Mısır Piramitleri-1 (Firavun Mezarları)

M

     Dünyanın yedi harikasından biri olan Keops Piramidi, Mısır’dadır. Kahire yakınında, Nil Nehri’nin batısında, Gize Platosu üzerinde haşmetle durmaktadır.
     Keops piramidinin yanında, ondan biraz daha küçük olan Kefren ve Mikerinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere, firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.
     Keops Piramidi, M.Ö.2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır’ın 4’üncü sülale devri hükümdarlarından Keops’un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops’un kardeşi olan ve o öldükten sonra taht’a çıkan Kefren’e aittir. Mikerinos ise, M.Ö. 2500 yıllarında hüküm süren firavundur.
     Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskisi ve en büyüğüdür. Bunların en haşmetlisi olan Keops piramidi dış görünüşü ile de “Dünyanın birinci harikası” olmak niteliğini hak etmiştir.
     Fakat bu kral mezarlarından çıkan eşsiz sanat eserleri; kral, kraliçe, prens heykelleri, piramitlerden daha az değerli harikalar değillerdir. Zaten piramitler, firavunun mumyası ile o sanat harikalarını, o eşsiz hazineyi korumak için yapılmışlardır. Öyleyse piramitler, yalnız çok muazzam taş yığınları oldukları için değil, bu nitelikleri yanında, içlerinde eşsiz sanat eserlerini sakladıkları için de birer harikadırlar.
     Zamanımızdan 4800 yıl kadar önce yapılan Keops Piramidi’nin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metresinin aşındığı hesaplanmıştır. Bazısı 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 blok taşın üst üste yığılmasıyla meydana getirilmiştir. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun mezar odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Odanın boyu 10,5, eni 5, yüksekliği ise 6 metredir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olmak üzere iki oda daha vardır.
     Tarihçi Heredot’un anlattığına göre; ağır granit blokları, üst kısımlara çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa hazırlanmış. Yalnız bu rampanın hazırlanışı bile 10 yıl sürmüş. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmış. Sonra da Keops’un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiş.
     Firavunun ruhu, kuğu kanatlı, atmaca uçuşlu bir kuştur. Sonsuz maviliklere doğru uçup duruyor…
     Eski Mısırlıların inanışlarına göre ölüler, sadece dünya değiştirirler, gerçekten ölmezler. Ruhları yaşamaya devam eder. Fakat ruh, Tanrı katına varıncaya kadar zaman geçer, vücut değişir, yok olur. Onu, yani kendi vücudunu tanıyamaz. Öyleyse, vücudunu da ölmezleştirmek gerek! Ölüler, işte bunun için mumyalanır ve mumya olarak gömülürler.
     Firavunun mezarında dinlenen mumya bir ölü değil, kuğu kanatlı, atmaca uçuşlu bir kuştur. Sonsuz maviliklere doğru uçar… uçar…
     Yedi kat göğe çıkınca, onu Tanrıça NUT karşılayacak ve bir yıldız gibi gökyüzündeki yerine yerleştirecek. Daha sonra Tanrı RA, yazıcılardan birini gönderip, kayığına kürekçi yazdıracak. O da, Tanrı RA’nın gökler gibi büyük kayığında, yıldızlarca kürekçiden biri olacak. Bu şerefli görev onu tanrılaştıracak. Toylarda, şölenlerde tanrılarla beraber oturacak. Karnını bu şölenlerde doyurup, gökyüzü adalarında ve sularında geziye çıkacak. Susadığı zaman Tanrıça NUT’un memesi ağzındadır; emecek. Acıkırsa, Tanrı RA’nın sofrası önündedir; yiyecek. Gönlünce dolaşıp, gönlünce eğlenecek. Gökyüzü zevklerinden bıkarsa, yeryüzünün kapıları açıktır. Mezarına dönüp nimetlerini tadacak. İçkisini içecek, kılıcını kuşanacak, mücevherlerini takacak, karısını ve çocuklarını sevecek…
     Bunları, tabutunda gülümseyerek yapan mumyanın elindeki kutsal kitaptan okuyoruz. Bu kitap bize, Mısırlıların ölülerini niçin mumyaladıklarını, firavunların kendilerine niçin öyle muazzam mezar yaptırdıklarını da anlatmış oluyor.
     Eski Mısır mumyaları, 4-5 bin yıldan beri canlı gibi durmakta, 4-5 bin yıl sonra gün ışığını bizimle paylaşmaktadırlar.
     Tanrıça NUT
     Mısırlıların Gökyüzü Tanrıçası NUT idi. Güneş ve Ay onun vücudu etrafında zdolaşarak, gündüz ve geceyi meydana getirirlerdi. NUT’u, yukarıda Hava Tanrısı olan SHU tutuyordu. NUT’un kocası olan Tanrı GEB ise, dünyaya hükmediyordu. NUT her akşam, içinde Tanrı RA bulunan Güneş kayığını tutar, her sabah tekrar bırakırdı. NUT’un heykeli şimdi Paris’teki Louvre Muzesi’ndedir.

(Gelecek yazı: Mumyalar Yalnız Üç Şeyden Korkar!)

Yazar hakkında

Yorum Ekle