Tarihin Bilinmeyenleri (Cortes ve Kanatlı Yılan)

T

     Çok öfkeli bir tip olan Cortes’in bir Aztek tanrısına yüklü miktarda borcu var. Ya öyle ya da o bir Aztek tanrısıydı.
     Kanatlı Yılan
     Şu anda Mexico olan yerde M.S. 300 civarlarında Kanatlı Yılan tanrısına tapılıyordu. Aztekler ona telaffuz edilmesi neredeyse imkansız bir şekilde ‘Quetzalcoatl’ diye hitap ediyorlardı. Özveri, bilgelik, bilim tanrısıydı ve insan ırkının babasıydı. Oldukça önemli bir tanrıydı. Ama karanlık bir tarafı da vardı; bu yüzden bu hikayede olanlar özellikle Aztek soyundan geliyorsanız sizi şaşırtmayacaktır.
     Efsanenin Kökeni
     Onun hakkındaki antik hikâyeler açık renk teni, kızıl saçları ve açık renk gözleri olduğunu söyler. Efsaneye göre, insan ya da hayvan, canlıların kurban edilme ritüelini yasaklayan nazik ve düşünceli bir yöneticiymiş. Ama halkından ayrılması gerekmiş. Neden mi? Farklı hikayeler var: Ya gözden düşüp gitmiş ya da gitmeye zorlanmış. Ama hikâyelerin hem fikir olduğu tek bir şey var, o da Quetzalcoatl tahtını yeniden ele geçirmek ve halkına yardım etmek için geri döneceğine söz vermiş.
     Bin yıl kadar sonra açık renk tenli, kızıl saçlı ve açık renk gözlü bir adam Aztek dünyasına ayak basmış; büyük tesadüf, onların takvimine göre Quetzalcoatl’ın doğum gününde. Adamın adı Hernan Cortes’miş ve genç bir İspanyol soylusuymuş. Beraberinde 11 gemi, yaklaşık 600 adam ve 16 at varmış. O zamanki insanları etkilemek için yeterli donanım…
     Krallar ve Köleler
     Montezuma -onu hatırlarsınız- Azteklerin baş yöneticisiydi. Eski söylencenin belirttiği gibi, Kanatlı Yılan’ın geri döndüğünden emindi. Montezuma, Cortes’i bir tanrı gibi karşıladı. Cortes bunun hoş bir karşılama olduğunu düşünüp Aztek başkentine barış içinde girdi.
     Cortes’e Tabasco’da bir köle verdiler. İspanyollar ona Dona Marina diyorlardı. Aslında, kadın köle edilmeden önce bir prensesti ve Cortes’in el altındaki tercümanı, yaveri ve bazen de baş pazarlıkçısı oldu. Aynı zamanda ilk Meksikalı olarak kabul edilen oğlunun da annesiydi. Ama şimdi işimize dönelim.
     Yerliler Cortes’e Malinche ve Marina’ya da La Malinc-he yani ‘kaptanın kadını’ adını verdiler. (Çok sevimli bir çift olmalılar.) Neyse, yerliler Marina’yı hain olarak gördüler. Oysa büyük ihtimalle Marina’nın pazarlık yeteneği birçok yerlinin de hayatını kurtarmıştı. Ama bu işler nasıldır bilirsiniz.
     Altın Kalpli
     Muhteşem Tenochititlan, yapay bir gölün ortasında, birçok geçitle kıyıya bağlanmış bir adanın üzerine kurulmuştu. Nüfusu 150 binden fazlaydı (bazılarına göre 300 bin) ve şehir 13 kilometre kareyi kapsayan bir ağ şeklinde yayılmıştı. Merkezde tapınaklar, okullar, rahiplerin ikametgahları, top oyunları için sahalar ve Montezuma’nın sarayı vardı. Çikolata, değerli taşlar, jaguar postları ve altın da vardı. Hem de çok miktarda altın.
     Ya çikolatadan ya da altından olacak, Cortes gerçek yüzünü gösterecek kadar etkilenmişti: Montezuma’yı esir aldı. Bu tabiidir ki savaşa yol açtı. Cortes potansiyel avantajlarını kullanmakta gecikmedi. Örneğin, Aztek İmparatorluğu’nun vergi ödemeye zorlanan isteksiz vatandaşlarından ciddi iç sorunları olanlar vardı. Bazıları hemen Cortes’e katılmaya razı oldu. Sonunda 200 bin yerli onun yanında savaştı.
     Fatihler
     İspanyolların lehine olan bazı önemli şeyler daha vardı. Çok fazla atları yoktuysa da, bu hayvanlar Aztekler için yeni ve korkutucuydu. Cortes ve adamları arbalet, tüfek ve çelik kılıçlar gibi Avrupa silahlarına da sahiptiler. Hatta hastalıklar bile İspanyolların lehine çalışıyordu. Çiçek hastalığı, kızamık ve diğer Avrupa hastalıkları yerli nüfusu perişan etti. Aztekler savaş kadar hastalık dolayısıyla da azaldılar ve sonunda yenildiler.
     Peki Sonuç?
     Cortes, Kanatlı Yılan’m karanlık yanının insanda vücut bulmuş hali miydi? Öyleyse, Quetzalcoatl’ın döneceğine dair antik söylence, aslında, Aztek imparatorluğunun yok olmasına yol açmıştı. Oldukça ürpertici…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz