş ve yaralanmıştı. Burun deliklerinden kan ile karışık su püskürtmeye başlamıştı. Perseus, kanatlarını çırparak etrafında dönüyor, fırsatını bulduğunda kılıcını saplıyordu. Etrafa yayılan kandan, deniz rengini değiştirmiş, kıpkırmızı olmuştu. Tam bu sırada, son bir gayretle yılan saldırıya geçti ve belki de bir tesadüf, burnundan fışkırttığı sular Perseus’un kanatlarını ıslattı. Perseus yılanın hamlesini savmıştı; fakat ıslak kanatlar da artık iş görmez haldeydi. Bütün seyircilerin üzgün bakışları ve çığlıkları arasında sulara, dev yılana doğru alçalıyordu. Biraz sonra, canavarın kolayca avlayacağı bir yem olacağından şüphe yoktu.
     Ayakları tam suya değmek üzereydi ki, hiç umulmayan bir şey oldu. Denizin üstünde ufak bir kayalık belirdi ve Perseus sağ salim buraya indi. Şüphesiz ki tanrıların yardımıydı bu. Ancak Perseus’un bunu düşünecek zamanı yoktu. Dev yılan, açık ağzı ile hızla üzerine doğru geliyordu. Seyircilerin çoğu Perseus’un acıklı sonunu görmemek için gözlerini kapamış, başlarını çevirmişlerdi. Hâlâ kayalara zincirli Andromeda’nın gırtlağından da acı bir haykırış yükseldi. O da Perseus’un son anının geldiğini tahmin etmişti anlaşılan. Ancak Perseus, bütün bu korku çığlıkları ve bağrışmalar arasında, kendini kaybetmeyerek, üzerine eğilmiş yılanın iki gözü arasına kılıcı ile son ve öldürücü vuruşunu yapmıştı. Ölü yılanın kafası önce denizden yükselen kayalığın hemen önüne düştü ve orada kaldı. Bütün ülkeye korku salan canavar ölmüştü.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz