Örümcek Büyükanne Koçininako’yu Nasıl Kurtardı?

Ö

     Çok eskiden bir kadının Maststruoi adını verdiği bir oğlu varmış. Ana oğul çok derin ve sarp bir uçurum üzerinde, bir kaya oyuğunda yaşarlarmış. Kayalığın aşağısı ovalarla kaplıymış. Zirvede ise ağaçlar varmış. Ana oğulun yaşadıkları oyuğa dik kayalar arasındaki gizli ve tehlikelerle dolu bir patikadan ulaşılırmış.
     Gel zaman git zaman Maststruoi büyüyüp yakışıklı ve güçlü bir delikanlı olmuş. Ancak annesinin bütün sevgisine ve şefkatine karşın içinde zalim bir kişiliği büyütüyormuş ve gem vurulmaz bir arzuyla mükemmel kadını bulmak istiyormuş. Öyle bir kadın ki tüm ihtiyaçlarını görsün ve ondan bıkmak mümkün olmasın!
     Maststruoi bir gün uçurumun dibine inen gizli patikayı aşmış ve bir köye varıncaya kadar ovalarda gezinmiş. O köydeki en güzel kızı kendine eş seçip evine getirmiş. Ancak bu eşten çok çabuk sıkılmış.
     Günlerden bir gün, bir öfke anında mısır öğüten karısını uzun siyah saçlarından tutup, sanki kadın boş bir mısır koçanıymış gibi uçuruma fırlatıvermiş.
     Bu olayın üzerinden çok geçmeden yine ovaya inip bu kez bir başka köye gitmiş. O köyün en güzel kızı önceki karısından da güzel ve alımlıymış. Fakat bu eşten de çabucak sıkılmış ve onu da uçuruma atmış.
     Böylece bu bir alışkanlığa dönüşmüş. Bir kadından bıktığında hemen ovaya inip bir başkasını buluyor, kaçırıp evine getiriyor ve canı sıkılınca da diğerlerinin yanına yolluyormuş.
     Annesi başlangıçta oğlunun yaptıklarını görmezden gelmiş. Ancak bir gün dayanamamış ve oğlunu uyarmaya çalışmış. Fakat ne söylediyse dinletememiş. Ayrıca oğlu o kadar güçlü ve iriyarıymış ki, onu ikna etmesi mümkün değilmiş. Üstelik işine karışmaya devam ederse annesini de uçuruma atmakla tehdit etmiş. Bunun üzerine kadın oğlunun yanında artık bir kör ve sağır gibi yaşamaya başlamış.
     Mastsruoi, mükemmel kadın arayışlarının birinde büyük ırmağın kıyısındaki Kuşkutret köyüne gelmiş. Burada reisin büyük kızı Koçininako ile tanışmış. Bütün becerisini kullanarak onu karısı olmaya razı etmiş. Annesi, babası ve kız kardeşleri onun gitmesine çok üzülmekle birlikte, Maststruoi her birini öyle güzel kandırmış ki aile bu evliliğe razı olmuş.
     Başlangıçta Maststruoi önemli bir adamın kızıyla evlendiği için çok mutluymuş. Fakat çok geçmeden bu eşten de bıkmaya başlamış.
     Bir sabah Koçininako’yu kayalığın daha önce görmediği bir yerine götürüp, ağzına kadar mavi mısır dolu bir odayı göstermiş.
     “Beni sevdiğini kanıtlamak için,” demiş, “Bu gece ben dönmeden önce bu mısırların hepsini ayıklayıp öğüteceksin.”
     Sonra her zaman yaptığı gibi deniz kıyısında yaşayan arkadaşı Fırtına Tanrısı’nı görmeye gitmiş.
     Kocasının bu garip isteği Koçininako’yu korkutmuş, Çalışkan olmasına ve köyde ondan hızlı mısır öğüten biri olmamasına rağmen, bu kadar çok mısırı bir günde öğütmesine imkân yokmuş. Koçininako mısır yığınının üstüne oturmuş ve ağlamaya başlamış.
     Birden bir ses duymuş: “Neden ağlıyorsun yavrum?” Bu soruyu soran Yaşlı Örümcek Büyükanneymiş.
     Koçininako derdini anlatmış. “Kocam çok kötü biri,” demiş. “İstediğini yerine getiremezsem korkarım beni uçuruma atacak.”
     “Ağlama yavrum,” demiş Örümcek Büyükanne. “Sen beni burada bekle. Geri gelip sana yardım edeceğim.”
     Gerçekten de Örümcek Büyükanne ardında bir sürü büyülü hindiyle geri gelmiş. Koçininako ile Örümcek Büyükanne mısır koçanlarını ayıklamışlar. Büyülü hindiler ise taneleri öğütüp un yapmışlar. Hindiler o kadar hızlı çalışıyormuş ki, ortalık az sonra taze mısır unu kokusuyla dolmuş.
     Öğleden sonra boş mısır koçanları bir yanda, mavi mısır tanelerinden öğütülmüş un öte yanda büyük birer yığın oluşturuyormuş.
     O gece Maststruoi mutlu bir şekilde eve dönmüş. “Bakalım işi bitirdin mi?” diye alayla sorarak içeri girmiş. Bir yandan da kendini, bu sıkıcı kadını da öbür kadınlar gibi fırlatıp atarken hayal ediyormuş.
     Koçininako kocasını yığınların bulunduğu yere götürmüş. İp incecik öğütülmüş mısır yığınını görünce adam öfkeyle, “Pekâlâ,” demiş, “İşin daha bitmiş sayılmaz!”
     Kadını bu defa başka bir yere götürmüş. Burası tavana kadar kızıl mısır dolu bir odaymış. Ertesi gün, Örümcek Büyükanne ve büyülü hindiler yine Koçininako’ya yardıma koşmuşlar. Güneş batmadan çok önce iki kadın taneleri koçanlardan ayırmayı tamamlamış, hindiler de bunları öğütmüş. Oda tavana kadar kızıl mısır unu dolmuş.
     Maststruoi yine çok kızmış. Karısını bu defa beyaz mısır dolu bir odaya götürüp akşam eve döndüğünde işi bitmiş görmek istediğini söylemiş.
     Örümcek Büyükanne ve büyülü hindileri Koçininako’ya yine yardım etmişler.
     Dördüncü gün bir oda dolusu karışık mısır öğütmüşler. Maststruoi’nin kızgınlığı iyice artmış.
     “Yarın kuzeye, dağların öte yüzüne gidecek ve bana Beyaz Göl’den su getireceksin,” demiş. “Eğer akşama kadar gelmezsen, seni ceza olarak aşağı atarım.”
     “Ama o yol yalçın dağlardan geçiyor,” demiş Koçininako. “Öyle olmasa bile bir günde gidip gelinemeyecek kadar uzak orası.”
     Maststruoi sadece gülmüş. Koçininako ise ağlıyormuş.
     Fakat o ağladıkça Maststruoi daha çok gülüyormuş. Sonra da kıvrılıp uyumuş ve rüyasında bu yeteneksiz kadını mutluluk içinde uçuruma attığını görmüş. Böylece yeniden yola koyulup mükemmel eşi bulmaya gidebilecekmiş.
     Ertesi sabah, mutlulukla uyanıp gününü geçirmek üzere arkadaşı Fırtına Tanrısı’na gitmiş. Koçininako ise başına yerleştirdiği su testisiyle kuzeydeki Beyaz Göl’ün yer aldığı dağlara doğru yola çıkmış. Uçuruma atılmaktansa göle giderken ölmek daha iyi diye düşünmüş.
     Saatlerce yürüdükten sonra biraz dinlenmek için yere oturmuş. Şimdi dağlar ona daha da uzak görünüyormuş. Birden bir ses duymuş: “Nereye böyle yavrum?” Bu yaşlı Örümcek Büyükanne’ymiş. Koçininako olanları anlatmış:
     “Beyaz Göl’e ulaşmana imkân yok” demiş Örümcek Büyükanne. “Buraya otur ve dağlara bak. Sana yardım edeceğim.”
     Koçininako oturmuş ve dağları izlemeye başlamış. Birden dağların büyüyüp yakınlaştıklarını ve önünde Beyaz Görün belirdiğini görmüş. Sonunda göl o kadar yaklaşmış ki göl suları ayaklarına değmiş. Bunun üzerine eğilmiş ve testisini doldurmuş. Örümcek Büyükanne’ye bir kere daha teşekkür ettikten sonra, testiyi başına yerleştirdiği gibi evin yolunu tutmuş.
     Kocasının eve dönmesinden çok önce eve ulaşıp testiyi odanın ortasına bırakmış.
     Maststruoi bu suyun tadına bakıp, “Evet, bu Beyaz Göl’ün suyu. Ama seni kurtarmaya yetmez. Sen iyi bir eş değilsin. Yarın da gidip Mavi Göl’den su getirerek kendini ispatlaman gerekiyor.”
     “İyi ama Mavi Göl, Beyaz Göl’den de uzakmış ve yolu geçilmez engellerle doluymuş,” demiş Koçininako.
     Kadının ağlaması ve yalvarması Maststruoi’yi hiç etkilememiş. “Eğer bana karşı çıkarsan, olacakları biliyorsun,” demiş sadece.
     Ertesi gün kadın Mavi Göl’e giderken, Yaşlı Örümcek Büyükanne’yle karşılaşmış. ” Nereye gidiyorsun yavrum?”
     “Mavi Göl’e,” demiş Koçininako.
     “Ama oraya varamazsın,” demiş Örümcek Büyükanne. Bununla birlikte bu defa gölü buraya getiremem; çünkü yarın kocan bunu anlar. Sen bana testini ve ayakkabılarını ver; suyu ben taşıyayım.”
     O gece Maststruoi Mavi Göl’den gelen suyu görünce o kadar sinirlenmiş ki, Koçininako kocasının kendisini hemen öldürmesinden korkmuş. Ancak kocası, “Sen korkunç bir kadınsın. Karşılaştığım en korkunç kadınsın. Sen bir cadısın. Sen bir şeytansın. Ben dört gün burada olmayacağım. Bu süre, nasıl biri olduğuu anlaman için sana yeter. Ben dönünceye kadar utançtan kendini öldürmezsen, seni gelip uçuruma atacağım,” diyerek kadını siyah saçlarından tutup uçurumun başına sürüklemiş ve ona aşağıyı göstermiş. Kadın ay ışığında aşağıda parlayan kemikleri görmüş. Bunlar Maststruoi’nin eski eşlerine aitmiş.
     Kaçmak istemiş ama korkuyormuş. Kocası gidince ağlamaktan yorgun düşünceye kadar hıçkırmış.
     “Neden ağlıyorsun yavrum?” diye sormuş o sırada gelen Örümcek Büyükanne.
     Koçininako olanları anlatınca Örümcek Büyükanne, “Korkma. Burada beni bekle. Ben üç gün sonra döneceğim,” demiş.
     Bu arada Örümcek Büyükanne ipekten bir ip eğirip çok büyük bir yumak yapmış.
     Üçüncü gün geri dönüp Koçininakoyu kayalıkta bir yere gizlemiş. Eğirdiği ipin bir ucunu ona vermiş ve uçuruma inmesini istemiş.
     “Ne olursa olsun aşağıya varmadan bana bakma,” demiş Örümcek Büyükanne. “Yoksa ip kopar ve kocanın diğer kadınları attığı yere düşüp ölürsün.”
     Koçininako ipek ipi eline almış ve uçurumun dibine bakmış. Bayılacak gibiymiş ama Örümcek Büyükanne’nin söylediklerini yapmaktan başka çaresi olmadığını anlamış Arkasına hiç bakmadan aşağı inip köyüne doğru kaçmaya başlamış.
     Bütün gün doğuya doğru yürümüş. Artık iyice alçalan güneş ovaya vuruyor ve sırtını ısıtıyormuş. Sonra birden akşam olmuş ve karanlık bastırmış.
     Ancak güneşin son ışıkları çekilmeden batı ufku kalın ve kara bulutlarla kaplanıvermiş. Bunlar onu arayan Maststruoi ve Fırtına Tanrısı’ymış. Fakat koskoca ovada saklanacak tek bir yer bile yokmuş.
     Birden, “Koçininako,” diye seslenildiğini duymuş. Bu Yaşlı Örümcek Büyükanne’ymiş.
     “Hadi, evime gidelim,” demiş Örümcek Büyükanne. “Orada güvende olursun.”
     Fakat Örümcek Büyükanne’nin evine ulaştıklarında, Koçininako evin giremeyeceği kadar küçük olduğunu görmüş.
     Öte yandan kara bulutlar artık o kadar yakınmış ki bulutların üzerinde oturan kocasını ve arkadaşı Fırtına Tanrısı’nı rahatlıkla görebiliyormuş. Maststruoi’nin yüzü öfkeden artık tıpkı bir maskeye benziyormuş.
     O sırada Fırtına Tanrısı korkunç bir fırtına estirmiş, gök gürlemiş, uzak dağlar titremiş, kayalar şakırdamış.
     Örümcek Büyükanne, “Hemen eşiğe adım at,” diye uyarmış Koçininako’yu. Koçininako denileni yapınca evin birden büyüyüp genişlediğini görmüş.
     Yağmur artık bardaktan boşanırcasına yağıyor, kırbaç gibi toprağa iniyormuş. Her tarafta şimşekler çakıyor, Örümcek Büyükanne’nin evine yıldırımlar düşüyormuş. Ancak içerisi kuru ve sıcakmış. Örümcek Büyükanne ile Koçininako orada güven içinde oturuyorlarmış.
     Fırtına Tanrısı’nın bile Koçininako’ya bir şey yapamadığını gören Maststruoi, bulutları yarıp yere inmiş. Fırtına Tanrısı’nı yollayıp Örümcek Büyükanne’nin kapısına kendisi dayanmış.
     Fakat iki kadın tam zamanında çakmaktaşından yapılmış baltalarını kapmışlar ve Maststruoi kapıyı kırıp içeri dalınca onun bacaklarına saldırmışlar. O kadar çok vurmuşlar ki sonunda Maststruoi yere yıkılmış. Kısa bir süre sonra da ölmüş. Koçininako ve Örümcek Büyükanne onu ovaya bırakmışlar.
     Birkaç gün sonra Koçininako iki oğlan çocuğu dünyaya getirmiş. İyileşinceye kadar Örümcek Büyükannenin evinde kalmaya devam etmiş. Daha sonra baba ocağına dönmüş. O süre içinde Maststruoi de parlak beyaz bir kemik yığınına dönmüş.
     Maststruoi’nin kemikleri yıllarca güneşin altında parlamaya devam etmiş. Koçininako ikiz oğullarını baba evinde büyütürken bir yandan da geçmişin acı anılarını unutmaya çalışmış. Fakat Maststruoi’nin dostu olan Fırtına Tanrısı’nm intikam arzusu dinmek bilmiyormuş.
     Bir gün Fırtına Tanrısı’nın annesi olan Akıl Tanrıçası Maststruoi’nin kemiklerini bulması için bir sinek yollamış. Kız kardeşi Hafıza Tanrıçası’ndan da oğlunun arkadaşının kemiklerini getirmesini istemiş.
     Akıl Tanrıçası kız kardeşinin getirdiği kemikleri uygun şekilde düzenlemiş ve göğsüne bir kalp yerleştirmiş. Sonra bezlerle sardığı kemiklerin kuzeyine geçip kollarını açmış ve emretmiş: “Ey kemikler, birleşin!”
     Kemikler şakırdamış ve bir araya gelmişler.
     Akıl Tanrıçası kemiklerin doğusuna geçip emretmiş: “Ey kemikler, birleşin!”
     Kemikler birbirine eklenmiş. Böylece iskelet yeniden oluşmuş.
     Daha sonra iskeletin güneyine geçip emretmiş: “Kemikler canlanın!”
     Kemikler canlanmış ve kalp atmaya başlamış.
     En sonunda vücudun batısına geçip kolları yine açık olarak, “Kemikler ayağa kalkın!” demiş ve Maststruoi ayağa kalkmış. Ancak bu Maststruoi’nin eskisinden bir farkı varmış ki, o da kalbinin bir başka türlü atmasıymış.
     Akıl Tanrıçası Maststruoi’ye yaptığı kötülüklerin cezası olarak öldüğünü bildirdikten sonra onu eski evine yollamış.
     O günden sonra Maststruoi bambaşka bir insan olmuş. Başlangıçta annesi onun yaptıklarını görmemeye ve onu duymamaya çalışıyormuş. Oğlunun değişebileceğine inanmıyormuş. Fakat giderek o da oğlunun gerçekten değiştiğini anlamış. Eskiden olduğu gibi gözü gören ve kulağı işiten bir anne olarak hayata dönmüş.
     Böylece ana oğul kayalıktaki evlerinde uzun yıllar mutlu yaşamışlar.

(New Mexico Kızılderilileri Masalı-Derleyen: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi