Herkül-9 (Danae)

H

     Perseus, Medusa’nın kesik başını getirmek üzere yola çıktıktan sonra, Kral Polydectes sevincinden yerinde duramıyordu. Artık Danae ile evlenmesine engel olabilecek kimse kalmamıştı. Aptal gencin, bugüne kadar kimsenin başaramadığı bu işi yapamayacağı kesindi. Yaşlı ve güçsüz kardeşi Dictys’in yanından Danae’yi almak da çok güç olmasa gerekti. Hem Danae, kendi planladığı evliliğe itiraz etmeden razı olmuştu.
     Perseus’un adadan ayrılmasından az bir zaman sonra, zalim Polydectes, Danae’yi düğün gününü hemen kararlaştırması için sıkıştırmaya başladı. Üzüntü içinde, oğlunun dönüşünü bekleyen Danae ise, henüz böyle bir şeye hazır olmadığını, Perseus olmadan evlenemeyeceğini savunuyordu. Kararından dönmesi için bir zaman sabırla bekleyen Polydectes, istediğini tatlılıkla elde edemeyeceğini anlayarak zora başvurdu.
     Bir gece, askerlerini Danae’nın kalmakta olduğu Dictys’in evine göndererek, onu saraya getirmelerini emretti. Önce yumuşak davranacaklar, gerekirse silah gücü ile de olsa Danae’yi alıp ona getireceklerdi. Askerler kapısına dayandığında, Danae olacakları sezinlemişti. Dictys, yaşlı karısı askerleri kapıda oyalarken, Danae’yi yanına alıp hemen evden uzaklaştılar. Gecenin karanlığında, hiç kimseye görünmeden, şehrin dışına kadar çıktılar. Askerler, elleri boş Polydectes’in sarayına döndüklerinde, kral hırsından çılgına dönmüştü. Şehrin aranmasını ve kaçakların bulunmasını emretti. Ancak bütün uğraşmalar boşunaydı. Dictys ve Danae, evlerini basan askerlerden kurtulur kurtulmaz, hemen şehir dışındaki Apollo tapınağına sığınmışlardı.
     Bundan sonraki günler, zalim Polydectes’in, Danae’nin saklandığı yeri öğrenmek için boş çabaları ile geçti. Şüphelendiği insanlara, Danae’nin nerede olduğunu söyletmek için yapmadığı işkence kalmıyor, hatta bunlara dayanamayıp ölenler bile oluyordu. Dictys’in yaşlı karısı da böyle bir olayın sonunda öldü. Kralın bu zalim davranışı, bütün adada bir korku ve dehşet havası yaymaktan başka işe yaramadı ve tapınakta saklanan Danae ile Dictys’in yerini de hiçbir zaman öğrenemedi.
     Yeni evlendiği karısı Andromeda ile Seriphus’a dönen Perseus’u acı bir haber bekliyordu. Hiç kimseye görünmeden, doğruca çocukluğunu geçirmiş olduğu eve yollandı. Annesine ve kendine bir baba gibi davranmış olan Dictys’e kavuşmak hayali ile gittiği ev bomboştu. Yol boyunca, korku dolu, ürkek bakışlı ve çekingen hareketli insanlar görmüştü. Geride bıraktığı mutlu insanlardan çok farklıydı bunlar.
     Dictys’in boş kulübesi önünde bir müddet bekledi. Komşulardan hiçbiri Danae’nin nerede olduğunu bilmiyordu. Öğrenebildiği tek şey, Polydectes’in zalim davranışları ve annesinin bilinmeyen bir yere kaçmış olmasıydı. Bu haber bile karamsar Perseus’un içine bir umut ışığı koymaya yetmişti. Danae ve Dictys, insafsız Polydectes’in elinden kaçtıklarına göre, hayatta olmamalarına da bir neden yoktu. Yaşadıklarına göre, Perseus ne de olsa geç veya erken onları bulurdu.
     O gün Polydectes’in sarayında şölen vardı. Zalim kral, taraftarlarını toplamış, eğleniyorlardı. Perseus’un içeri girişi hepsini şaşırtmıştı. Aralarında bu işe en çok canı sıkılan da Kral Polydectes’di. Hayret, kendi eliyle ölüme gönderdiği çocuk, sapasağlam karşısındaydı. Perseus salonda ilerleyerek, kralın önüne kadar geldi ve;
     “Ey Polydectes! Sana söz vermiş olduğum gibi gittim ve şimdi de döndüm. Buraya gelmeden annemi aradım, evde yoktu ve kimse de nerede olduğunu bilmiyordu. Ancak herkes, senin zulmünden kaçtığını söylüyordu. Sana hizmet etmek için uzaklara giden birinin, geride bıraktığı annesine bakmak görevin değil midir? Hani Danae ile evlenmek istediğini söylüyordun? Ne oldu anneme, söylesene?” dedi.
     “Sevgili Perseus, görüyorum ki sağ salim dönmüşsün. Sen gittikten sonra, annen benimle evlenmekten vazgeçti. Senin dönüşünü beklemesini söyledimse de, dinletemedim. Kardeşim Dictys ile bir olup, ülkemden kaçtı.”
     Kral Polydectes, Perseus’un söylediklerine inanmayacağını biliyordu. Ona ağzını açma fırsatı vermeden sözüne devam etti.
     “Görüyorum ki elin boş olarak dönüyorsun. Zaten senin gibi tecrübesiz korkak birinden ne umabilirdim ki?”
     “Sana sözümü yerine getirmediğimi kim söyledi? Ancak, artık Medusa’nın kafasını almak hakkın değil. O sana düğün hediyesi olacaktı. Danae ile evlenmediğine göre ben de başı sana vermeyeceğim.”
     Perseus’u ortadan kaldırmak için fırsat kollayan kral, aradığını bulmuştu.
     “Benim karşımda böyle konuşamazsın. Mademki kendi isteğinle vermiyorsun armağanımı, ben de onu senden zorla alırım,” diyerek, “Askerler! Şu adamı yakalayın ve hapsedin,” diye bağırdı.
     Üzerine doğru yürüyen askerlerin elinden sıyrılan Perseus;
     “Durun!” dedi. “Durun, dokunmayın bana.” Sonra, Polydectes’e dönerek, “Peki, sözümü yerine getireceğim. İşte Medusa’nın kafası. Hepiniz dikkatle bakın bu korkunç kafaya, son gördüğünüz şey o olacaktır.”
     Perseus, sihirli gümüş çantasından çıkardığı kesik kafayı gösteriyordu etrafına…
     Perseus, Andromeda’nın yanına döndüğünde, onu bir rahiple konuşur buldu. İhtiyar adam, Dane ve Dictys’in sığındıkları tapınağın rahibiydi ve orada Perseus’u bekliyordu.
     “Kahraman savaşçı, Tanrı Zeus’un oğlu, Perseus sen olmayasın?”
     “Evet, Perseus benim.”
     “Sana annenden haber getirdim. Seriphus’a döndüğünü öğrenir öğrenmez, beni buraya gönderdi. İlk önce, mutlaka bu eve uğrayacağını biliyordu. Annen Danae ve ihtiyar Dictys tapınağımızda saklanıyorlar. Onları Polydectes’in elinden kurtardık,” dedi.
     “Ey ulu rahip! Ey ulu tanrılar! Sizlere adadığım kurbanları yerine getireceğim,” diye bağırdı Perseus. “Artık hiç birinizin korkmasına gerek yok! Polydectes ve bütün yardımcıları öldü. Onları tanrıların gazabı yok etti. Bu adada artık zulüm görülmeyecek. Herkese bunu duyurun.”
     Ana oğulun karşılaşması, seyredenlerin gözlerini yaşarttı. Perseus, bütün başından geçenleri annesine anlattı ve karısı Andromeda’yı gösterdi. Nihayet tekrar hep bir araya gelmişlerdi. Zalim Polydectes’in sarayı taş heykellerden temizlenmiş, ülkedeki insanların yıllardır çektiği acı ve ıstırap son bulmuştu. Herkesin isteği üzerine, Dictys ülkeye yeni kral seçildi.
     Perseus, annesi ve karısı ile bir müddet, yeni Seriphus Kralı Dictys’in sarayında kaldılar. İhtiyar adam, hiç yanından ayrılmamalarını, hep orada kalmalarını istiyordu. Ancak Perseus, Argos’a dönmek arzusundaydı. Bir gün Danae ve Andromeda’yı da beraberine alarak yola çıktı.
     Genç Perseus, yol boyunca, büyükbabasını düşündü durdu. Kızını ve yeni doğan torununu sandığa koyup denize atan Acrisius’u çoktan bağışlamıştı. Acaba ihtiyar kral onları nasıl karşılayacaktı? Argos’a vardıklarında, Acrisius’un ülkesinden uzaklaştırılmış olduğunu öğrendiler. Onun şimdi nerede olduğunu kimse bilmiyordu.
     Hep beraber bu kente yerleşmeyi kararlaştırdılar. Argos’a gelişlerinden az sonra idi ki, Larissa kralının büyük bir atletizm yarışması tertiplediğini ve buna ülkenin bütün gençlerinin katılabileceğini işittiler. Perseus, kahramanlık ve gücünü göstermek için yarışmalara katılmak arzusundaydı. Hamile olan karısı ve annesini Argos’ta bırakarak Larissa’ya doğru yola çıktı.
     Kralın daveti üzerine bu oyunlara pek çok yarışmacı katılmıştı. Yunanistan’ın güçlü kuvvetli bütün gençleri oradaydı. Bunlardan başka, pek çok da seyirci gelmişti Larissa’ya. Perseus, ülkedeki gençlerle boy ölçüşmekten, kazanmak için yarışmaktan hoşlanıyor, kazandığı galibiyetler onu gururlandırıyordu. Sıra disk atma müsabakasına gelmişti. Her yarışmacı, ağır taş yuvarlağı, havada döndürerek elinden geldiği, gücünün yettiği kadar uzağa atmaya çalışıyordu. Sıra Perseus’a geldiğinde, birden elinden fırlayan disk, havada yolunu değiştirerek seyircilerin arasına düştü ve olanca hızıyla ihtiyar bir adama çarptı. Belki kötü bir talih, belki de tanrıların bir isteğiydi bu. Ağır taş kütlesinin vuruşu ile kafası parçalanarak ölen, ihtiyar seyirci, Perseus’un büyükbabası, eski kral Acrisius’dan başkası değildi.
     Kâhinler ona; “Kızın Danae bir oğlan doğuracak ve senin ölümün de bu çocuğun elinden olacaktır. Tanrıların, senin için hazırladıkları kaderden kaçmak için bütün çabaların da boşa gidecektir,” demişlerdi. Acrisius, yıllar boyu kaderinden kaçmaya çalışmış, bu yolda, kızını ve torununu bile ölüme yollamaktan çekinmemişti. Fakat hepsi boş yere imiş meğerse. Yıllar sonra da olsa Delphi’deki rahibelerin kehaneti doğru çıkmıştı.
     Perseus uzum müddet kendini bu olaydan dolayı suçlu hissetti. Karısı Andromeda’nın telkinleri ile zamanla teselli buldu. Ne de olsa Acrisius onu ve annesini ölüme terk etmişti. Hem de hiç acımadan.
     Perseus ve Andromeda’nın bundan sonraki hayatları olaysız ve mutlu bir şekilde geçti. Electryon, Alcaeus ve Sthenelus adlarında üç çocukları oldu.
     Bu arada, bir gün Tanrı Hermes’in tekrar görünüp, Perseus’a vermiş olduğu teçhizatı geri aldığını da söylemek isteriz. Bir zamanların korkunç canavarı Medusa’nın kafası da, artık Tanrıça Athena’nın taşımakta olduğu, Zeus’un ünlü kalkanı ‘Aegis’i süslüyordu.
     Kitabımızın asıl kahramanı Heracles’in (Herkül) doğumuna daha zaman vardı ve o Perseus’un soyundan gelecekti…

Yazar hakkında

Yorum Ekle