Ancak Otuzuncu Gece Olunca

A

     Yeniden söze başlamış:

     Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, şaşırıp kalmış olan kadı, onlara, “Sizin efendiniz ne yapmış ki, ben onu öldüreyim? Ve aranızda eşek gibi anıran şu berber de ne istiyor?” diye sormuş. Bunu duyan berber bağırarak, “Biraz önce sopalayarak efendimi öldürmek isteyen elbette sendin. Ben sokaktan onun haykırışlarını duydum!” dedi. Kadı, “Fakat senin efendin de kim? Nereden geldi? Nereye gidiyor? Sonra onu buraya kim soktu? Ve de sopalanarak dövülmek için ne yaptı ki?” diye sordu.
     Berber, “Ey Allah’ın belası kadı! Kurnazlık yapıp durma! Ben bütün öyküyü, efendimin senin evine neden girdiğini ve meselenin tüm ayrıntılarını biliyorum ve de şimdi herkesin öğrenmesini istiyorum. Kızın efendime tutkun, efendim de onun sevgisine karşılık veriyor. Ben onu buraya kadar izledim. Şimdi sen onu, kızın ile yatakta bastırınca, sopa atarak hizmetçilerinin yardımıyla öldürmek istiyorsun! Ya aramızda çıkan anlaşmazlıklarda tek yargıç olan Halife’ye benim ile birlikte gelirsin ya da derhal efendimizi sağ salim bana ve ailesine teslim edersin! Ona gösterdiğin kötü davranıştan dolayı tazminat ödersin! Yoksa zorla evine girer, kendim onu teslim alırım. Haydi onu acele bize teslim et!” dedi.
     Bu sözleri işitince kadı şaşırdı; kafası karmakarışık ve de bu sözleri orada bulunanların önünde duymaktan mahçup oldu. Ama, hemen berbere, “Eğer bir yalancı değilsen, gel kendin eve gir, sana izin veriyorum ve de onu teslim almak üzere her yanı ara!” dedi. Bunu duyan berber, hemen eve daldı.
     Bana gelince, tahta kafesler ardında pencereden bütün bu sahneye tanık olup berberin de beni aramak için eve daldığını görünce, kaçıp kurtulmak istedim. Ama ev halkının gözüne çarpmadan ya da berber ile karşılaşmaksızın kaçıp kurtulacağım bir çıkış aradımsa da bulamadım. O zaman, bir odaya dalarak burada saklanmak için bir yer aradım ve orada büyücek boş bir tahta sandık buldum; acele içine girip saklandım; kapağı üstüme kapayıp nefesimi kestim.
     Berbere gelince, evin her yanını araştırdıktan sonra, sonunda bulunduğum odaya geldi ve sağa sola bakarken sandığı gördü. O zaman, alçak, hiçbir şey söylemeden, benim onun içinde olduğumu anladı; onu kafasına koyup taşıdı; en kısa zamanda çıkış yolunu buldu; bense heyecandan neredeyse ölecektim. Ama, talihin kudretiyle, beni taşırken, yörede toplananlar, sandığın içinde ne olduğunu öğrenmek istediler ve çabucak kapak kaldırıldı.
     Orada duyduğum utanç ve yuhalamalara dayanamayarak sandıktan acele çıkıp yere atladım. Ve işte o günden beri böyle topalım. Fakat o an için kaçıp gizlenmekten başka bir şey düşünmüyordum ve orada akıl almaz bir kalabalık görünce; üzerlerine avuç dolusu altınlar serptim ve bütün o kalabalığın altın toplamak için gösterdiği telaştan yararlanarak oradan ayrılıp çarçabuk kaçtım. Böylece Bağdat’ın en bilinmez sokaklarının büyük bir bölümünden koşarak geçtim. Ama bir ara geri dönüp berberin de ardımdan koşarak, bir yandan da yüksek sesle, “Ey ahali! Allah’a şükür, efendimi buldum! Ama Allah kötülerin üstün gelmesini istemez; onları yenip ellerinden efendimi kurtarmak için beni seçti!” diye haykırdığını duyunca, ne kadar dehşete düştüm bilemezsiniz! Ve de ardımdan koşarken bana, “Şimdi anladın ya, efendim, sabırsızlık gösterip beni dinlememekle ne kadar kötü davranmış olduğunu! Seni kurtarmak için beni görevlendiren Allah’ın yardımı olmasaydı, çok kötü durumlara düşecek ve sonsuza dek kaybolmuş olacaktın. Allah’a dua et de, daima senin emrinde olabilmek için bana ömür versin! Ben de senin anlayışlı rehberin olayım! Çünkü, gördüğün gibi, senin kişiliğin biraz zayıf; biraz beceriksiz ve de bir parça budalasın! İyi ya, efendim, niye böyle koşup duruyorsun! Beni beklesene!” diyordu.
     O zaman, bu berberden nasıl yakayı sıyıracağımı bilemeyerek durdum ve ona, “Ey berber, sana şu içine düştüğüm durumu görmek yetmedi mi? ölümümü mü istiyorsun yoksa?” dedim.
     Fakat sözümü bitirir bitirmez birdenbire tam karşımda, çarşıda tanıdığım bir esnafın açık bulunan dükkânını gördüm. Hemen dükkânın içine daldım ve mal sahibine bu alçağın ardımdan dükkâna girmesini önlemesini söyledim. Dükkân sahibi de büyük bir sopa göstererek ve gözlerini alabildiğine açarak onu engelledi. Ancak berber, tacir ile babasını ve büyükbabasını lanetlemeden ve onlara bildiği tüm hakaretleri yağdırmadan oradan ayrılmadı.
     Bunun üzerine tacir beni sorguladı; ben de ona bu berber ile olan öykümü anlattım ve ayağım iyileşinceye kadar beni dükkânında alıkoyması için ricada bulundum; çünkü yüzünü görmek bile en büyük felaketlerden daha dayanılmaz olan berberin boyuna evi gözaltında tutmuş olmasından korkuyordum. İyileşmemden hemen sonra, malik olduğum tüm parayı üzerime aldım, tanıklar tuttum ve servetimin geri kalanını anama bıraktığımı gösteren bir vasiyetname hazırlattım ve güvenli bir adamı bunları gözetmek için vasi tayin ederek tüm mallarımı idare etmesi için kendisini görevlendirdim. Ve şu berber ile kesin olarak ilişiğimi kesmek için, kendi kentim olan Bağdat’ı terk etmeye ve düşmanım olan bu kişiyle bir daha karşılaşmamak için tehlike bulunmayan başka bir yere gitmeye karar verdim.
     Böylece Bağdat’tan ayrıldım ve peşimden ayrılmayan bu heriften yakayı sıyırmayı başardığımı sandığım bu kente geldim. Ama çabam nafileymiş; işte, efendiler, burada, sizin aranızda, beni çağırmış bulunduğunuz bu ziyafette de ona rastladım. Emin olabilirsiniz ki, ötekini bıraktığım gibi bu kenti de bırakıp gitmeden rahata kavuşamayacağım ve bütün bunlar bu alçağın, bu Allah’ın kendisini, ailesini ve bütün gelecek nesillerini kahredesi namussuz berberin yüzünden oldu; dedi.
     Çin hükümdarının önünde, terzi sözünü sürdürerek; “Topal genç adam bu sözleri söyledikten sonra, benzi sapsarı, ayağa kalktı ve bize selam verdikten sonra onu engellemeye fırsat vermeden oradan çıkıp gitti” dedi. Bize gelince, bu şaşırtıcı öyküyü işitince, hepimiz dönüp sesini çıkarmadan gözlerini yere eğmiş oturan berberin yüzüne baktık ve ona, “Ne dersin, genç adamın anlattıkları doğru mu?” diye sorduk. “Öyleyse niçin böyle davranıp da delikanlının mahvına neden oldun?” diye sorduk.
     Bunun üzerine berber başını kaldırdı ve bize, “Vallahi! Ben nedenini bilerek böyle davrandım ve başına bela gelmemesi için böyle yaptım. Çünkü ben olmasaydım hiç kuşkusuz, yitip gidecekti. Onun Allah’a ve bana, tüm yaşamını yitirmektense, sırf bir ayağının kullanımını yitirmiş olmasından dolayı şükretmesi gerek! Sizlere gelince efendiler, benim bir geveze ya da bir densiz olmadığımı ve hiçbir şekilde altı kardeşime benzemediğimi kanıtlamak ve aslında faydalı ve geleceği gören bir adam, özellikle de çok ketum bir kişi olduğumu göstermek için, öykümü anlatacağım. Kararı siz verin!” dedi.
     Bu sözler üzerine, konuşmasını sürdürdü terzi. Biz hepimiz de, sessizlik içinde berberin şu öyküsünü dinledik…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz