Eğlencelik Fıkralar (4)

E

Ağa’nın Topu
     Ağa’nın her şeyi varmış. Mal, mülk, servet, çoluk çocuk, araba, apartman, han, hamam, fabrika, dükkân… Aklınıza ne gelirse!
     Tanıdıklarından biri; “Ağam senin her şeyin var!” demiş. “Ama propagandan yok!”
     “Alırız, onu da tamam ederiz. Kaç para bu dediğin?”
     “Öyle değil ağam! Sen bir futbol takımı kur, adını ver, çocuklar gol atsınlar, senin de namın yürüsün! Propaganda dediğin bu işte!”
     “İyi,” demiş Ağa. “Bugünden tezi yok, yapalım bakalım dediğini. O da tamam olsun!”
     Ağa kesenin ağzını açmış, takım kurulmuş ve maça Ağa da çağrılmış. Ağa ilk defa maça gidiyor. Takım maçı kaybetmiş, oyuncular soyunma odasına gitmiş. Akıl hocası, Ağa’ya, “Gel ağam,” demiş. “Çocukları bir teselli edelim.”
     Ağa soyunma odasına girmiş ki, sanki cenaze evi… Herkes kara kara düşünüyor. Malzemeci de topu söndürüp bir kenara koymuş. Ağa topun o halini görünce kükremiş:
     “Lan ne üzülüp duruyorsunuz? Patladıysa patladı, yenisini alırız!” demiş.
Bekçi Veda Etti
     Akşamüzeri zil çaldı. Çocuk koşup kapıyı açtı. Babası bağırdı:
     “Kim geldi, oğlum?”
     “Bekçi.”
     “Ne istiyormuş?”
     “Bir zarf bıraktı.”
     Adam, “Bayram yok, seyran yok, bu ne zarfı?” diyerek, çocuğun uzattığı zarfı açmış.
     “Pazartesi gününden başlamak üzere, evlenmek için 20 günlük izinli olacağımdan, siz büyüklerime Allahaısmarladık der, hürmetlerimi sunarım. Mahalle Bekçiniz”
     Baba oğul, basılı mektubu birlikte okudular. Çocuk güldü:
     “Anlarsın ya baba! Gör bakalım Bekçi Baba’yı!”
Fidanlar
     Geçmiş devirde vali bir köye gitmiş. Muhtarı çağırmış, “Bu köyü ağaçlandıracağız,” demiş. “Hadi bakalım sıvayın kollarınızı, fidan dikin!”
     Akşama kadar köy arazisine yüzlerce fidan dikilmiş. Vali ayrılırken muhtara sıkı sıkı tembih etmiş:
     “Gelecek yıl geldiğim zaman bu fidanları yeşermiş göreceğim.”
     Vali, ertesi yıl köye gitmiş. Bakmış ki arazide fidan midan yok! Kızmış, muhtara haber salmış:
     “Bütün köylüyü toplasın, buraya gelsin!”
     Biraz sonra başta muhtar, bütün köylü, çoluk çocuk çıkagelmiş. Vali hepsini azarlamış:
     “Ben size ne dedim? Hani fidanlar? Sizde hiç Allah korkusu, vicdan yok mu? Ne yaptınız fidanları?”
     Muhtar boynunu büküp, çocukları göstermiş:
     “Kusura bakma Vali Bey, bizim diktiklerimiz tutmadı da, çocukların şey ettikleri tuttu. Biz de anlayamadık bu işi!”
Uzun Konuşma
     Amerika’da büyük bir iş adamının konuşmalarını uzmanlar hazırlarmış… Her yerde olduğu gibi. Fakat zengin iş adamı bu konuşmaların çok uzun olmasından şikâyetçiymiş. Uzmanlara “Kısa kesin!” demiş. “On dakikayı geçmesin. Bir saat konuşuyorum, herkes sıkılıyor!”
     Bir gün yine konuşma yapacakmış. Kürsüye çıkarken konuşmasını eline tutuşturmuşlar. Başlamış konuşmaya. On dakika, yirmi dakika, otuz, kırk, elli, altmış dakika… Konuşma tam bir saatte bitmiş. İş adamı toplantı sona erer ermez uzmanlara çıkışmış:
     “Size kısa konuşma hazırlayın, dedim. Nedir bu?”
     Uzmanlar el pençe divan durup özür dilemişler:
     “Affedersiniz efendim, altı kopya hazırlamıştık, hepsini size vermişiz!”
Koku
     Erzurumlu Avni ile Malatyalı Aziz Ankara’da arkadaş olmuşlar. İkisi de büyük şehirlerde geçimlerini arayan gurbetçiler. Bazı geceler bir meyhaneye gidip kafaları çekerlermiş. Bir gece meyhane dönüşü yolları Gençlik Parkı’na düşmüş. Erzurumlu kafayı iyice bulduğundan, havuzun üzerindeki köprünün tam ortasına gelince dadaşlık damarı kabarmış ve basmış narayı:
     “Heytttt kan kokirem!”
     Birden yanında bir adam peyda olmuş, koluna girmiş ve cebinden polis kimliğini çıkarttıktan sonra Erzurumluya sormuş:
     “Söyle bakalım hemşerim, sen ne kokuyorsun?”
     Erzurumlu Avni o zaman ayılmış:
     “Vallah ağabey, koksam koksam poh kokirem!”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz