DECAMERON-11 (Yedinci Hikâye)

D

     Sabit bir hedefe isabet ettirmek kolay ama birden bire çıkıveren bir hedefe isabet ettirmek olağanüstü bir şeydir. Papazların günahkâr ve rezilce hayatları, istihzaların bir hedefini teşkil eder ki, ona isabet ettirmek arzusunu uyandırır. Aşağıda nakledeceğim ve süse düşkün Cane Della Skala’nın görülmemiş derecedeki cimriliğini anlatan hikâye, buna bir örnektir.
     Yaygın bir söylentiye göre, Cane Della Skala, İtalya’da Kral Frederik zamanından beri en garip ve en zengin adamlardan birisi idi. Bu adam Verona’da parlak bir ziyafet vermek istiyordu. Ziyafete bilhassa kibarlar ve saray adamları gelmişlerdi. Adam, biilnmeyen bir sebepten kararını değiştirmiş, sönük bir ikramla misafirlerini geldikleri yerlere yollamıştı. Yalnız Bergamin namında maharetli bir hatip orada kalmıştı. Ama Cane Della Skala ona yapılacak ikramın fena tesir edeceğini hesap ediyor ve onunla hiç konuşmuyordu.
     Bergamin, bir kaç gün kimsenin kendisiyle meşgul olmadığını görünce, otelde de kendisi ve uşakları için epeyce borçlanınca, keyfi kaçmıştı. Yine de bırakıp gitmek istemiyordu. Gelirken başkalarından üç kat daha fazla elbiseyi ödünç almıştı. Bunlardan birini, borcu yerine otelciye vermişti. İkameti uzadığı için, ikinci elbiseyi de vermiş, üçüncüsü ile yaşamaya başlamıştı. Bir gün iyice parasız kalınca Cane ile karşılaştı. Cane konuşmadan ziyade alay etmek maksadıyla;
     “Neyin var Bergamin?” dedi. “Neden öyle düşüncelisin?”
     Bergamin hiç düşünmeden ikisinin durumlarını pek güzel anlatan bir hikâye anlatmaya başladı:
     “Bildiğiniz gibi, Primas en meşhur gramercilerden birisiydi ve büyük bir şairdi. Bu sayede şöhreti her tarafa yayılmıştı. Bir zamanlar Paris’te zenginler, onun kabiliyetlerini bilmediklerinden pek fakirce yaşıyordu. Bir gün ona baş papaz Klupni’den bahsettiler. Bu adam papadan sonra en zengin papazdı. Sofrası daima açıktı. Kim gelirse istediği kadar yiyip içebilirdi. Bunu duyan ve büyük adamları tanıma arzusunda olan Primas, bunu gözüyle görebilmek için papazı ziyarete karar verdi. Papazın evi, Paris’ten altı mil mesafede idi. Eğer sabah erken yola çıkarsa yemek zamanı orada olabilirdi. Yolu şaşırıp aç kalmamak için yanına üç ekmek aldı. Suyu her yerde bulabilirdi. Yola çıktı ve yemek zamanı papazın evine ulaştı, eve girdi, örtülmüş masaları ve mutfakta yemek hazırladıklarını görünce; bu anlattıklarından daha muhteşem, dedi. Hazırlıklar tamam olunca, evin kâhyası herkese el yıkamak için su verdi ve sofradaki yerlerini gösterdi. Primas, papazın yemek salonuna gireceği kapının karşısına oturmuştu. Papaz sofraya oturmadan kimseye yiyecek ve içecek verilmezdi. Kâhya sofrayı tertipledikten sonra papaza her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Kapılar açıldı. Papaz ilk olarak fena giyinmiş ve tanımadığı Priması görmüştü. Bundan öfkelenen papaz, dönüp odasına geçti ve masada oturan bu aptal herifin kim olduğunu sordu. Primas açlığa, alışık değildi. Papazın gelmediğini görünce, beraberinde getirdiği ekmeklerden birisini çıkararak yemeye başladı. Biraz sonra papaz, uşağına; o adam gitti mi? dedi. Uşak; hayır efendim, dedi. Beraberinde getirdiği ekmeği yemekle meşgul. Varsın yesin, dedi papaz. Benim yemeğimden bugün yiyemez. Papaz kimseyi kovmasını sevmezdi, onun için adamın kendiliğinden gitmesini bekliyordu. Primas ekmeğini bitirip de papazın gelmediğini görünce, ikinci ekmeğini de cebinden çıkardı. Bunu da papaza haber verdiler. Papaz gene gelmedi. Primas üçüncü ekmeğini de cebinden çıkardı, bunu haber alan papaz, bugün benim kafamdan geçen şey nedir? dedi kendi kendine. Bu cimrilik neye? Yıllardır soframa kim gelirse, asil olsun köylü olsun, zengin olsun fakir olsun, herkese ikram ettim, bugüne kadar böyle bir şey aklıma gelmemişti. Bir adamın yemesinden ne olacak? Belki de pespaye sandığım bu adam büyük bir adamdır, dedi. Adamın isminin Primas olduğunu öğrenen papaz, utandı. Hatasını düzeltmek için ona ikram etti, yeni esvaplar yaptırdı, para verdi ve isterse kalabileceğini bildirdi. Primas pek memnun oldu, teşekkür ederek yola çıktı. Artık yaya yürümüyor, papazın hediye ettiği ata biniyordu.
     Anlayışlı adam olan Cane, Bergamin’in bu hikâyesinden ne kastettiğini hemen anlamıştı.
     “Bergamin!” dedi gülerek. “Şen ve zarif bir tarzda kendi hizmetlerini, benim cimriliğimi ve benden ne istediğini anlatmış oldun. Ben artık cimriliğimi bırakmak isterim.”
     Cane, Bergamin’in otel borçlarını ödetti ve rehin verdiği elbiseleri geri aldırttı, ona para ve at verdi ve isterse yanında kalabileceğini bildirdi.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz