Mısır Piramitleri-2 (Mumyalar Yalnız Üç Şeyden Korkar)

M

     

     Yalnız firavunlar değil, bütün ölüler ve kutsal sayılan bütün hayvanlar mumyalanırdı. Saçları hâlâ pırıl pırıl, yüzleri 5000 yıllık geçmişi anlatır gibi anlamlı, kocaman gözleri ve gülen dudaklarıyla alay eder gibi bakan mumyalar! Korkunç değil, sevimli mumyalar! Çünkü hepsi gülüyor. Eski Mısırlıların büyüde ve çeşitli bilim dallarında ulaştıkları başarının sırrı, sanki mumyaların gülümseyen dudaklarında…
     Mısırlıların en büyük tanrılarından biri OSİRİS’tir. Ölü, uzun yolculuğunun sonunda Osiris’in katına çıkacak, ona kendisini tanıtacaktır. Unutursa elindeki kitaba bakacak. Orada her şey yazılıdır: Kimliği de, nasıl hareket etmesi gerektiği de…
     Ölü, yalnız üç şeyden korkar: Büyüsünü bozabilecek olan timsahtan, ısırıp zehirlemek suretiyle mumyayı bozmak ihtimali olan yılandan ve hafızasını kaybetmekten. Ama yılan ve timsah, o muhteşem mezara giremezler. Elindeki kitap da geçmişini unutturmaz…
     Firavunlar, OSİRİS’in yeryüzündeki temsilcileri oldukları için, mezarları, adlarına, şanlarına lâyık bir şekilde yapılırdı.
     Mezarı bozup firavunun mumyasına dokunacak olanların vay haline! Bunlar mutlaka cezalarını görürler; uğursuzluk ve felâket peşlerini bırakmaz. Mumya, kendisini rahatsız edenlerden intikamını mutlaka alır.
     Firavun mezarlarını açıp, mumyaları çıkaranların hemen hemen hepsi bir felâkete uğradıkları için, mumyaların büyülü olduklarına yüzyılımızda bile inanılmaktadır. Ama artık bilim insanları, mumyaya dokunanların başlarına niçin dert açtıklarını, niçin felâkete uğradıklarını anlamış bulunuyorlar. Bunu daha sonra, yeri geldiğinde yazacağız.
     Eski Mısırlıların ölülerini niçin mumyaladıklarını öğrendik. Ruh gibi vücudu da ölmezliğe kavuşturmak istediklerini anladık. Bunu ne derece başardılar acaba?
     Bu soruyu, Dr. Sehit’in bir denemesini aktararak cevaplamaya çalışalım. Mumyalar üzerinde en büyük araştırmayı, en ayrıntılı incelemeyi İngiliz bilgini Dr. Sehit yapmıştır.
     Dr. Sehit, 3000 yıllık bir mumyanın röntgenine bakınca gözlerine inanamadı. Telaşla filmi bırakıp, ölünün, daha doğrusu 3000 yıldan beri gülümseyerek yatan mumyanın ciğerinden parçalar çıkardı. Bunları, elleri titreyerek mikroskobun altına götürdü. Sonra kimyasal karışımlara soktu. Az sonra da, beti benzi sapsarı, gözleri faltaşı gibi açılmış olarak laboratuvardan dışarı fırladı. Arkadaşları şaşkın şaşkın ona bakıyor, o ise durmadan bağırıyordu:
     “Mumya yaşıyor! Mumya yaşıyor!”
     Doktor rüya görmüyordu. Aklını da yitirmemişti. İç organları çıkarılmamış mumyaları incelerken karşılaştığı gerçek, onu şaşkına çevirmişti.
     Mumyaların biyolojik bakımdan yarı canlı olduklarını bugünün bilim insanları kabul ediyor. Çünkü mumyaların kaslarında, hâlâ hayatın mayası demek olan enzimler var. Vatikan Müzesi’nde 3000 yıllık bir mumya hâlâ tazeliğini ve güzelliğini koruyor. Doktorlar bu mumyanın midesinin çıkarılmadığını, sapasağlam ve üzüm suyunu hazmedecek durumda olduğunu oy birliği ile kabul ve iddia ediyorlar. Besbelli, eski Mısır bilginleri bazı alanlarda bugünkü insanlardan daha ileri idiler. Bu, kuru bir iddia değildir! İşte mumyalar… İşte eserleri… Hepsi müzelerde, müzeler ise herkese açık!
     Bugünün anlayışı ile çelişkili görünse de, mumyalara dokunanların felâkete uğradıkları bir gerçektir. Buna artık yalnız Nil vadisindeki fellahlar değil, dünyanın tanınmış arkeologları da inanıyor.

(Gelecek yazı: Ölüler Nasıl Mumyalanır?)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz