Tarihin Bilinmeyenleri (Gerçek Ceset Avcıları)

T

     Gidip mezarımda ağlama, Ve bekleme orada olmamı, Geriye bir atom bile bırakmadılar, Bedenimden…
     Eğer tıp bilimi ilerleme gösterecekse, -Aydınlanma Dönemi’nden söz ediyoruz- bu, doktorların insan anatomisi konusundaki bilgilerinin artmasıyla gerçekleşecekti. Tıbbi kuruluşların uygulama ve eğitim için kadavraya ihtiyacı vardı. Çoğu ülke, tıp fakültelerinin, sahipsiz suçluların cesetlerini almalarına izin veriyordu. Ama bu yeterli değildi. Peki o zaman ne yapmalıydı?
     Çözüm için eşinmek
     Hırslı insan zihni bir kez daha muzaffer oldu! Çözüm, ceset avcılığı; yani, yeni ölen birinin mezannın kazılıp anatomi dersi için cerrahlara satılmasıydı. Bazen tıp öğrencileri ve cerrahlar kendi kazılarını kendileri yapıyorlardı ama çoğunlukla mezarlıklarda dolanacak zamanları yoktu. Böylece ceset avcıları ortaya çıktı. Kibarca, ‘ölü diriltenler’, amiyane tabiriyle, ‘ceset hırsızları’ olarak adlandırıldılar. 1700’lü yılların sonlarında Londra ve Edinburgh, Büyük Britanya’nın ceset avcılığı merkezleri haline geldiler.
     İş tanımı
     Nispeten güvenli bir meslekti. Tek gerçek risk, cesetlerden bulaşıcı bir hastalık kapmak veya öfkeli kalabalıkların saldırısına uğramaktı. Neredeyse hiçbir ceset avcısı hapse girmedi: İngiliz kanunlarına göre, bir ceset mülk olarak kabul edilmez, bu yüzden onu almak hırsızlık değildir.
     Ölü diriltenler ancak mezardan kefen gibi bir eşya alırlarsa veya özel mülk olan bir mezarlığa girmişlerse mahkemeye çıkarılabilirlerdi. Ancak çoğu, zengin ve tanınmış doktorlarla ya da üniversitelerle işbirliği yaptıklarından kolayca iyi avukatlara ulaşabiliyorlardı.
     Modus operandı
     Genellikle gruplar halinde çalışırlardı. Cenazeleri takip eder, ağıtçı numarası yapar, böylece mezarın tam yerini bilirlerdi. Dar ağızlı bir tahta kürek kullanarak metal sesinin duyulma olasılığını azaltıp sadece cesedin başının bulunduğu tarafın üstünü kazarlardı. Tabuta ulaştıklarında kapağı manivela yöntemiyle kaldırıp kadavraya ip bağlar ve çekerlerdi. Sonra da çukuru tekrar doldururlardı.
     Her iş gibi bir iş
     Londralı Ceset Kralı Ben gibi girişimciler, çaylak ceset avcılarına bu karanlık mesleğin inceliklerini öğrettiler. Ekipleri, Londra’nın mezarlık bölgelerinde devriye gezerek yeni gömülenleri arar ve bu berbat anonim şirketlerinin kayıtlarını bile tutarlardı. Her kapitalist girişim gibi bu konuda da rekabet kızgındı, çeteler yeni mezarların başında birbirleriyle kavgaya tutuşurlardı. Bazı girişimci ceset avcıları belirli okullar ve cerrahlarla özel anlaşmalar imzalardı.
     Yeni bir yöntem
     Ünlü Burke ve Hare ekibi, işi daha canavarca yöntemlerle modernize etmişlerdi. Operasyonun zahmetli bölümü olan mezar kazmayı aradan çıkarıp, insanları doğrudan kendileri öldürmeye başlamışlardı. 1828-1829’da bu iki iblis, Edinburgh’da 16 kadın, erkek ve çocuğu öldürüp şehrin en iyi cerrahlarından biri olduğu kadar, belli ki kolay aldatılabilen biri olan Dr. Robert Knox’a sattılar.
     Günah keçisi
     Kolay aldatılabilir veya değil, Burke ve Hare sonunda yakalandığında gözleri faltaşı gibi açılan Dr. Knox onların bu cinayet tezgahından habersiz numarası yaptı ama insanları ikna edemeyip Edinburgh’dan kaçmak zorunda kaldı.
     Hare ortağına karşı ifade verip kurtuldu. Burke cinayetten mahkum olup idam edildi. Kaderin bir cilvesi, cesedi tıp fakültesine verildi. İskeleti Edinburgh Üniversitesi’nde sergileniyor ve derisinden yapılan bir cüzdan hâlâ Kraliyet Cerrahi Fakültesi’nin müzesini şereflendiriyor.
     Herkese yetecek kadar kadavra
     Burke ve Hare’in korkunç suçları halkın infialine neden oldu ve İngiliz Parlamentosu’nu 1832’de Anatomi Yasası’nı geçirmeye mecbur etti. Bu yasa, tıp fakültelerinin yasal kadavralara ulaşmasını kolaylaştırdı ve ölü dirilticileri büyük ölçüde tasfiye etti.
     Amerikan yöntemi
     Birçok eyaletin bu tür kanunları geçirmeyi reddettiği ABD’de bu uygulama devam etti. İngiliz kardeşleri gibi Amerikan ceset avcıları da fakirleri ve garibanları avlamaya meraklıydılar, çünkü etrafta fazlasıyla vardı. Cesetlerine sahip çıkacak birilerinin olma ihtimali de daha düşüktü ve çoğunlukla fazla derin olmayan mezarlara gömülüyorlardı.
     Her ceset eşit yaratılmamıştır
     Ama demokrasi, yüksek sınıftan insanların da ölü dirilticilerin dikkatini çekebilmesi anlamına gelir. Ünlü davalardan biri, 1878’de, Kongre Üyesi J. S. Harrisson’un kayıp cesedinin Ohio Tıp Fakültesi’nde bulunmasıdır. Harrisson, Başkan William Henry Harrisson’un oğlu ve Başkan Benjamin Harrisson’un babasından başkası değildi. Bu olay bazı eyaletleri anatomi yasasını çıkarmaya zorladı. Ama sadece bazılarını. Diğer birçok eyalet bu tür bir konuyu yasallaştırmanm kendi işleri olmadığında ısrar etti. Bu yüzden mezar soyguncuları ABD’nin çeşitli yerlerinde hükümranlıklarını sürdürdüler. Birtakım Amerikan tıp fakülteleri 1920’lerin sonlarına kadar kadavralarını soru sormaksızın şüpheli ceset avcılarından alıyorlardı. Kim bilir, belki de çok daha yakın zamanlara kadar.
     Aşağıya karanlığa, yukarı merdivenlere, Biz Burke ve Hare ikilisiyiz, Burke kasap, Hare hırsız, Knox da eti alan adam.
     Mezar güzel ve kişisel bir yerdir, Ama orada kimse sizi kucaklamaz…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz