Mısır Piramitleri-3 (Ölüler Nasıl Mumyalanır?)

M

     Mısırlıların din anlayışı yüzyıllar boyunca değişe geldi. Önceleri gökyüzünü bir inek, yeryüzünü de bu ineğin karnına uzanıp yatmış bir adam olarak sembolize ediyorlardı. Ağaçlar ve bütün bitkiler bu adamın sırtındaki kıllardan başka bir şey değildi. Sonra, Tanrıça NUT’a taptılar. Tanrıça NUT’u, inek olarak sembolize ettikleri gökyüzü ile karıştırdıkları devirler oldu. NUT, bütün tanrıların anası ve gökyüzü sularının yaratıcısı idi. Daha sonra, AMON-A dedikleri güneşe taptılar. Ölüleri koruyan yüce tanrı da OSİRİS idi.
     Zamanla tanrıların sayısı arttı. Nil Tanrısı APİS, atmaca tanrı HORUS ve sayıları 2000e varan bir sürü tanrı. Boğa, inek, koç, maymun, timsah, kedi, fare, kurbağa da kutsal hayvanlardı.
     Cenaze töreni, düşmanları tarafından öldürülen Tanrı OSİRİS in cenaze törenine benzetilirdi. Osiris, ölünce karısı onun vücudunu mumyalamıştı.
     Yoksul, zengin herkes ölüsünü mumyalatırdı. Onun için de her keseye uygun mumyalama tarifeleri vardı. Fakirlerin ölüsü kolay mumyalanırdı. 70 gün süren bir soda lavajı yapılır, bağırsakları temizlenirdi. Orta halli ölülerin mide ve bağırsaklarına, lavajdan sonra, servilerden çıkarılan bir çeşit yağ doldurulur ve akmaması için vücut tıkanırdı.
     Zenginlerin ölüsünü mumyalamak seri halinde bir sürü işlemi gerektirirdi. Ölünün mide ve bağırsakları da çıkarılır, karın bomboş kalırdı. Çengelle ve burun deliklerinden ilaç dökmek suretiyle, beynini de çıkarırlardı. Vücutla beraber çıkarılan iç organları da mumyalanır ve ayrı bir yerde saklanırdı.
     Tılsımlı kelimelerle mumyanın gözleri açılıyor
     Mumyalama işi aylar süren uğraşmalardan sonra bitince, rahip gelir, tılsımlı kelimelerle ölünün ağzını ve gözlerini açardı.
     Firavunun mumyası başında rahip şu şekilde bir konuşma yapardı:
     “Sen bir tanrı oldun, ama yeryüzü nimetlerine de sahipsin. Karın, çocukların ve dostların her zaman seninle beraber olacak. Vücudun taze, kanın damarlarında yine dolaşıyor ve sen yaşıyorsun!”
     Bu sözlere firavunun mumyası yine rahibin ağzından cevap verirdi:
     “Evet yaşıyorum! Yaşıyorum!”
     Bundan sonra ölüyü kabrine yerleştirme töreni başlardı. Hayatta en çok sevdiği şeyleri, değerli eşyalarını, silah ve mücevherlerini yanına koyarlardı. Esirlerinden bazılarını ve kutsal hayvanları da mumlayarak yine yanına bırakırlardı. Hiçbir şeyini unutmamaya çalışırlardı. Unuturlarsa, ölü onları rahatsız eder, üzüntüler, acılar, felaketler getirirdi.
     Mısır bilginlerinin en uluları rahiplerdi. Firavunun cenaze törenini onlar yönetirdi. 

(Gelecek yazı: Firavun Tutankamon ve Hazinesi)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz