DECAMERON-7 (Üçüncü Hikâye)

D

     Hepiniz bilirsiniz ki, akılsızlık insanı en büyük saadetten, en derin sefalete düşürebilir. Buna mukabil akıl insanı en büyük tehlikeden kurtararak tam bir huzura eriştirebilir.
     Birinciye ait misalleri hepimiz biliriz. Selahattin, yiğitliği sayesinde, basit bir adamken, Babil Krallığına yükselmiş ve Sasani ve Hristiyan krallarına karşı zaferler kazanmıştı. Ama bu harpler ve tantana yüzünden hazinesi erimişti. Bir hadise, büyük bir paranın sarfını gerektiriyordu. Ama para bulunamıyordu. Nihayet aklına İskenderiye’de faizcilik yapan Melşide isimli zengin bir Yahudi geldi. Bu adam isterse yardım edebilirdi. Lakin o kadar cimriydi ki, kendi rızası ile para vermezdi. Selahattin zor kullanmak da istemiyordu. Onun için, zoru tatlıya dökerek bir bahane bulmaya karar verdi. Ona saygı göstererek yanına oturttu.
     “Ey iyi insan,” dedi. “İlahi mevzularda senin çok akıllı ve hâkim olduğunu bana söylediler. Bilmek istiyorum; Yahudilik, Hristiyanlık ve Sasanilik’den hangisi sence hakiki dindir?”
     Yahudi zeki bir adam olduğundan ağzından çıkan sözün başına bir iş getireceğini derhal anladı. Onun için üç dinden hiçbirisini diğerine tercih etmemeye karar verdi ve şöyle bir kaçamak buldu.
     “Sultanım, bana sorduğunuz sual güzel. Cevap olarak sana şu hikâyeyi anlatacağım. Vaktiyle büyük ve zengin bir adam varmış, kasasında birçok kıymetli eşya arasında bir de güzel ve çok kıymetli yüzük bulunuyormuş. Bunun, kasasında daimi olarak kalmasını istermiş. Bunun için, bu yüzüğü çocuklarımdan hangisine bırakırsa hakiki varisi o olacak ve ona çok hürmet edilecek, diye vasiyet etmiş. Yüzük böylece ailede birinden öbürüne geçecekmiş. Nihayet birisine intikal etmiş, onun da üç çocuğu varmış ki, üçü de itaatli, ahlaklı ve güzelmiş. Baba, üç çocuğunu da aynı derecede severmiş. Çocuklar yüzüğün kıymetini bildiklerinden, her birisi ölüm döşeğindeki babalarından yüzüğü istemişler. Babaları bir karar veremiyormuş. Üçüne de yüzüğü vadetmiş. Ne yapacağını düşünürken aklına bir şey gelmiş: Bir kuyumcuya aynı biçimde iki yüzük daha yaptırmış. Çocuklarına bunları dağıtmış. Babaları ölmüş. Çocuklar yüzüğe ve ona sahip olana, vadedilen şerefe talip olmuşlar. Her birisi yüzüğünü çıkararak saygı talep etmiş. Yüzükler o kadar birbirinin aynı imişler ki, kimse ayırt edememiş. Hangisinin gerçek varis olduğu bugüne kadar anlaşılamamış. Sultanım, işte benim fikrimce sorduğunuz üç dinin durumu budur. Herkes kendi dinini gerçek din saydığından, hangisinin haklı olduğu meselesi, yüzükler meselesi gibi hal edilememiştir.”
     Selahaddin, Yahudi’nin oyuna gelmeyeceğini görünce, açıkça kendisine yardım etmesini istemiş ve sorusunun bir tertip olduğunu itiraf etmiş, Yahudi, rızası ile parayı vermiş. Selahaddin, sonra borcunu tamamen ödemiş ve ilave olarak birçok da hediye vermiş.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz