Herkül-8 (Andromeda’nın Düğünü)
Herkül-8 (Andromeda’nın Düğünü)

Herkül-8 (Andromeda’nın Düğünü)

     Kral Cepheus, Kraliçe Cassiopela, kızları Andromeda ve yeni damatları Perseus, sevinç içinde kente döndüler. Sarayda düzenlenen şölen, tam bir neşe içinde başlamış ve Andromeda’nın kurtarıcısı Perseus, ülkenin prensleri ile tanıştırılmıştı. Düğün töreni tam başlamak üzereydi ki, sert bir ses duyuldu:
     “Ben bu düğüne itiraz ediyorum,” dedi. “Bu adamla evlendirmek istediğiniz Andromeda benim nişanlımdır. Kimse nişanlımı elimden alamaz!”
     Bu, çoktandır ortalıkta görülmeyen Phineus’du. Bütün davetlilerden homurtular yükselirken Kral Cepheus ayağa kalkarak;
     “Görüyorum ki Phineus, saklandığın delikten çıkmışsın. Canavar seni o kadar korkutmuştu ki, ortaya çıkmıyordun bile. Şimdi de kızım üzerinde hak iddia ediyorsun. Senin nişanlın ölmüştür. Bunu unutma. Andromeda’nın canavara verilmesi için beni zorlayanların arasında sen de vardın. Onun kayalığa zincirlendiği zaman, öleceğini biliyordun. Eğer bir itirazın varsaydı o zaman söyleseydin. Nişanlını kurtarmak için bir şeyler yapsaydın. Senin nişanlın kayalıkta öldü, canavar yuttu onu,” dedi. Sonra diğer davetlilere dönerek;
     “Bu korkağı sarayımdan çıkarın. Eminim ki hiç birimiz onu bir daha görmek istemiyoruzdur. Kızımı kahraman Perseus kurtardı canavardan. Bir kral olarak, kim olduğunu bilmeden, kahramanlığını görmeden, ona kızımla evleneceğine söz vermiştim. Şimdi nasıl bir kahraman olduğunu da biliyorum. Hepiniz de gördünüz onu. Böyle bir seçim yaptığım için çok memnunum. Onlara düğün hediyesi olarak, bugüne kadar işitilmemiş zenginlikte bir çeyiz vereceğim.”
     Ancak Phineus da isteğinin geri çevrileceğini tahmin ederek savaşçıları ile birlikte gelmişti. Davetlilerin önünde aşağılanması ve kovulması üzerine, adamlarına evvelce kararlaştırdıkları hücum işaretini verdi. Kralın düğününe eğlenmek üzere gelmiş davetliler, karşılarında kendilerine çevrilmiş kılıçları görünce pek şaşırdılar. İlk hamleyi yine Phineus yaptı. Birden, bütün konuşma boyunca elinde sallayıp durduğu mızrağı Perseus’a doğru savurarak;
     “Madem Andromeda’dan vazgeçmiyorsun, geber öyleyse!” dedi.
     Eski nişanlısının ortaya çıkışından ve konuşmaların gidişatından böyle bir hamleyi bekleyen Perseus, kendini kenara atarak mızraktan kurtuldu.
     Anlaşılan, savrulan mızrak, zorbaların beklediği ikinci işaretti. Phineus’un adamları ileri atıldılar, diğerleri kendilerini korudular. Göz açıp kapayana kadar, düğün salonu bir savaş alanına dönmüştü. Kılıçlar şakırdıyor, mızraklar parıldıyor, oklar uçuşuyordu. Saldırganlar sayıca fazla olduklarından, hemen duruma hâkim oldular. Kralın adamları bütün güçleriyle karşı koymalarına rağmen, yavaş yavaş geriliyorlardı. Birden kuvvetli bir ses işitildi:
     “Benim için savaşanlar; hemen geri dönün ve gözlerinizi sıkıca yumun… Sakın açmayın!”
     Çarpışmanın mağlubiyetle biteceğini kestiren Perseus, yanında taşımakta olduğu sihirli gümüş çantadan Medusa’nın kesik başını çıkarmıştı. Yılan saçlarından sıkıca kavradığı korkunç başı ileri uzatarak;
     “Sonunuz geldi,” diye bağırdı.
     Hemen önündeki savaşçı taş kesilmişti bile. Saldırganların şefi olan askere doğru bir adım atarak;
     “Bak, sen de bak. Buna Gorgon’un kafası denir,” diye bağırdı Perseus.
     Hayretinden ağzını açmış olan asker de öylece kaldı. Şaşkın şaşkın havalara bakan bir taş heykeldi artık. Gözlerini kesik baştan koruyarak yaklaşan bir asker kılıcını hızla Medusa’ya savurdu. Kılıç sanki bir kayaya çarpmış gibi parçalanmış, elinde kırık kabzası kalmıştı zavallının. Perseus, diğer elindeki kılıcı onun vücuduna saplarken kendi kendine;
     “Gorgon’lara ancak tanrıların kılıcı gerek!” dedi.
     Etraf yavaş yavaş taş heykellerle doluyordu. Saldırganlarla beraber, meraklarından Perseus’un ne yaptığına bakan kralın askerleri de taşlaşıyorlardı.
     Doğuştan korkak yaradılışlı olan Phineus, daha çarpışma başlamadan kendini mermer sütunlardan birinin arkasına atmıştı. Kazayla da olsa zarara uğramamak için, sütunun arkasına iyice büzüldüğünden, Medusa’nın kesik başından kurtulmuştu. Ancak seslerden ve konuşmalardan, çarpışmalarda olağanüstü bir durum olduğunu da anlamıştı. Bir ara adamlarına seslendi. Beklediği cevap Perseus’tan geldi:
     “Çık oradan. Çık da görelim düğüne itiraz eden kimmiş?”
     Perseus’un ‘gözlerinizi yumun’ diye bağırdığını işitmiş olduğundan, her ihtimale karşı, o da gözlerini kapayarak ilerledi ve hemen kendini Perseus’un ayaklarına attı. Bir taraftan da yalvarmaya başlamıştı bile.
     “Her şeyimi alın. Sarayımı, hazinemi, bütün zenginliğim sizin olsun. Andromeda’dan da vazgeçtim. Hayatımı bağışlayın benim.”
     “Kalk ayağa… Ayağa kalk diyorum sana, koca korkak!” dedi Perseus. “Sana hayatını bağışlayacağım, korkma bundan sonra hiçbir silah seni etkilemeyecek, hatta bu günün hatırası olarak evimde alıkoyacağım.”
     Perseus’un sözlerinden az da olsa umutlanan Phineus, yavaşça yattığı yerden toparlanmış ve ellerini kavuşturarak, diz çökmüştü. Ne olur ne olmaz düşüncesiyle gözlerini aralamış, fakat kafasını yana çevirmişti. Belki de Perseus’un yüzüne bakacak cesareti kendinde bulamıyordu.
     Perseus konuşmasına devam etti:
     “Evet, seni evimde saklayacağım, hem de ebediyen orada kalacaksın!”
     Böyle diyerek, Medusa’nın kesik başını, Phineus’un gözlerinin önüne tuttu. Korkak adam, hemen taş kesilmişti. Dizleri üzerine çökmüş, elleri birbirine yapışık, yalvaran bir heykel olmuştu. İşte Perseus’un saklayacağı hatıra buydu. Son zorba da taş kesildikten sonra, Perseus, kesik kafayı hemen torbasına koydu.
     Sevinç ve neşe içinde başlayan şölen hüzünle bitmişti. Taş kesilenler arasında Kral Cepheus ve karısı güzel Cassiopela da vardı. Belki de Andromeda’ya yaptıklarının cezasını ödemişlerdi böylece. Karısının ülkesinde bir müddet kalan Perseus, geride bıraktığı annesi Danae ve düğün hediyesi olarak Medusa’nın kesik kafasını getirmeye söz verdiği Polydectes’i düşünmeye başlamıştı. Özellikle, Tanrı Hermes’in dediği gibi, kafayı krala gösterdikten sonra, yardımlarını eksik etmemiş olan Tanrıça Athena’ya vermek istiyordu. Birkaç gün sonra Perseus, karısı Andromeda ile birlikte, Seriphus’a doğru giden bir gemideydiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir