Herkül-10 (Amphıtryon)

H

     Aradan yıllar geçmiş; Perseus’un oğlu Electryon büyümüş ve Mycenae ülkesine kral olmuştu. O güne kadar mutlu geçen hayatı, birkaç zamandır bozulmuştu. Anoxo ile evliliğinden doğan dokuz erkek evladından sekizini, Taphia ve Teleboa ile yaptığı savaşlarda kaybetmişti. Şimdi hayatta, oğlu Licymnius ve tek kızı Alcmene vardı. Bütün bu belalar o Pterelaus’un başının altından çıkıyordu. Yıllardır Mycenae tahtı üzerinde hak iddia ediyor, etrafa Electryon’dan önce kendisinin kral olmasının gerektiğini yayılordu. Electryon’un tek arzusu, ölen sekiz oğlunun intikamını Pterelaus’dan almaktı. Bu öç için, hayatta feda edemeyeceği şey yoktu.
     İşte yeni bir olay daha çıkmıştı. Taphia’lılar ve Teleboa’lılar bu defa Electryon’un sığır sürülerini yağma etmişler, götürebildikleri kadarını gemilerine yüklemişler, geri kalanları da öldürüp bırakmışlardı. Bu işe bir son vermenin zamanı çoktan gelmiş de geçiyordu bile. Oğullarının intikamını ve sığır sürülerinin hesabını görmek üzere yola çıkmadan önce, Kral Electryon, kardeşi Alcaseus’un oğlu Troezen kralı genç Amphitryon ile konuşuyordu:
     “Dostum,” dedi. “Kızım Alcmene ile evlenmek arzusunda olduğunu biliyorum. Böyle bir evliliğe karşı duracak değilim. Ancak, şimdi seninle daha önemli bir konuyu konuşmak istiyorum.”
     “Ey Mycenae’nın yüce kralı Electrydn. Kızını kendime karı olarak istediğim doğrudur. Zaten akrabayız, eğer düşündüğüm evlilik gerçekleşirse, sana daha da yaklaşır, oğullarından biri gibi olurum. Yıllardır Taphia ve Teleboa ile aranızda geçenleri biliyorum; size bütün gücümle yardım da ederim.”
     “Doğru söyledin kardeşimin oğlu, çok doğru! Zaten ben de bu konuya geliyordum. Düşmanlarımın karşısına gitmek üzereyim. En son, buraya kadar gelip, sığır sürülerimi kaçırmaya cesaret etmişler. Bütün bunların altında Pterelaus’un olduğunu biliyorum. Ona haddini bildirmek zamanı geldi. Alcmene ile evliliğin benim zaferle dönüşümde olacaktır. O zamana kadar bekleyeceksiniz. Bu ayrılığımın ne kadar süreceğini bilmiyorum. Ailemi ve ülkemi sana bırakıyorum. Ben gelene kadar, onları her türlü tehlikeden koru, halkıma da iyi bir kral ol. Unutma, benim zafer haberim, sizin evliliğinizin müjdecisi olacaktır.”
     Electrydn’un bu sözleri, genç Amphitryon’u sevindirmiş ve gururlandırmıştı. Sevincinin nedeni, Alcmene’ye daha yakın olabilme ihtimaliydi.
     Amphitryon hemen cevap verdi:
     “Ey yüce Kral!” dedi. “Düşmanlarınızı yok edip bir an önce geri dönmeniz için, tanrılara kurbanlar adayacağım. Geride bıraktıklarınız için de hiç üzülmeyin. Halkınızı, aynen kendi ülkemmiş gibi yöneteceğim.”
     “Sana inanıyorum Amphitryon.”
     Mycenae sarayından Kral Electryon’un ayrılması, iki ay olmuştu. Genç ve gururlu Amphitryon adaklarını yerine getirmiş, sabırsızlıkla kralın zafer haberini bekliyordu. Güzel Alcmene’ye daha yakın olabilmek, onunla her gün görüşebilmek için, yurdu Troezen’i terk ederek Mycenae’ye yerleşmişti. Kendine emanet edilen ülkeyi de gücünün yettiği kadar iyi yönetmeye çalışıyordu.
     Sarayında oturup, güzel Alcmene’yi hayal ettiği günlerden biriydi. Nöbetçiler komşu Elis ülkesinden kendisini ile görüşmek isteyen bir habercinin geldiğini bildirdiler. Amphitryon, adamın hemen karşısına getirilmesini emretti. Kendi kendine, bunun Kral Electryon’dan gelen bir zafer haberi olup olamayacağını düşünüyordu ki, haberci içeri girdi. Selam verdikten sonra;
     “Ey Troezen ve Mycenae Kralı Amphitryon! Beni buraya Elis kralı gönderdi. Electryon’un sığır sürülerinin kaybolduğunu penüz haber aldı. Birkaç ay önce toprakları üzerinde sahipsiz gezinen birkaç sürü yakalamıştı. Bunların, Kral Electryon’a ait olup olmadığını öğrenmem için buraya geldim. Eğer bunlar sizin sürünüz ise, bugüne kadar onlar için harcadıklarını kralıma ödediğiniz takdirde, bütün sığırları iade etmeye hazırdır. Arzu ederseniz Elis’e gelip, sürüleri görün ve sizinkiler olup olmadıklarını söyleyin,” dedi.
     Aslında habercinin anlattığı hikâyede hakikat payı çok azdı. Pterelaus sığırları çaldıktan sonra, gemi ile ülkesine kadar taşımaktansa, hemen o civarda satmayı daha uygun görmüştü. Bunları uygun bir fiyata Elis kralı almış, ancak daha sonra inek ve sığırların tanınacağından korkarak, bunları elden çıkarmaya karar vermişti. En iyi alıcının, sürünün hakiki sahibi olacağını düşünerek, Amphitryon’a bu oyunu hazırlamıştı. Haberci, onun şüphelenmemesi için, sürünün çok evvelden bulunduğunu, hakiki sahibini yeni öğrendiklerini söylüyordu. Fakat bütün bunları bilmeyen Amphitryon, fazla düşünmeye gerek görmeden sürüyü geri almaya razı oldu.
     “Kralınıza gösterdiği ilgi için teşekkür ettiğimi söyleyin. Elis’e gelip, sığırların bedelini ödeyeceğim. Hiç şüphe yok ki bunlar Electryon’un çalınan sürüleridir,” dedi.
     Bir taraftan Kral Electryon’a sığırlarının bulunduğunu, derhal gelip malını geri almasını bildirecek habercileri yola çıkarırken, kendi de Elis’e gitmek üzere hazırlanıyordu. Amphitryon’dan hayvanların bakım ve besleme adı altında istenen masraf bir hayli yüksekti. Hani nerede ise sığırların hakiki değerini buluyordu.
     Uzun bir yolculuktan dönecek olan Electryon’u hoşnut etme düşüncesiyle Amphitryon istenen bedeli ödedi ve hayvanları Mycenae’ye götürdü. Dönüşünde, Kral Electryon’dan bu iş için harcadığı paraları geri alacağı için, içi rahattı. Hiç şüphesiz iyi bir iş yapmıştı. Hakikaten de umduğu gibi, Kral Electryon, haberi alır almaz hemen yurduna döndü. Elis’den alınan sığırları incelemek için Amphitryon ile birlikte otlağa gittiklerinde sevinçle;
     “Tamam, bunlar benden çalınan sürüler, tanıdım onları!” diye bağırdı. “Peki nasıl oluyor da bunlar Elis ülkesinde bulunuyorlar?”
     “Bana bulduklarını söylediler. Bakım ve besleme parasını ödedim, geri aldım. Sana bir hayli pahalıya geldi sayılır.”
     “Ne? Bir de para mı verdin onlara? Hem sonra niçin bana pahalıya gelecekmişler?”
     Electryon gittikçe hiddetleniyordu. “Sana kim dedi bunlar için para sarf etmeni? Hayvanlar zaten benim malım. Kendi sığırlarımı geri almak için bir de para mı ödeyeceğim?”
     Amphitryon iyi bir iş yaptığını zannederken, müstakbel karısının babası ile çatışmıştı. Bu işte kendini suçlu görmüyordu. Devamlı olarak, elinde taşıdığı, bir ucu topuzlu tahta asa ile sinirli sinirli oynayarak;
     “Bu işte bana kızmana gerek yok. Onlar haber vermeseydi, sığırları hiç bulamayacaktık,” dedi.
     Electryon iyice kızmıştı. Yüksek sesle;
     “Bana baksana sen! Onlar hırsızlara yataklık ediyor. Sen de kalkmış onların tarafını tutuyorsun. Ben para falan vermem. Kendi malımı geri aldım, hepsi bu kadar. Eğer Elis’lilerle ortaklığın varsa, söyle de bileyim.
     Amphitryon’un gururunu iyice kırmıştı bu sözler. Hırsından, elindeki asayı o sırada yanına yaklaşmış ineklerden birine doğru savurdu. Bu hareketi, belki de, gururu ile oynayan Electryon’a yapmak istiyordu. Büyük bir öfkeyle Electryon’a;
     “Konuştuğuna dikkat et!” dedi. “Ben böyle aşağılık işe ortak…”
     Sözünü tamamlayamadan, birden ileri doğru atıldı ve yere yığılmak üzere olan kralı kucakladı.
     Hırsla attığı tahta asa, sığırın boynuzuna çarpmış ve birden oradan sekerek, aksi yönde duran Electryon’un başına vurmuştu. Kral bu darbeyi yer yemek, iki adım gerileyerek sendelemiş ve sonra da dengesini kaybederek Amphitryon’un kolları arasına yığılmış kalmıştı.
     Sözünü tamamlamaya fırsat bulamayan Amphitryon, bütün çevikliğine rağmen, kucağındaki yükle beraber yere yığıldı. Kral Electryon’u önce otların üzerine yatırdı, sonra hemen sarayına taşıttı. Bütün çabaları boşunaydı, Kral Electryon çoktan Hades’in karanlıklar ülkesine doğru yola çıkmıştı bile.
     Kralın ölüm haberi herkesi çok üzmüştü. Hiç şüphe yok ki aralarında en çok kendisini kahreden Amphitryon’du. Bu işte kendini baş suçlu olarak görüyordu. Evleneceği kızın babasını o öldürmüştü; amcasının ölümüne sebep olmuştu. Bu suçtan arınmadan, yeryüzünde huzur yoktu ona…
     Genç Alcmene de bu olaydan çok etkilenmişti. Babasının ölümü, belki de tanrıların işiydi. En büyük üzüntüsü, evlenmesinin geri kalması değildi. Taphia ve Teleboa’lıların öldürdüğü kardeşlerinin öcü henüz alınamamıştı. Bu intikam alınmadan evlenmeyeceğine tanrılar önünde and içmişti. Eğer babası Electryon, bu işi neticelendirmiş olsaydı, şimdi bu kadar üzülmeyecekti. Zira, Amphitryon’un babasını istemeden, kaza ile ölümüne sebep olduğunu biliyordu; onun gözünde sevgilisi suçsuzdu.
     Bir yanda kızı Alcmene, akrabası Amphitryon ve oğlu Licymnius gözyaşı dökerken, ötelerde, ölenin kardeşi Argolis kralı Sthenelus, Mycenae’ye gelerek Amphitryon’u suçlamaya başlamıştı bile. Ona göre kardeşini öldüren Amphitryon’du, hem de bilerek yapmıştı bunu.
     Neticede Sthenelus, ülkeye el koyarak, Amphitryon, Alcmene ve Licymnius’u Thebes’e sürgün gönderdi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz